İnsanlık Tarihimden Utanıyorum

Yaşam Kaya

Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi tarafından düzenli biçimde çıkarılan Mimesis Sahne Dergisi’nin 19. Sayısı Elazığ İl Halk Kütüphanesi Müdürü’nce içeriği ‘müstehcen’ bulunarak kütüphaneden kaldırtılmış. Müdür bununla yetinmeyip durumu kuruma resmi bir yazıyla bildirip, derginin bir daha ne sebeple olursa olsun Elazığ il ve ilçe kütüphanelerine gönderilmesini istemediğini açıkça beyan etmiş. Kültür Bakanlığı’nın Ankara’dan aldığı karar doğrultusunda Türkiye’deki birçok kütüphaneye ulaşan ‘Mimesis’, merkezi yönetimin kararına uymayan kütüphane müdürünün ve üç tane kim tarafından ne maksatla verildiği belli olmayan şikayet dilekçesinin gazabına uğruyor.

Geçtiğimiz hafta Kadıköy Özgürlük Parkı’nda 36 saat boyunca devam eden bir eylem gerçekleşti. ‘Sanat Maratonu’ adı altında tiyatrocular son dönem tiyatrolara karşı sürdürülen söylemlere karşı tepkilerini gösterdiler. Eylem başlamadan önce, bir oyuncu dostum beni maratona davet etmiş, fakat benim senelerdir söylediğim ‘kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz’ söylemi bu tarz eylemlerde ön plana çıktığı için ‘Sanat Maratonu’na gelmeyeceğimi belirtmiştim. Hatta şunu da özellikle vurguladım; ‘Kadıköy’de tiyatro yürüyüşü gerçekleştirip 36 saat boyunca tiyatro yapmak sorun değil, çünkü orası Kadıköy, bunu rahatlıkla yapabilirsiniz, önemli olan Fatih’te, Gaziosmanpaşa’da, Eyüp’te bunu gerçekleştirmek! Sana karşı olanları kazanacaksın ki, yaptığın eylem sonucunda insanlar seni anlasın. Yoksa senle aynı düşünceye sahip insanlarla istediğin kadar eylem gerçekleştir, yine bir avuç azınlık olarak kalırsınız!…’

‘Sanat Maratonu’ sonunda tiyatrocular tam da benim söylediğim gibi, kendi içlerinde, belirli bir azınlıkla beraber, sanki Türkiye’nin her yerinde ses getirmiş gibi sevinç çığlıkları atmaya başladılar. Ama bakın eylem biteli daha on gün olmamışken Elazığ’da bir kütüphane müdürü çıkıp, Türkiye’nin en saygın akademik tiyatro çeviri ve araştırma dergisini yasaklayabiliyor. Bizler tiyatro sanatını ne olursa olsun halkla beraber savunamazsak, ortalıkta taş çağı zihniyetinden geri kalmış faşistlerin görüşleri üzerimizde olmaya devam edecek. ‘Sanat Maratonu’nu asla küçük görmüyorum, aksine tiyatrocuların kendi aralarında sağladıkları birlik için iyi bir adım; fakat halkın olmadığı yerde tiyatroya karşı saldırılar devam etmeyi sürdürecek. Şimdi bu yazdıklarımdan sonra kimse kalkıp bana kızmasın, eylemi başarılı bulan arkadaşlar illaki vardır.

Olayla bağlantılı gittiğim için gelelim asıl konuya. Mimesis Dergisi’nin yasaklanma sebebi komedi fıkrası gibi. Müstehcen bulunup şikayet konusu olan makale, Washington Üniversitesi´nde öğretim üyesi olan Sarah Culpepper Stroup’un 2004 yılında kaleme aldığı Antik Yunan komedyası hakkında bir çeviri-araştırma dosyası. Yazıda, Aristophanes´in ‘Lysistrata’ oyununa atıfta bulunarak kadınların evlilik hayatındaki durumları, “heteria” diye adlandırılan kadınların evlilik dışı ilişkileri, bu ilişkilerin ‘Lysistrata’ oyunundaki karşılığı bilimsel analizlerle irdeleniyor. Ayrıca dergi makaleyi yayınlarken milattan önceye ait kadın çizimlerini anlatan resimlerle konuyu destekliyor.

İki bin yıl önce insanlık tarihinin bilimsel ve sanatsal alanda başladığı noktaya bakalım, şimdinin Türkiye’sindeki yasakçı, gerici zihniyeti değerlendirelim. Bir insan ‘İl Halk Kütüphanesi’ne müdür olabiliyorsa, kütüphanede ticaret yapmak, insanların görüşlerini sorgulamak, onları susturmak için orada oturmuyordur. İçinde bulunduğu makam itibariyle, insanlık tarihinin birbirine aktardığı bilgiler, o yasakçı zihniyetin temsil ettiği kütüphaneden topluma ulaşıyor. İki bin yıl önce yazılan bir oyun, çizilen bir resim, dünyadaki kütüphanelerle etkileşerek şimdiye ulaşmış. Amerikalı bilim kadını Stroup, Aristophanes´in ‘Lysistrata’ oyununu günümüz insanları için yeniden analiz ediyor. Peki bu bilgi aktarımını gerçekleştirecek kurum ne yapıyor? Kültür Bakanı Sayın Ertuğrul Günay’ın izni ile Türkiye’deki kütüphanelere ulaşan Türkiye’nin en ciddi akademik tiyatro dergisini yasaklayıp, toplumu bilgi kirliliğinden (!) kurtarıyor. Bunu yaparken bağlı bulunduğu bakanlığı da atlıyor.

Cumhuriyet tarihi boyunca vesayet rejimi tarafından kullanılan sindirme, bastırma, yasaklama, yok etme olgusu; ‘kraldan kralcı’ olan, kendisini üst makamlara göstermek için adeta yarış içine giren zihniyetler tarafından kullanılıyor. Çoğunluk ideolojisinin verdiği güçle, ‘ben her istediğimi yaparım’ anlayışı Cumhuriyet döneminde ‘Beyaz Türk’ güruhunca yapılmıştı. Şimdilerde kendisini ‘ezilen’ olarak adlandıran ‘egemen güç’ tarafından gerçekleştiriliyor.

Yazımın başında belirttiğim gibi, bir yanda 36 saat süren ‘Sanat Maratonu’ diğer yanda Türkiye’nin en saygın akademik tiyatro dergisini yasaklayan zihniyet. İki bin yıl önce yazılan bir oyun toplumun ahlakını bozuyorsa demek ki insanlık tarihi iki bin yıldır ahlaksızca yaşamını sürdürüyor!

Birgün



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Okuyucu Yorumları

“İnsanlık Tarihimden Utanıyorum” yazısına bir yorum var.

  1. morosophe dedi ki:

    Şu sıralar “Katiller, Sanatçılar ve Teröristler- F.Lentricchia & J.McAuliffe (Ayrıntı, 2004)” adlı kitabı okumaktayım. Çok ilginç fikirler var. Özellikle de yaşadığımız çağda sanatçının ve sanatın işlevi nedir? Medya ile televizyon programları ile çevrilmiş bir toplumu dönüştürmek (fazla kibirli duruyor sanki) hangi sanatla mümkün olabilir? Burada kitaptan ve Unabomber’dan bir alıntı: “Kelimelerle toplum üzerinde bir etki yaratmak… çoğu birey ve küçük grup açısından neredeyse imkansızdır. Kendimizi ele alalım örneğin. Eğer hiç şiddete başvurmamış ve bu yazıları bir yayımcıya yollamış olsaydık, muhtemelen bunları kabul etmezdi. Yazılar kabul edilip yayımlansaydı bile pek fazla okura ulaşamazlardı, zira medyada yer alan eğlence programlarını izlemek ciddi bir makale okumaktan daha zevklidir… mesajımızı kamuoyuna kalıcı bir etkisi olacak şekilde iletebilmek için insan öldürmemiz gerekti. Unabomber”
    Ben birey olarak şiddet karşıtı olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim (hayatında şiddetle çok karşılaşmamış bir küçük burjuvadan ne beklenebilir ki?) ama Jean Genet’te bir kitabında kavganın içinde olan insanın güzelliğinden dem vurur. Tabii sanat nedir şu yaşadığımız çağda sorusuna kolay bir cevap olmadığının farkındayım ama üstüne çok düşünülmesi gerektiğinin, ve konuşulması gerektiğini düşünüyorum
    sanat maratonu kendi içinde güzel bir eylem olarak görüyorum ve daha halkın içine girmesiyle çok daha faydalı buluyorum.
    Kütüphanenin müstehcen bulmasıda aslında iyi olduğunu düşünüyorum. Dergi bu sayısıyla büyük bir ihtimal en fazla satış tirajına ulaşacaktır :) yorumlardan ve sosyal paylaşım sitelerinde gözüken durum bu. Ben de yazınıza nezareten küçük bir öneri Lysistrata Elazığda oynananamaz mı? Güzel bir eylem ve ses getiren bir eylem olmaz mıydı?

    Saygı ve sevgi ile kalın

Yorum


işlemi tamamlayınız: