Tiyatro Kampı: Gerçek Ama Yetmez

Neşe Binark

Tiyatro, oyuncunun oynayabildiği, seyircinin de izleyebildiği bir yerin tam ortasındadır

Oynamak! Tüm bendeninle, ruhunla, tırnak diplerine kadar oynamak! Korneandan, hücre çekirdeğine kadar oynamak! Tiyatro sözcüğünü duyduğunda bile tüylerinin diken diken olması, nefesinin hızlanması, kalp atışlarının gümbürdemesi, yüreğinin bedenini terketmesi!

Oyuncu ruhunu taşıyorsun, hasbel kader yeteneğin de var, tiyatroya olan aşkın yaşamın kadar gerçek; oyuncu olman için yeter mi?

Gerçek ama yetmez!

Temmuz ayının sıcak günlerinden on beşi ile  on sekizi arası, Kadir Has Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi  Tiyatro Bölümü’nün düzenlediği Tiyatro Yaz Kampı’na katıldım.

Katılımcıların dört gruba ayrıldığı ve katılım için yaş sınırının aranmadığı kamp dört gün boyunca yüksek performansla devam etti.

Tiyatro Yaz Kampı’nda, Bölüm Başkanı Prof. Dr. Çetin Sarıkartal, Yrd. Doç. Dr Zeynep Günsur Yüceil ve Öğretim Görevlisi Özlem Özhabeş biz katılımcıları hareket, yaratıcılık ve doğaçlama üzerinde çalıştırdı. Rahat ve eğlenceli bir ortamda, henüz tanışmamış olanlar için oyunculukla tanışmalarına yardımcı oldular.

 Bölümün oyunculuğa bakışı ve çalışma yöntemleri hakkında bilgi edinebildiğimiz çalışmalarda, yaratıcılığı oyuncu bedeninde uyandırmak hedefleniyordu.

Tiyatro Yaz Kampı’nın birinci gününde, benim de dahil olduğum A grubu otuz kişiden oluşuyordu. Farkındalık yaratarak yürüme ile başladığımız çalışmadan sonra çember halinde dizilerek ilk güne damgasını vuran ve bizi üç saat boyunca yorulmak bilmeden ayakta tutabilen, eğlenceli tanışma egzersizine geçtik.

 Her kişi, kendine isminin baş harfiyle başlayan bir sıfat uyduracak ve ismini de sonuna ekleyerek bir hareketle bunu seslendirecekti.

Sonraki katılımcı kendinden öncekinin sıfatlı ismini ve hareketini tekrar edecek üzerine de kendi sıfatı, ismi ve hareketini gösterecekti. Kişi sayısı arttıkça sıradakinin ezberleyeceği ve tekrar edeceği sıfat, isim ve hareket sayısı artıyordu.

 Bu çalışmada hedeflenen, hareketi tekrar yoluyla, sesi yani sözcükleri hatırlayabilmekti. Çok keyifliydi.

Çok sık rastlanan bir sıkıntı ise öncekilerin tamamını hatırlayıp sizden bir öncekinin söylediğini hatırlayamamaktı.

Öyle iyi ezberlemişim ki yazarak hareketleri göstermem mümkün olamayacağından sadece niteleyen sıfatlarıyla arkadaşların isimlerini bu satırlara dökmeden edemeyeceğim üstelik çemberdeki sıralarıyla; Özlem Hoca, göstermek amaçlı başı çektiği için onun da örneğini unutmadım!

Özgür Özlem, Gizli Gizem, Huysuz Hanife, Yahşi Yasemin, Nazlı Neşe, Sevimli Sedat, Kurnaz Kaan, Duru Duygu, Muzır Merve, Dengesiz Deniz, Meraklı Merve, Uykusuz Uğurcan, Şaşkın Şahin, Agresif Arda, Derin Derya, Heyecanlı Hazal, Kalender Kerem Candan Can, Akışkan Akın, Garip Güney, Tembel Tuğçe, Bilge Büke, Yaramaz Yonca, Hikmetli Hazal, Kara Kartal, Bahtsız Bartu, Öfkeli Ömer, Renkli Refiye, Zarif Zeynep, Maharetli Musa, Matador Mert.

Tiyatro Yaz Kampı’nın ikinci gününde ilk çalışma ikişerli eşleşerek yapıldı. Birinin yaptığı hareketleri izleyip kendine göre yorumlayarak yansılayan ikinci kişi asla diğeri ile göz temasını kaybetmeyecekti. Sonrasında eşlerin yer değiştirmesiyle süren bu çalışma bir eşin yaptığı hareketin yüz kat büyüğünün ya da yüz kat küçüğünün diğeri tarafından yapıldığı ikinci çalışmaya yerini bıraktı.

Yedi kişilik gruplar halinde ayrılan katılımcılar, sırasıyla grup olarak aynı hizada izleyenlerin karşısında dizildiler. Bu çalışmada hedeflenen katılımcılarının her birinin grubun diğer üyelerini dinlemesi, hissetmesi ve aynı anda yürümeye başlayıp aynı anda durmayı başarmasıydı. Mümkün olduğunca en yavaş yürümek esastı. Yavaşlamanın zorluğu ile baş edebilmek başlı başına emek isteyen bir süreçti.

İkinci günün son egzersizinde ise her katılımcı bir hayvan seçerek on dakika boyunca onun hareketlerini çalıştı ve aslında o olmaya, o hayvanı yaşamaya, yaşatmaya çalıştı. Sonrasında verilen talimatlarla dört adımda hayvanlıktan insanlığa geçebilmek son aşamasıydı.

Tiyatro Yaz Kampı’nın üçüncü gününde çalışmalar yürüyüşle başladı. Temposu birden ona kadar farklı hızlarda değişen yürüyüşler Kadir Has’ın Kara Kutu sahnesinde hiç boşluk bırakmayacak düzeyde hareketle gerçekleştirildi. Yürüyüşler esnasında verilen talimatlara göre söylenileni söylemek ya da yapılanı yapmak şeklinde ısınma gerçekleştirildi.

Üçüncü günün akılda kalan en iyi egzersizi çember şeklinde dizilen katılımcılara verilen tek bir repliğin (Nasıl gideceğiz?) çalıştıran kişi ile göz teması sağlayarak; istemek, vermek, bırakmak ve tutmak eylemleri ile ifade edilmesiydi. Katılımcının içine dönüp kendini ve anlık isteğini keşfetmesiyle bir anda çözülüveren, anlaşılır olan ama başında zorlayan bir egzersizdi.

Kollarımızı dirseklerimizden içeri doğru büküp dört hamlede yukarı kaldırırken ağzımızı açabildiğimiz kadar büyük açma ve sonra kendimizi yer çekimine bırakma alıştırması da nefese etkisi bakımından rahatlatıcıydı.

Tekrar yürümeyle başlayan dinlenme ve rahatlama süreci neredeyse psikodramatik bir eylemler zinciri halindeydi. İçimizdeki her şeyi toparlayıp, durma talimatı verildiği anda durmak, gözlerimizi kapatıp ses halinde her şeyi dışarı boşaltmakla başladı.

Üç hamlede belimizden iyice bükülüp dışarı ses olarak öğürerek hepsini bırakmak ve sonra tek hamlede dikleşip gözlerimizi açarak tam bir oyuncu kimliğiyle ayakta durabilmeyi başarmakla devam etti.

 Tiyatro Yaz Kampı’nın dördüncü gününde yapılan doğaçlama çalışması ve sonrasında karşılıklı konuşma içerisinde sorulara verilen yanıtlarla kamp sona erdi, her katılımcıya katılım belgesi verildi.

Kampın üçüncü ve dördüncü günlerinde, çalışmalarıma damga vuran başka bir boyut daha açtım: Kadir Has Bilgi Merkezi ve Kütüphanesi’nde kuramsal çalışmalar yaparak bedensel çalışmalarımı destekledim.

Tüm bu çalışmalarımın sonunda içimdeki oyuncu kadına birkaç soru sordum.

Kimi cevapları kendim verdim kimilerini istemeden de olsa dışarıdan duydum.

Stanislavski’ye göre oyuncu, bilimsel yollarla tam olarak idrak edilemeyecek mistik bir boyuta sahipti. Yaratıcılık denen süreç sırrı keşfedilemeyecek ve gizemli kalmaya mahkum bir alanda gerçekleşiyordu. Bu alan bilinçaltı’ydı.

Sorum: Yetenek denen şey yaratıcılığın kaynağı olan yerden bilinçaltından mı doğar? Yetenek ölçülebilir bir şey midir? Metrik sistemle mi ya da kilo hesabına vurulur?

Stanislavski’ye göre bazı aktörler ve aktrisler sahneyi ve sanatı, balığın suyu sevdiği gibi severler. Onlar sanatın atmosferi içinde yeniden canlanırlar.

tiyatrokampi_web

Sorum: Bu canlanmayı fark edip de sahne aşkından emin olamamak mümkün müdür?

Grotowski, tiyatroyu insan gövdesinin ve ruhunun araştırıldığı bir laboratuvar olarak tasarladı.

Sorum: Her insanın bedeni ve ruhu biricik olduğu için laboratuvar koşullarında, o bedenden ve o ruhtan farklı yaratımlar çıkması doğal değil midir?

Meyerhold, konstruktivist tiyatroyu kurduğunda çıplak sahnede emeğin ve işçiliğin devinimini ve üretimini anlattı.

Eric Morris metodu oyunculukta esas olan oyuncunun işçiliğidir.

Sorum: Göstermekte olduğu işçilik gün gibi açık olan bir oyuncu yetersiz midir?

Dört gün boyunca, dolu dolu süren tiyatro kampının bitiminde, dersimi aldım.

“Oyuncunun aşı sözcüklerdir, onlarla beslenir”.

Sözcükler! Büyülüdürler, büyü yaratırlar.

Bazıları ise kırar döker, incitir, büyü bozarlar!

Oyun kişisi sırçadan yapılmıştır, alkış sesinden kırılmaz da

Asılı kalan tek cümleden paramparça olur.

 

“ Bilirim sözlerin kudretini,

Bilirim sözlerin etkin çağrısını,

Bunlar locaların alkış tutacağı

sözler değildir.

Bunlar öyle sözlerdir ki, tabutlara

Dört meşe ayağı ile tempo tutturur!

….. söz rüzgar gibi fırlar, kolanları gererek yayılır

Etkisi yüzyıllar boyu,

Çan sesleri gibi kalır!”

Mayakovski

Yorum


işlemi tamamlayınız: