‘Yükselişten Sonra’ Başlayan Çöküş!

Yaşam Kaya

Geçtiğimiz tiyatro sezonu içinde izlediğim bazı oyunlar seyircinin belleğinden kolay kolay silinmeyecek. 31 Mayıs’ta başlayan ‘Gezi Parkı İsyanı’ hükümetin ‘anti demokratik’ kimliğini tüm dünyaya deşifre ederken, ülke içinde yaşanılan -özellikle medya ve sanat- sansür olgusu insanların sokaklara çıkıp evlerine dönmemelerinde en büyük etken. Tiyatronun yeniden ‘devrimci’ kimliğine sarılmasına neden olan isyan, sadece sanatı değil, önümüzdeki yıldan sonra politikaya kadar uzanan geniş bir yapıyı yeniden şekillendirecek. 2012-2013 tiyatro sezonunda ‘Mi Minör’ ile başlayıp, ‘Yükselişten Sonra’ oyunuyla süren ‘tiyatroda Türkiye eleştirisi’ yeni tiyatro sezonunda artarak süreceği kesin. Sözü çok uzatmadan bu sezonun ‘iddialı’ yapımları arasında gördüğüm ‘Yükselişten Sonra’ oyun kritiğine geçiyorum. Eleştiriyi okurken gözünüzün önünde oluşacak Türkiye fotoğrafını bakın kimler, kaç sene önce nasıl uygulamış.

Tiyatro Formül, Bulgar asıllı Yazar Gerhard Borris’in ‘Yükselişten Sonra’ adlı oyunuyla tiyatro yolculuğunu sürdürüyor. Amerika’da büyük ilgi gören, halen birçok tiyatroda gösterimlerini sürdüren oyun, güncel yapısıyla eskimeyen bir konu. Amerikan sanat dünyasında dönen ikiyüzlü olayları cesurca anlatan olaylar, Sedat Küçükay’ın yönetiminde seyircisiyle buluşuyor. Türkiye Tiyatrosu’nun duayen isimi Özdemir Nutku’nun Türkçeye kazandırdığı eserde kalabalık bir kadro karşımızda.

29 Haziran 1940’da Amerikan Kongresi, Amerikan hükümetinin devrilmesini savunmayı ve hükümet aleyhinde propaganda yapılmasını suç haline getiren bir yasayı kabul etti. Ülkedeki komünist kişi ve kurumları araştıran Amerikan Karşıtı Faaliyetler Komitesi (HUAC), yazarları, müzisyenleri, eğitimcileri, tiyatrocuları, oyuncuları, sinemacıları… onlarca insanı sorguladı. Hollywood’un bilinen isimlerinin sorgulanması ülkede içten içe büyük tepkilerin oluşmasına neden oldu. Oyun bu sorgulanmaların belki de en büyüğü olan Oscar Fisher (Arthur Miller) dosyasını yeniden gözler önüne sererken, Türkiye’de yakın zamanda yaşanılan siyasi olaylara göndermelerde bulunuyor.

2005 yılında George Clooney ‘Good Night and Good Luck’ adlı filmle, 1940’lı yıllarda ABD’de yaşanılan ‘cadı avı’nı beyaz perdeye aktarmış, üzerinden altmış beş yıl geçmesine rağmen film epeyce dikkat çekmişti. Senatör Joseph McCarthy’nin başlattığı, toplumun neredeyse muhalif olan her kesiminin ‘komünist’ olmakla suçlandığı filmde, bir televizyon kanalında çarpıcı haber programları hazırlayan Edward R. Murrow ve Fred W. Friendly ikilisinin cesur hayatı etkileyici karelerle anlatıldı. Gerhard Borris’in ‘Yükselişten Sonra’ oyunu filmde geçen konuyla benzerlikler gösteriyor. Bir döneme damgasını vuran olaylar seyirciye anlatılıyor.

Faşizm Ülkeyi Esir Alırken!

Konuda Oscar Fisher, Amerikan Karşıtı Faaliyetler Komitesi (HUAC) tarafından ‘Komünist’ olmakla suçlanınca en yakınındaki Cecil Dryer ve Jack Roots, Fisher’i kurtarmak için bir plan hazırlarlar. O dönem ülkede çok ünlenen seksi oyuncu Mary Ann Parker’la Oscar Fisher’in yapacağı bir evlilik, ünlü yönetmene yöneltilen iddiaları asılsız bırakacaktır. Öncelikle bu durumu kabul etmeyen daha sonra yaşayacaklarını göz önüne alıp fikrini değiştiren Fisher; eşinden, eski arkadaşlarından, fikirlerinden vazgeçip tüm olaylardan habersiz olan seksi oyuncuyla evlilik yapar. Konu Arthur Miller’in hayat öyküsünün birebir kopyasıdır. Marylin Monroe ile yaptığı evliliğin ardında yatan gerçekleri aktaran olaylar, Gerhard Borris’in Miller’la olan sanatsal çekişmelerinin bir ürünü olarak ortaya çıkmış. Arthur Miller, komünist olmakla suçlandığı yıllarda Hollywood’un en seksi kadın oyuncusuyla evlenir, komitenin kendisiyle ilgili aldığı kararı bertaraf eder. Miller yaşadıklarının yanında komitenin karşısına çıktığında kendisinden istenilen isimleri asla vermez. Oyunla kurulan bağlantı aslında Miller’ın hayat öyküsüyle birebir benzerlik kuruyor; fakat oyunun yazarı kendi karakterine Miller’ın yapmadıklarını yaptırtıyor. Arthur Miller ve Marylin Monroe konunun görünmeyen kahramanları.

1947 yılında başlayan ‘Huac Soruşturması’, ‘Hollywood Onluları’ diye adlarını duyuran (11 kişiydiler fakat Bertolt Brecht ülkeyi terk etti) John Howard Lawson, Dalton Trumbo, Herbert Biberman, Albert Maltz, Alvah Bessie, Samuel Ornitz, Adrian Scott, Ring Larner, Lester Cole, Edward Dmytryk, Amerika’daki sanatçı kıyımının bilinen isimleridir. Marksist oldukları için işlerinden olmuş, hatta birçoğu ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır.

Konu böyle bir atmosfer içinde ilerlerken Yönetmen Sedat Küçükay oyununu güzel bir noktadan işlemiş. Seyircinin konuya ilgisiz kalması neredeyse imkansız! Perdeye yansıtılan görüntülerde Oscar Fisher’in televizyon kanalında yaptığı röportajı izliyoruz. Röportaj sırasında sorulan sorular sahnede detaylarıyla seyirciye gösteriliyor. Fisher’in yanıtlarını dinleyenler ünlü yönetmenin ne kadar doğru ya da yanlış hayat sürdürdüğünü tüm çıplaklığıyla anlıyor. Ayrıca çapraz sorgu içinde kalan seyirci için konu inanılmaz akıcı pozisyona dönüşmüş. Sahne geçişlerindeki başarı, dekorun ve ışığın konuya işlevsel katkısı Sedat Küçükay’ın harikulade bir iş yaptığının en büyük kanıtı.

Özcan Alpar, ‘Oscar Fisher’in çatışmalı hayatını sakin, sessiz; ama sanki her an patlamaya hazır bir bomba etkisiyle canlandırmış. Seyirci onunla beraber müthiş bir gerilimin içine giriyor. Alev Aykent, Mary Ann Parker’da doğal güzelliğini karakterinin bedeniyle birleştirmiş. Yani bir ara Marylin Monroe’nun o gereksiz sinir krizlerini, ucu bucağı belli olmayan saçma isteklerini sahnede gördüm. İki oyuncu da çok başarılılar. Selma Yaymacı ‘Helen’in dürüst duruşunu sade bir şekilde sunmuş. Kubilay Erdelikara, Erdoğan Bayrakoğlu konuda sivrilen diğer isimler.

‘Yükselişten Sonra’ Amerika’da yaşanılan karanlık bir dönemi aydınlatırken, aslında Türkiye’nin politik gündemine ayna tutuyor. Muhalif oldukları için işinden olan sanatçılar, gazeteciler, eğitimciler, oyuncular şu an ülkenin en bilindik gerçeği. ‘Gezi Parkı İsyanı’ndan önce ve sonra hızla devam eden ‘hükümete karşı muhalif avı’ ile faşizmin ne derece benzer yöntemler kullandığını açıkça yaşıyoruz. Joseph McCarthy’nin sonunu düşünürsek, Türkiye’ye bu karanlığı yaşatanları nasıl bir sonun beklediğini anlarız. Sedat Küçükay’ın cesur yönetimini ve başarılı kadroyu mutlaka izleyin.

Birgün



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: