Sevgili Öğretmenler Lütfen Fuayeye!

PS_20141222134419_jpgÇocuklar tiyatro izlerken öğretmenlerini ne yapsak da salona almasak!

Neden diyeceksiniz? Bu yıl yönettiğim ‘İki Bavul Dolusu’ isimli oyunun müziklerini yaptığım için en az haftada bir salonların teknik odasından izleyiciyi oyun boyunca takip edebiliyorum. Bu haftadan itibaren Eve Dönüş isimli çocuk oyununda oynamaya başladığım için seyirci ile ‘uzun aradan sonra’ sahnede de buluşma fırsatım oldu.

En son altı yıl bir çocuk oyunu ile sahneye çıkmıştım. Açıkçası çocuk izleyicinin tavrında ciddi bir değişiklik olmamış. Oyunun heyecan veren anlarında gözleri faltaşı, oyunun temposunun düştüğü yerde kıpırdanmalar, gerektiği yerde sahneye seslenme, o güzel çocuk coşkusu. Sevinerek söyleyebilirim ki oyun iyi ise;evlerinde  playstaionda üç boyutlu oyunları oynamaya bile geçseler, hala sahnede iyi oynanan bir oyun ilgilerini çekmeye devam ediyor. O yüzden çocuk izleyici ile ilgili daha fazla bir kıyaslama yapmadan bu altı yılda değişen yetişkin tavrına değinmek istiyorum.

Kendimden referansla söyleyebilirim ki altı yıl önce de cep telefonlarımız vardı ama işlevleri bugüne göre daha sınırlıydı. O zaman ergenlerin sürekli mesajlaşmasından yakınırdık. Ama telefonlarımız bugünkü kadar akıllanıp efendilerimiz haline dönüşmemişti. Peki bunun salondaki yetişkin izleyici ile ne ilgisi var?

Biraz dramatize ederek anlatmak istiyorum. Okulda çocukların tiyatroya gitmek için hazırlık süreci: Paltoları giydirmeler. Yirmi küsür çocuğu tren yapıp servise bindirmeler. Serviste sessiz olmaları için çeşitli yöntemler (kızma, ödül-ceza, ya da oyunlar oynatma) uygulanarak tiyatro salonuna varma. Salona kadar okula göre daha da hassas bir tren olma. Sürüden ayrılana biraz daha şiddetli çıkışma. Sonra hepsini salonda yerlerine oturtma. Mataralarını, paltolarını güvenli bir şekilde koltuğa koymalarını sağlama. Sonra sessizce tiyatronun başlaması için ya bireylere, ya da tüm gruba yönelme.

Öğretmen: Size tiyatro nasıl izlenir öğrettim değil mi?

Çocuklar: Eveeet.

Öğretmen: Güzel izlemezseniz bir daha sizi tiyatroya getirmem. (Ya da daha olumlu uyarılar içeren cümleler. Bireye ya da sınıflarına yönelik.)

Buraya kadar yaptıkları hiçbir şeyin kolay olmadığının farkındayım.

Değerli öğretmenlerim peki ışıklar kapanıp oyun başladığınızda sizi görünmez bir güç tiyatro koltuğunuzdan alıp evinizin koltuğuna mı ışınlıyor? Kafanızı sahneye bile bir kere kaldırmadan hemen akıllı telefonunuzu açıp facebook’a girmek ya da watsap’da yazışmak ne oluyor?

Siz değil miydiniz biraz önce çok doğru cümlelerle olmasa da çocuklarınıza tiyatroyu güzel ve doğru izlemekten bahseden. Siz onların modeli değil misiniz? Sahneden ateşböceği gibi parlayan o ışıklar bizim, etrafınızdakilerin dikkatini dağıtmıyor mu?

Değerli öğretmenlerim biz oyunlarımızı yaparken sizleri ve ebeveynleri de hesaba katıyoruz. Sahnede bir olayı, durumu etkin bir biçimde gösteriyoruz. Oyunlarımızdaki karakterlerimiz sizin derslerinizde ve tiyatro dışında pek çok zaman örnekleyebileceğiniz zenginlikler içeriyor. Bizim oyunlarımız sizin için konsantre bir içecek gibi. Devamında üzerine okulunuzda yaptığınız pek çok etkinlik (dramatizasyon, plastik sanatlar, üzerine yazma, ya şöle olsaydı diye yeniden yaratımlar vs.) için size malzeme sunuyor. Kafanız sadece telefona dönük iken siz o malzemenin detaylarını nasıl alabilirsiniz? Nasıl sulandırabilirsiniz elinizdeki malzemeyi?

Değerli öğretmenlerim diye seslenerek devam ediyorum ama üzülerek görüyorum ki pek çoğunuz mesleki bir tükenmişlik, model olma anlamında da erozyon içindesiniz. Bana pek çok makro sebep sunabilirsiniz. Pek çoğunda da haklı olabilirsiniz. Ama biz tiyatrocuların da işimizi yapmamız konusunda pek çok saçma engelimiz, mücadele etmemiz gereken pek çok şey var.

Eğer nasıl tiyatro izleneceğini bilmiyorsanız lütfen salona çocuklarınız yerleştirdikten sonra fuayeye çıkınız ve telefonunuza yapışınız. Biz içerde çocuklarla siz olmadan daha nitelikli vakit geçirebiliyoruz.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: