Muhsin Bey’in Son Hamlet’i

Yaşam Kaya

Tiyatro Boğaziçi Banu Açıkdeniz, Cüneyt Yalaz, İlker Yasin Keskin, Özgür Eren dörtlüsünün elinden çıkan ‘Kim Var Orada – Muhsin Bey’in Son Hamlet’i’ oyunuyla tiyatro perdelerinde yine bugüne kadar aşina olmadığımız çarpıcı bir konuyu masaya yatırıyor! Osmanlı’nın son dönemlerinden başlayarak günümüze kadar uzanan ‘Modern Türkiye’nin Tiyatro Tarihini enine boyuna irdeleyen topluluk, Ermenilerden Türklere miras kalan tiyatro sanatımızın derinliklerine kadar uzanıyor. Bu uzanışta tabiiki farklı ayrıntılar karşımızda.

Özellikle Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan başlayarak Darülbedayi’yi (İstanbul Şehir Tiyatroları) açan daha sonra Devlet Tiyatroları’nın temelini atan Muhsin Ertuğrul’u anılarını yazarken sahnede izliyoruz. Sıradan anılardan bahsetmiyoruz ama. Muhsin daha gencecikken Osmanlı topraklarında tiyatro-sinema yapmaya kalkışıp, Ermeni oyuncu Vahram Papazyan’la birlikte neler yaşamış derinlemesine bir yolculuğa çıkıyoruz. Türkiye’nin tarihinden gelen kendi öz değerlerine nasıl sırt çevirip tek kutuplu bir toplum yarattığı gerçeği suratımıza tokat gibi çarpıyor!

Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’nun tiyatro bölümünü mükemmel kadrosuyla sürdüren ‘Tiyatro Boğaziçi’ ortaya koyduğu eserlerde ülke içindeki azınlıkların sorunlarından, yakın dönem tarihimizin politik olgularına dek pekçok konuyu sahnelere taşıdı. Cesur ve de zeki kadrosunun elinde yoğrulan öyküler içinde oradan oraya savrulurken bizlere gösterilmeyen nice dünyanın içine girip çıktık.

Topluluk, İttihat Terakki mantığının yansıması olarak tek tip kültür üzerine inşa edilen bir ülkenin geride yaptığı yanlışları cesurca eleştirebildiği gibi, yapılan güzellikleri övmekten de geri durmadı. ‘Kim Var Orada – Muhsin Bey’in Son Hamlet’i’ de yine bu politik çizgi ekseninde keskin politilik eleştirilerle bazen de komedi olgusunun gücünü kullanarak mükemmel bir oyun olmayı başarmış!

Konuda masasına oturmuş anılarını yazan Muhsin Ertuğrul’u görürüz. Hamlet oyununu artık yanında olmayan arkadaşlarıyla son kez oynama hazırlığındadır. Osmanlı’da 1800’lü yılların sonuna 1900’lü yılların başında Beyoğlu’nda cereyan eden tiyatro hayatının tüm detayları Muhsin’in arakadaşları Vahram Papazyan ve Latife Hanım’ın yaşamında gizlidir. Meşhur Kızıl Sultan Abdülhamit’in fikirlerinden dolayı Mısır’a sürgüne yolladığı Abdullah Cevdet’in çevirisi ile kültür hazinemize giren ‘Hamlet’ oyunu, sahnedeki gösterinin temelini oluşturacaktır.

Tabi o dönemin etkilerini an be an hissederek ilerleriz. 2. Meşrutiyet yıllarında yeniden serbest olan Ermenice Tiyatro, Papazyan ve ekibi sayesinde Osmanlı topraklarında zirveye tırmanmış, Müslümanlar da Ermenilerle beraber sahneye çıkarak bu sanatın tüm inceliklerini öğrenmişlerdir. Konu ‘Hamlet’i oynayan Papazyan’ın yanında 19 yaşındaki bir çocuk üzerinden şekillenirken o çocuk Muhsin Ertuğrul’un ta kendisidir. Leatres rolünde oynayan genç Muhsin, Ermeni zannettiği ama aslında Müslüman Türk olan ve o dönem Müslüman kadınların sahneye çıkma yasağı yüzünden kendisini Ermeni bir kadın oyuncu olarak gösteren Latife Hanım’la karşılıklı rolünü oynar. Dünya tiyatro tarihine adını altın harflerle yazdıran Vahram Papazyan ise ‘Hamlet’ karakteri ile harikalar yaratacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önce Ermeni Techiri ile bilinmez bir kuyuya sürüklenen Osmanlı Ermenileri, hayatın her alanında olduğu gibi sanat alanında da büyük baskı altına alındı. Vahram Avrupa’da aldığı tiyatro eğitimi sayesinde yurt dışına kaçmayı başardı. İtalya’da, Sovyetler Birliği’nde oyunculuk mesleğini yine harikalar yaratarak sürdürdü; ama vatanından, toprağından ayrı kalarak yaptı bunu!

Anılar içinde geçmiş yaşantılar birer birer bizlere aktarılırken Osmanlı’da yaşayan Ermenilere yapılan zulümler, Müslüman kadınlar sanattan ayrı kalsın diye sürdürülen yobaz baskılar, bir ülke sanatla ilgilenmesin diye gericilerin sinema setine yaptığı baskınlar, Tiyatro Boğaziçi’nin yorumunda göze çarpıyor. Özellikle Muhsin Ertuğrul’un Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda devletin tiyatro yapılanmasının başına geçirilmesinde tiyatro adamına yapılan şantaj dikkatlerden kaçmıyor.

Berlin’de oynadığı bir filmde içinde Ermenilerle ilgili Türkleri suçlayıcı politik kelimeler geçtiği için duayen tiyatro insanı tehditlerle Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin tiyatrosunu kendi görüşlerinin aksi yönünde kuruyor. Latife Hanım ve Vahram Papazyan’ı asla kurduğu tiyatroya alamıyor. Oyuncu kadrosunu kendisi oluşturamıyor. Konu içinde bu anılar karşımızdan bir film şeridi gibi akıp geçiyor.

Teknik olarak harikulade bir yönetim var ortada. Muhsin Ertuğrul rolünde Cüneyt Yalaz’ın duygu analizleriyle dolu oyunculuğu oyunu izleyen seyirciyi büyülüyor. Konu Yalaz üzerinden akıp giderken, o Muhsin Ertuğrul’un beyninin içinde olgunlaşan olayları mükemmel bir ciddiyette oynuyor. Vahram Papazyan’ı canlandıran İlker Yasin Keskin, Yalaz’a ciddi paslar verip gösterinin akışını hızlandırmış.

Ermenilere karşı yapılan haksızlıklar bir özeleştiriye doğru kayarken, Muhsin Ertuğrul’un pişmanlıklarla dolu görüntüsü o anda hafızalara kazınıyor. Yalaz’ın sahnede parlamasında bir diğer etken de Latife Hanım rolünde oynayan Banu Açıkdeniz. Müslüman bir kadın olarak şeriat yasalarına karşı gelerek sahneye çıkan, ama bunu herkesten saklamayı başaran Latife’ye karşı içinde beslediği aşkı dile getiren Muhsin Ertuğrul’u aşk çatışması içinde izlerken her iki oyuncunun enerjisi zirve yapıyor.

Tiyatro Boğaziçi, Ermenilerden öğrendiğimiz tiyatro sanatının Anadolu topraklarında nasıl yeşerdiğini anlatırken, Osmanlı döneminden Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar Ermenilere karşı yaptığımız haksızlıkları, zulümleri korkusuzca sahneye aktarmış. Bu harikulade oyunu ajandanıza not edin, mutlaka izleyin!

Nokta Haber |



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: