20 Mart Dünya Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu Günü

ASSITEJ_logo_cyanMimesis Haber/Bilindiği üzere her yıl 20 Mart tarihi Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Birliği (ASSITEJ) tarafından tüm dünyada Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu Günü olarak kutlanmaktadır. Bu haberimizde ASSITEJ Başkanı Yvette Hardie’nin mesajını, Prof. Dr. İnci San’ın Türkiye Bildirisini ve Jenny Sealey’in Dünya bildirisini okuyabilirsiniz. metinlerin Türkçe çevirisi ASSITEJ Türkiye Merkezi tarafından yapılmıştır.

ASSITEJ Başkanı Yvette Hardie’nin 20 Mart Mesajı

Dünyanın pek çok ülkesinde, 20 Mart Dünya Çocuklar ve Gençler İçin Tiyatro Günü’nde ve haftasında kutlanmakta olan Bugün Bir Çocuğu Tiyatroya Götür (#Takeachildtothetheatretoday) etkinliğini başlatmamızın üzerinden beş yıl geçti. Bu etkinlik ASSITEJ üyelerine kendilerini ifade etmeleri için güçlü bir alan sağladı; ve etkinlikle beraber, çocukların ve genç insanların tiyatroya açılmasını gerektiren çok geçerli sebepler mesajlarla, konuşmalar ve makaleler ile duyurulmuş oldu.

Fakat ben, sanatçıları genç seyircilerle çalışmaya sevk eden ayrı bir sebebin varlığına inanıyorum, ibraz edile gelen nedenlerden çok daha derin bir sebebin varlığına.

Bilindik sebepler şunlardır: Çocukların birer yurttaş olarak sahip olduğu kültüre erişim hakkı, tiyatronun çoklu zeka gelişimini teşvik eden holistik bir eğitim aracı oluşu; çocuklarda hayat sevincini, hayal gücünü ve merak duygusunu güçlendirmenin önemi; çelişkilerle ve umutsuzlukla dolu bir dünyada çocuklara umut vermek ihtiyacı, estetik farkındalığı ve her çeşit sanatın dilini kavrayabilme kapasitesini geliştirmenin önemi; çocukların toplum olma duygusunu, iletişim ve empati becerisini kazanma ihtiyacı; tiyatronun şimdiselliği ve bizi, dünyaya karşı olan algılarımızla yüzleştirip o algıları sorgulatma kapasitesi; farklı görüşleri hoşgörüyle karşılamayı öğrenmek için acilen duyduğumuz gereksinim…

Tüm bunların ardında, belki çok daha kişisel bir sebep vardır: Çocuklar ve gençler için bir eser üretirken; kendi içimizdeki çocuğu da beslemiş, iyileştirmiş ve güçlendirmiş oluruz.

Güney Afrika Cumhuriyeti’nin varoşlarından gelme bir grup genç, çok küçük çocuklar için bir oyun üzerine çalışmaya başladıkları zaman uğraştıkları işin, kendi içlerindeki masumiyeti, naifliği, narinliği ve potansiyel bütünselliği keşfetmeyi veya hatırlamayı gerektirdiğini keşfettiler. Bu, genç sanatçılar için onları derinden etkileyen bir sağaltım sürecinin başlangıcı oldu ve onları, bu alandaki çalışmalarını sürdürmeye teşvik etti.

Bizler, bu derin şahsi ihtiyaçtan yola çıkarak diğer insanların hayatına etki edebiliyoruz. Kendimizi daha tamamlanmış birer kişiye dönüştürdüğümüzde seyircilerimizle daha eksiksiz bir ilişki kurabiliyoruz. Ebeveynlere ve çocuklara, ailelere, öğretmenlere, bakıcılara ve onlara emanet edilen kişilere, aramızdaki en genç bireylerin gözleriyle dünyaya bakma fırsatı sunuyoruz.

Tiyatrodan çıkarken sık sık, kulağıma ebeveynlerin şu mealdeki cümleleri gelir: “Çocuğumun o kadar uzun süre sessizce oturabildiğine inanamıyorum.” Veya: “Çocuğumun o oyundaki mizahı anlayabilmesine şaşırdım.” Bu tür anlar ebeveynlerin, çocuklarının gerçekte kim olduğunu keşfetmesini sağlıyor; ve sanatçılar, böylesi önemli bir ilişkinin belki de daha sağlam bir bütünsellik kazanmasına yardım etmiş oluyorlar.

Belki de çocuklar ve gençlere yönelik tiyatronun bize verebileceği en büyük armağan –ona ister sanatçı, ister seyirci, ebeveyn, öğretmen ya da çocuk olarak iştirak edelim– kırık parçalar arasından bütünselliği bulmamızı; ve gerçek doğamızın nasıl birer insan olduğunu yeniden keşfetmemizi sağlamasıdır.

20 Mart Türkiye Bildirisi

Yıllarca önce, tam olarak söylemek gerekirse 70 yıl önce diyebilirim, okuduğum bir kısa öykü zaman zaman aklıma düşer. Okuyabildiğime göre ilk öğrenim yıllarım. Öykü şöyleydi: “İş arayan çok genç bir kız var. Biraz sakar. Bir giysi mağazasında iş bulur. Vitrin düzenlemesi yapan eleman ayrılmıştır. Vitrindeki mankenlere yeni gelen giysileri giydirecektir. Bu işi yaparken telaştan eli ayağı birbirine dolaşan kızın ayağı takılır, giydirebildiği mankenler ansızın birbirlerinin üzerine yığılırlar. Rastlantı bu ya hemen tümünün yüzü sokağa dönük, bedenleri öne doğru eğilmiş biçimde, yarı yarıya düşmüş bir pozda vitrinin en önünde sıralanırlar.

Dükkânın sahibini ve diğer çalışanları bir telaştır alır. Fakat o ne? Dışarda mağaza önünden geçenler vitrinden kendilerine bakan mankenleri merakla izlemeye başlamış, bu tuhaf vitrin giderek daha çok ilgi çekmiştir. Derken bir anda mağazanın içi de dolmuş, insanlar alışverişe başlamışlardır.”

Sanırım öykü burada bitiyordu. Bundan sonra neler oluyordu, bunu da okur bir biçimde kendi geliştirecekti. Bir olasılık beceriksizlikten de olsa sonuçtan memnun kalan patronun bunu kıza da belirtmesi olabilir. Ya da?…

Bu öykü beni neden bu denli etkilemiş diye kendi kendime sorduğumda, sanırım bunda ilk kez okuduğum çok sıradışı bir öykü oluşu, beklenmedik bir durumu anlatıyor olması, bir sürprizle sonuçlanması yanısıra, kitaptaki kısa öyküye eşlik eden birkaç çizimin de rolü vardı. Çünkü hala vitrinin eski durumu ile karıştıktan sonraki durumu, biraz silik te olsa gözümün önünde.

Öyküde yer alan sıradışılık, beklenmedik durum, komiklik, mutlu son, sürpriz gibi ögeler çocukların hoşuna gidecek ögelerdir. Çocukların farklı, tuhaf, aykırı, usdışı, düşlemsel, eğlenceli, merak uyandıran şeylerden hoşlandıklarını biliyoruz. Olmayacak şeyler akıllarını çeler. Bunlarla ilgili sorular sorarlar. Birçok şeyi imgelemeye ve aynı zamanda düşünmeye de başlarlar. Akıl yürütür, değişik sonuçlara varabilirler. Bu onları yaratıcı kılar. Dolayısıyla çocuk tiyatrosunun da benzer ögeleri içermesi çocukların ilgi ve dikkatini çekecektir ve çekmektedir. Ayrıca çocuğun aldığı haz o tiyatro oyununu unutulmaz kılabilir.

Ancak tüm bunlara eklenecek daha pek çok husus var. Çocuk tiyatrosu biliyoruz ki çocuğun bireysel gelişmesinde, kendisini, çevresini ve dünyayı tanımasında, tıpkı çocuk yazını gibi, önemli rol oynar. Bizlerin bugün birazdan da çok şaşkınlıkla izlediğimiz gündemdeki dijital kültür sarmalında çocukların teknoloji bağımlısı olmadan teknolojiden yararlanabilmeleri için, kendi hayallerini kurabilecekleri ortamları sağlayacak denge güçlerini kuşkusuz SANATLAR içermektedir. Tiyatronun, dayandığı ve içerdiği çok çeşitli sanat dallarının varlığı ve tiyatro olgusunun oyuncular ve izleyicilerle birarada, bütünleşerek yaşanan bir atmosferde gerçekleşmesi bu dengeyi en iyi ortaya çıkaran ortam olduğunu da kanıtlar.

Çocuk tiyatrosu yazarları ile çocuk yazını yazarlarının ve müzikçiler, ressamlar, şairler, dansçılar, tüm çocuklara değer vermeyi bilen, onları önemseyen, değişik alanlarda çalışanların (öğretmenler, eğitmenler, gelişim psikologları vd.) bir araya geleceği tartışma ve üretme toplantı ve izlencelerine bugün daha da çok gereksinim var. BU BİR ÇAĞRIDIR!

Saygılarımla.

Prof. Dr. İnci San, ASSITEJ Ankara Merkezi Kurucu Üyesi, Çağdaş Drama Derneği ve Sanat Eğitimcileri Derneği Onursal Başkanı

20 Mart Dünya Bildirisi

Tiyatrosuz veya sanatsız bir dünyayı hayal bile edemiyorum. Genç ve duyma engelli bir kız olarak, bale dersleri kendim olabilmem için güvenli bir yer halini almıştı. Orası görsel bir dünya idi ve bu dünya izleyerek dahil olabildiğim ve dudak okumak zorunda kalmadığım için özgürleştiriciydi. Çalışmalarda adeta kaybolabiliyordum ve bu sebeple bale hikayeleri yaratmaya ve onları oynamaya aşıktım. Bale benim ilk hikaye anlatımı deneyimim oldu ve yaşım ilerledikçe tiyatroya daha da önemlisi gençlik tiyatrosuna bir şekilde dahil oldum. Her oyuncu için nasıl da olağandışı bir çalışma ortamı; ayrıca çocuklarla ve gençlerle yaratıcı bir evreni paylaşabilmek için nasıl da önemli bir olanak! Bu evrende hepsi kendi yaşamlarının hikayelerini dinler, deneyimlerini, deneyişlerini ve sıkıntılarını paylaşarak onları oyun haline getirir ve yaşamlarını duyulur hale getirirler.

Bu satırları yazdığım dönemde, Mike Kenny’den Yürüyen Taşlar oyununu yönetiyorum. Bu oyunu 18 sene önce de Jon Palmer ile beraber sahnelemiştik. Yapıt, büyük ve çoklu engelli, duyma ya da görme engelli, ya da engelsiz genç insanlar için yapılmıştı (Şimdi yönettiğimde, Graeae’nin yeni tiyatro topluluğunda, oyuncuların tamamı 20-22 yaşlarında, sağır ve engelli). İşaret dili, işitsel betimleme, ses ve atmosfer ile yaratıcı erişim üzerine düşünmek ve çalışmak, BÜTÜN gençlerin tiyatroya tam ve eşit ulaşım hakkının gerekliliğini güçlendiriyor.

Genç insanlar tarafından, onlarla ve onlar için yaratıcı üretimlerin öneminin hala tam olarak kavranamadığını ve yeterince desteklenmediğini görmek beni gittikçe daha fazla üzüyor. Birçok ülkede engelli çocukların hala eğitilmeye dahi değer görülmediğini bilmek kalbimi kırıyor. ANCAK, dünyayı gezip uygulamaları görmek, bu emel için uğraşan insanların tutkusunu hatırlamamı sağlıyor. Bu tutku, dünyamızın tiyatrosuz olmayacağını ve tiyatronun hayata dair bir eğitim olduğunun göstergesidir.

Engelli İnsanların Hakları Sözleşmesi’nin Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmesinin 10. yılı da olması sebebiyle 2016, bu tutkuyu daha da alevlendirmek adına dünya etrafında el ele tutuşmak ve bir topluluk olarak, önemli olanlarla beraber ve onlar için önemi olan bir tiyatro yapabileceğimiz, yaratabileceğimiz ve paylaşabileceğimizi garanti altına almak için büyük bir fırsattır.

Jenny Sealey, Graeae Tiyatrosu Sanat Yönetmeni

Haber kaynağı olarak ASSITEJ TÜRKİYE MERKEZİ kurumsal web sayfasından yararlanılmıştır.

 http://www.assitej.org.tr/

Yorum


işlemi tamamlayınız: