Müzede Sahne Fonda İstanbul / Naz Erayda “Kumpanya”  ve “Balat Monologları Müzesi”

Lütfü Ufuk Gönüllü

Fonda İstanbul manzarası, muhteşem bir boğaz, ortada ‘Godot’yu Beklerken’ oyununun ünlü kurumuş ağacını hatırlatan bir ağaç, gökte kocaman ay silueti… Masal gibi bir teras. Adı ‘fıstıklı teras’. Sakıp Sabancı Müzesinde bulunan bu büyülü mekan beş gün süren Müzede Sahne Fonda İstanbul başlıklı sanat buluşmalarına ev sahipliği yaptı.

‘Fonda İstanbul’ temasını merkeze alarak düzenlenen gösteri sanatları, edebiyat ve performans buluşmaları seçkisinin sanat yönetmenliğini Türkiye’de çağdaş tiyatro ve çağdaş sahneleme örneklerinin yaratıcı yönetmenlerinden Emre Koyuncuoğlu üstlendi. Beş gün süren festival tadındaki sanat etkinlikleri İstanbul’un yaz aylarında yavaşlayan sahne sanatları dünyasına hareket kazandırdı. Bu açıdan çok önemliydi.

‘Müzede Sahne Fonda İstanbul’ etkinlikleri tiyatrodan, edebiyat söyleşilerine, çağdaş dans örneklerinden, retrospektif seminerlere uzanan geniş bir yelpazede seyirciye sunuldu. Bu buluşmaların en temel özelliği, hemen hepsinin ‘çağdaş’ örnekler olmasıydı. Bu seçki elbette sanat yönetmeni Emre Koyuncuoğlu’nun estetiği ile örtüşen bir seçki. İster ödenekli kurumlarda olsun, ister bağımsız işlerde olsun onun sahneleme alanındaki tüm işleri çağdaş sanatın tam da merkezinde duran büyülü ve etkileyici yaratıcı sahnelemeler. ‘Müzede Sahne Fonda İstanbul’ tam        da böyle çağdaş,  yaratıcı bir bütünlük sundu bizlere. Birbirinden bağımsız işler, üst bir yapıda hem İstanbul’da hem de çağdaşlık noktasında birleştiler.

Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği ‘Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin’ için herhalde daha yaratıcı bir mekan yaratılamaz ya da uygun düşmezdi. Oyunda geçen mekanların tanıklığında oynandı oyun. Hikayeler, oyun kişileri, oyunun geçtiği mekanlar hepsi aynı ‘masalsı mekanda’ buluştular. Fonda İstanbul’da…

Çıplak Ayaklar Kumpanyası’ndan “Sen Balık Değilsin Ki” , Proje Difüzyon yapımı “Tevatür” , Galata Perform yapımı “Balat Monologlar Müzesi” , BAM Tiyatro yapımı “Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin” , Seyyar Sahne yapımı “Çocukluğun Soğuk Geceleri”. Bu bağımsız yapımların hepsi aynı terastan boğaza seslendiler… Özgürlükte, düşüncede, duyguda buluştular… Bunun yanında Naz Erayda’nın “Tersinden” Retrospektif Semineri, Mine Çerçi’den Performatif Yerleştirme “O Şehir” , Hatice Meryem’in “Kırılganlık Hapishanesinin Edebi Mahkumları: Kadın Yazarlar” adlı edebiyat söyleşisi Sakıp Sabancı Müzesinin bahçelerinde, platformlarında gösterime sunuldu. Ayrıca projenin kadın oyuncu ve yazarları ön plana çıkartması da son derece önemliydi.

Gösterimlerin tümünü göremesem de özellikle mekana yeniden, baştan yerleştirilen oyunlardan “Balat Monologları Müzesi” ile Naz Erayda’nın semineri hakkında bir şeyler yazmak istiyorum. Fakat açılış gecesini unutmamalı.

Buluşmaların ilk günü geçtiğimiz günlerde hikaye anlatma sanatına katkılarından dolayı “Thüringen Masal ve Efsane Ödülü” (Almanya) ile onurlandırılan Nazlı Çevik Azazi ile tiyatro sanatımızın yaşayan efsanesi Ayla Algan’ın “İstanbul’u Dinliyorum… Masal Tadında” etkinliği ile başladı. Gece boyunca anlattığı hikayeler ile seyircileri derelerde, dağlarda, mağaralarda dolaştıran Azazi bizlere untulmaz bir gece yaşattı. Sanatının el verdiği ölçüde seyirci ile güçlü bir bağ kurdu. Azazi ve seyirciler birlikte İstanbul boğazına karşı hayaller kurup, birlikte bir dünya yarattılar…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Azazi sol sahnede mistik bir canlı müzik etkinliği eşliğinde hikayesini anlatırken bazı noktalarda sözü sağ sahnedeki Ayla Algan’a bıraktı. Ayla Algan Azazi’den devraldığı sözü kendi öz yaşamının tam da içerisinden anılar anlatarak tamamladı. Büyükada günleri, tiyatro yaşamı, ailesi, Muhsin Ertuğrul, Beklan Algan, Şehir Tiyatrosu derken öz yaşamını keyifle sürüp giden bir ‘büyüklere masal’ etkinliğine dönüştürdü. Bu anılar Cumhuriyet dönemi tiyatromuzun da kısa bir tarihi idi aslında. Bu açıdan da ondan anılar dinlemek çok önemliydi.

Gecenin açılış konuşmasını da yapan Ayla Algan etkinliğin finalinde seyircilerden gelen istek üzerine Koca Öküz’ün ortaya çıkış hikayesini anlatarak canlı bir performans ile şarkıyı seyircilerle birlikte söyledi. Samimiyeti ve bitmeyen enerjisi ile ayakta alkışlandı.

Naz Erayda / Tersinden / Retrospektif Seminer

‘Müzede Sahne Fonda İstanbul’un ikinci gününde Naz Erayda Bilsak Tiyatro Atölyesinde Beklan Algan’ın araştırmacı, yaratıcı çalışmalarından geçip zaman içerisinde Kerem Kurdoğlu ile birlikte oluşturdukları kendi estetiklerini ve bu estetik ile filizlendirip kurdukları “Kumpanya” topluluğunu ve topluluğun üretimlerinin yaratıcı süreçlerini, estetiğini, pratiklerini ‘şimdi ve burada’ temelinde parçaları bularak, çözerek, toplayarak, tek tek bakarak, oyun kurup, bozarak, gerçek ile kurgu arasında bir yerde durarak, çok renkli çok kültürlü, kendine ait estetize edilmiş özgün parçacıkların mozağini yansıtarak ortaya koydu. Ancak bütün parçalama- bütünleme/yap-boz oyunu performatif seminerin kendi içerisinde ses, video, mekan kullanımı ve performansçının aksiyonuyla tutarlı bir estetik oluşturuyordu. Perdeye yansıtılan ‘Kumpanya’ üretimlerinin görüntüleri üzerine Naz Erayda’nın kendi sesinden anlattığı yaratım süreçlerindeki deneyimleri, buluşları, karşılaştıkları eş zamanlı olarak üzerinde sözcükler bulunan kağıt panoların birer imge gibi seyirciye sunulması ise kendi içerisinde tutarlı bir gösteriye dönüştü. Herkes payına düşeni aldı. Bu estetik gösteride perdede Nadi Güler’i ve Beklan Algan’ı da aktarılan işlerin içinde görmek bizleri mutlu etti. Böylece onları da anmış olduk.

Galata Perform / Balat Monologlar Müzesi

Galata Perform yapımı ‘Balat Monologlar Müzesi’ seçki içerisindeki tiyatro yapımlarının mekan üzerine yeniden tasarımları bağlamında değerlendirildiğinde Müzede Sahne Fonda İstanbul’un en deneysel çalışmalarından birisi oldu. Çünkü bilindiği gibi oyun Fener’de eski bir İstanbul Rum okulunun sınıflarında birbirinden bağımsız dokuz oyunun aynı anda oynanması ve seyircilerin bir müzeyi dolaşır gibi binanın içerisinde gezinirken oyunları seyredebildikleri bir tasarım. Metinler ise Yeni Metin Yeni Tiyatro festivali kapsamında genç oyun yazarlarının kalemlerinden çıkan daha önce sahnelenmemiş oyunlar.

Fakat müzede yan yana hiç gelmeyen oyunlar bu çalışmada aynı sahnedeler. Hem de aynı anda. Bölünmüş, parçalanmış bir yapı ile birbiri içine ustaca geçirilen hikayelerin sahneye uygulanmasındaki düzenlemeler Ahmet Sami Özbudak’a ait.

Metin ile birlikte zaman ve mekanların da iç içe geçtiği bu ‘yeni oyunda’ Balat Monologlar Müzesi oyuncuları da ilk kez ve bir daha gerçekleşmeyecek bir deneyim yaşamış oldular. Oyunda oyuncular için zor olan daha önce bağımsız bir şekilde oynadıkları oyunlarını bu sefer bir platform üstünde diğer oyunlar ile aynı anda aynı mekanda oynamak zorunda olmaları ve oyunlarını bu yeni mekana giydirmek zorunda olmalarıydı. Hemen hemen her oyuncu bu zorluğu yaşasa da bunun üstesinden geldiler ve mekanda susmak zorunda oldukları anlarda mekanı yaşayarak, onu işlevsel olarak kullanarak bunu başardılar. Özellikle Erol Babaoğlu’nun bulunduğu mekanı gasp eden belki de oraya kimseyi almayan bir meczubu oynadığı ‘Balat’ın Sırrı’ oyununda oyuncu olarak hem kendi hem de mekanın fiziksel koşullarını zorlayarak ustalıkla ama çok da riske girerek mekanı kullanışı etkileyici bir performansa dönüştü.

Fıstıklı Bahçeye kurulan platformda orijinalinde dokuz oyundan oluşan müze projesinin dördünü görebildik. ‘Kızıl Taç’ ‘Mutluyum Çünkü’ ‘Small’ ‘Balat’ın Sırrı’. Oyunların tümü Balat’ın kokusunu içine çekmiş, onun kaderine ortak olmuş, kendi kaderini oraya taşımış, oralı insanların hikayesi. Cansever’ın “Mendilimde Kan Sesleri” şiirinde dediği gibi ‘yaşadığı yere benzeyen insanların hikayesi’ belki de benzemek zorunda kalanların… Hayal kırıklıkları, memleket hasreti, gençlik heyecanları, kıskançlık nöbetleri, beğenilme arzusu, savaşın getirdiği yıkımlar, hepsi aynı anda sahnede. Kahkaha ve gözyaşı aynı anda yan yana.

Suriye’de savaştan kaçıp küçük kardeşiyle Balat sokaklarında yaşamak zorunda kalan genç çocuk ile tek derdi genç kızlığını keşfetmek olan kızın hayalleri aynı sahnede. İpek Türktan’ın sevgilisini kız arkadaşına kaptıran kızın acıklı güldürüsünü oynadığı ‘Small’ oyunundaki kahkahalar ile kardeşlerini yüz üstü bırakan abiye duyulan kızgınlık aynı sahnede. Bu durum seyirci açısından da farklı bir deneyim oldu elbette.

Kısacası ‘Balat Monologlar Müzesi’ Sakıp Sabancı Müzesinde ilk başta yadırgadığım, nasıl olacak dediğim ama sonrasında çok sevdiğim, klasik dramatik bir yapının çok dışında, farklı duyguların, zaman ve mekanların aynı anda sahne üzerinde çatıştığı ‘yepyeni’ bir oyuna dönüştü. Bu cesaret Emre Koyuncuoğlu’na aitti elbet. Oyun onun önerisi ile sahne üzerinde yeniden yapılandırıldı ve seyirci karşısında nasıl bir gösteriye dönüşeceği bilinmeden oynandı. Çok da başarılı bir iş çıktı ortaya.

Emre Koyuncuoğlu ve bu deneyime evet diyen Galata Perform’ın yaratıcı ekibini kutlamalı.

‘Müzede Sahne Fonda İstanbul’ gösterimlerinin gerçekleşmesine olanak sağlayan Sabancı Vakfı’na Sakıp Sabancı Müzesine ve emeği geçen herkese teşekkür borçluyuz.

Fotoğraflar: Murat Dürüm

 

Yorum


işlemi tamamlayınız: