Anatolia’nın Değerleri Barış Atay ile Canlanıyor!

Yaşam Kaya

Kemal Dinç’in yazıp yönettiği, Barış Atay’ın oynadığı on epizotluk müzikal-anlatı oyunu “Anatolia”, farklı anlatısındaki karelerle sahne yolculuğunu sürdürüyor. Tiyatro adına adeta sahnelere yeniden farklı bir soluk olan gösteri, Anadolu Selçukludan günümüze değin gelen Türk tarihinde sistemin karşısında direnen insanların hikayesini bizlere sunuyor. Barış Atay’ ın geçmişteki sahne yolculuğunun tamamını izleyen bir eleştirmen olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim; oyuncu kendi politik çizgisinden ödün vermeden, doğru neyse sahnede onu söyleyen birisi! Daha önce izlediğim birçok tiyatro oyunundan farklı olarak, edebiyatı ve tiyatroyu aynı kare içinde birleştiren yapıt, sanatçıların yaşadığı gerçekçi hikayeleri çarpıcı anlatımlarla seyirciye sunmuş.

Oyunu tasarlayan Dinç, sahnede anlattığı dönem hükümdarlarının yaptıklarını; sanatçıların, aydınların, Anadolu coğrafyasındaki insanların yaşadıkları olaylara karşı verdiği tepkileri, bu tepkilerin günümüzde de benzer şekilde devam ettiğini cesurca ifade etmiş. Müziklerle desteklenen yapı içinde Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemi ozanlarının yaşadıklarına karşı verdiği tepkileri, içsel isyanlarını, insanların yaşadığı çaresizliğin izdüşümünü, her şeyi net biçimde izliyoruz. Yunus’tan Bedreddin’e, Pir Sultan’dan Köroğlu’na, Karacaoğlan’dan Nesimi ve Said Nova’ya, Şair Eşref’e kadar birçok ismin yaşadıklarını görüyoruz sahnede. Ama bunların söyledikleri öyle bir isyana dönüşüyor ki; insan acının, kederin, derdin ne olduğunu damarlarına kadar hissediyor.

Barış Atay, kendi politik çizgisinin bir getirisi olarak, vakanüvis tarihten esinlenmelerle değil, aksine tarihin halk nezdinde en gerçekçi olgularına bakarak konuya eğilmiş. Anadolu’da kurulan Türk hakimiyetinin ardından kendi kültürünü yaşamak isteyen yüz binler savaşların içinde, zorba hükümdarların elinde mahvolmuş. Ama kazanan kim olmuş peki? Tek kelime ile; halk! Zaten oyun bize bunu anlatmak istiyor ve sonuna dek başarılı da oluyor. Halkın gücü hiçbir gücün önüne geçemez. 4. Murad’ın yasakçı zihniyeti asla gerçeğe dönüşmüyor. Mesela kendisinden olmayanlarını kılıçtan geçirenler bir de bakıyorlar ki, o kılıçtan geçirdikleri karşılarına büyük bir güç olarak çıkmış. Abdülhamit, İstibdat Dönemi’nde ‘hürriyet’ diyen herkesi sürgüne gönderdiğinde Namık Kemal gibi, Şair Eşref gibi ozanlar çıkıyor karşısına ve sözde büyük insanı tek kelime yerle yeksan ediyor. Edebiyat, sanat dönemin tanıklarıyla birleşip bir karşı güç olarak tarihe tokadını indiriyor. Müziklerin gücünden çıkan sözcükler sahnede söylenirken kendinizi bir anda o dönemin yaşanmışlıklarıyla baş başa buluyorsunuz. Sözcükler ve müzik aynı karede birleştiğinde farklı bir tat ortaya çıkıyor.

Sahnede müziklerle birleşen olay zinciri epizotlarla ilerlemiş. Barış Atay bu epizotların içinde, olayların baskı ve zulüm açısından benzerliklerini aynı çizgide anlatmış. Müzikle birleşen yapı insanı gerçekçi tarih yolculuğuna çıkarırken oyuncunun sahnedeki anlatıma katkısı büyüleyici nitelikte. Tek başına bir oyunu sırtlamak zordur. Son dönemde bireysel biçimde oyun ortaya koyanlar, bazı zorlukları aşamadıkları için sahnedeki çoğu olay havada kalmıştı. Ama Anatolia için bu yargıyı söylemek neredeyse imkansız. Tek bir konu üzerinden olayların ilerlememiş olması da sahnedeki gösteri için büyük bir artı! Atay’ın oyunculuğu, Kemal Dinç’ in tadında bıraktığı sahne yönetimi oyunun neden başarılı olduğunu bizlere gösteriyor. Çeşitli sahnelerde yolculuğuna devam eden gösteriyi kaçırmayın!

LifeArtSanat

 



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: