Genç Kadro Muhteşem Bir Bütünlük: “İki Efendinin Uşağı” 

Yaşam Kaya

Yönetmenliğini Levent Suner’in yaptığı, Carlo Goldoni’nin yazdığı, Rekin Teksoy’un Türkçeye çevirdiği “İki Efendinin Uşağı”, Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu oyuncuları tarafından sahneleniyor. Oyun 5 Ekim Perşembe gününden bu yana Nâzım Hikmet Kültürevi’nde ve çeşitli sahnelerde gösterimlerine devam ediyor. Koreografisini Gökmen Kasabalı, kostüm tasarımını Funda Çebi’nin yaptığı “İki Efendinin Uşağı”nda, Cem Yılmazer dekor ve ışık tasarımını üstlenirken sahnede inanılmaz yüksek enerjiye sahip bir kadro var. Daha çok genç ekibin oluşturduğu kadrosuyla Bursa’ya apayrı bir renk sunan Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu, Goldoni tarzında zor bir yazarın oyununu sahneye taşıyarak imkansızı gerçekleştirmeyi başarıyor. İstanbul sahnelerinde göremediğimiz komedi oyun algısını Anadolu’da görüyor olmak insana teatral umutlar veriyor.

Efendim oyunda renkli bir cümbüş var. Peki nedir bu cümbüş? Aslında Shakespeare’in tarzına pek yakın, yanlışlıklar üstüne kurulu ve cinsiyetlerin yer değiştirmesiyle oluşan kargaşa. Birbirlerini çok seven aşıkların evlenmek için giriştikleri uğraş içinde, varlıklı aile ile soylu olma yolunda adım atmak isteyen babanın çırpınışları komedinin olgunlaşmasını sağlıyor. Aslında konu çok basit. Goldoni oyununu ilk yazdığında üç perde yazmış, daha sonra iki perdeye düşürmüş ve günümüze konunun bu hali gelmiş. Ben ortada çok sağlam bir metin olduğunu görmüyorum. Çalışmanın reji kurgusuyla başarıya ulaştığı aşikar. Zaten dönemsel olarak metnin sahnelenmesi için tiyatro içinde tiyatro olması gerekli. Öyle keskin ve biçimsiz sahne geçişleri var ki metinde, neden yönetmenlerin Goldoni üzerinden çalışma yapmak istediğini anlayamıyorum. İnanın şu çağın üçüncü sınıf oyun yazarı olacakken Goldoni 2017 yılında baş tacı ediliyor. Yalancı oyunundan tutun şimdiki oyuna kadar gelin, basit konular, basit örgüler içinde oradan oraya savrulan karakterler görüyoruz.

Oyunda İtalya’nın teatral dünyasını bizlere sunan Goldoni, aşkını bulabilmek için kılık değiştirip Venedik’e giden Beatrice üzerinden olaya giriyor. Genç kadın istemeden de olsa diğer aşıklar Silvio ve Clarice’nin arasının açılmasına neden oluyor. Parayı her şeyin üstünde tutan Pantalone, sürekli yemek yiyen Dottore, suçlamanın eşiğindeki Florindo ve aç karnını doyurabilmek için türlü kurnazlıklar yapan yalancı uşak Truffaldino’nun yollarının kesişmesiyle bir anda komediyi yaşamaya başlıyoruz. Yönetmen Levent Süner sahnenin çevresine yerleştirdiği oyuncularla konunun akışını kesmeden muhteşem bir çalışma örneği sunuyor bizlere. Ayrıca dekor kullanımındaki tasarruf bambaşka zeka ürünü! Yönetmenin commedia dell’arte tekniğinden yola çıkarak, anlatıcı unsur üzerinden ve sinematografik tiyatro tekniklerden konuyu beslemesi çok iyi oyunun sebebini bizlere tek tek açıklıyor!

Kostüm tasarımda Funda Çebi’nin derin uğraşları, dönemsel olarak İtalya’nın o günlerini tüm güzelliğiyle ortaya sermiş. Az önce bahsettiğim gibi, sahne tasarımının büyüsünü mutlaka ama mutlaka görmeniz lazım. Cem Yılmazer’ in çalışmasını ayakta alkışlıyorum. Oyunun bütünsel algısının önünü açan çalışmalar çok nadir karşımıza çıkıyor. Silvio’da Adem Mülazim, Clarice rolünde Melisa İclal Gürmen, Florindo’da Barış Ayas, Brighell’da Batuhan Pamukçu, Truffaldino’da İbrahim Ersoylu, Federigo’da Mert Özay… ve ekibin tamamı muhteşem bir ahenk içinde rollerini oynuyor. Aslında bunu açık yüreklilikle söylüyorum; herkes kendi rolünün ağırlığına konsantre olmuşken bir yandan da arkadaşlarının işini kolaylaştırıyor.

Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu, bu sene sergilediği ‘İki Efendinin Uşağı’ ile teatral dengeleri altüst edip, insanı cezbeden kadrosuyla tiyatro kültürüne yenilikler aşılıyor.

LifeArtSanat

 



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: