Bütün Çılgınlar Sever Beni

Gizem Kurtsoy

“Sana güvenerek şunu söyleyeceğim ki, dostum Lotario, beni kıvrandıran şey, eşim Camila’nın gerçekten benim düşündüğüm kadar iyi ve mükemmel olup olmadığını bilmek arzusudur. Bu gerçeği öğrenmemin tek yolu ise, iyiliğinin ayarını ortaya çıkaracak şekilde onu sınamak; altının ayarının ateşle ölçüldüğü gibi. Çünkü bence, sevgili arkadaşım, bir kadının namusu, ne kadar peşine düşülüp düşülmediğiyle ilgilidir…”

Miguel de Cervantes Saavedra

“La Mancha’lı Don Quijote”nin Bir Yerinden, 1604

Bulgar yazar Stefan Tsanev’in kaleme aldığı Bütün Çılgınlar Sever Beni veya Baştan Çıkarma adlı oyun metni Cervantes’in Don Kişot’undan bu alıntıyla başlar. Her şeyin kaynağı iktidarını tehlikeye sokabilecek şüphe duygusudur. İktidarını mülkiyetiyle elle tutulur kılmaya çalışan (erk)ek, bir diğer deyişle varoluşunu somutlaştırma çabasıyla malını mülkünü miras bırakacağı soyunun çetelesini tutmak ister. Tüm sorun soyut alanda sıkışıp kalmasından kaynaklanır aslında. Soyut alan hem iktidarının üzerinde yükseldiği temel hem de her an yıkılmasına neden olabilecek çatlak. Özne konumunu da buradan alır, Öteki’ne karşı yerleştirdiği devlet, otorite, güç, yetki konumunu da. Kadın bedeni ise tüm somutluğuyla karşısındadır. Kadın bedeni en başından beri peşinde koştuğu varoluş kanıtına doğurganlığı ile bizatihi sahiptir. Kadının bedeni dünyaya getirebildiği çocuk sayesinde yaşamın somut kaynağıdır. Erkek kadın bedenindeki bu güce sahip olamadıkça kadın bedeni iktidarın uygulama alanı haline getirilir.

İşte Moda Sahnesi’nin 2013 yılından bu yana sahneye koyduğu Bütün Çılgınlar Sever Beni oyununun merkezinde, Maria’nın bedeni Yosif ve Angel arasında böyle bir bağlamda üzerinde pazarlık yapılan bir meta haline gelir. Maria sahnenin bir köşesinde ışık odağından uzakta flütünü çalarken ya da kitabını okurken odakta Yosif’in karısını baştan çıkarması için Angel’i ikna etme çabasını izleriz. Maria’nın sahne arkasında gözlerden ırak değil de sahne üzerinde herkesin gözü önünde ayrı bir köşede sanatı ve entelektüel eylemi ile “var olması” ve bir yandan aynı sahne üzerinde başka bir köşede kadının bedeni üzerine yapılan pazarlığın arzu nesnesi olması manidardır. Kadın kendi varoluşunun öznesi olamamaktadır. Sahne üzerinde Angel ve Yosif arasında geçtiğine şahit olduğumuz Angel ve Maria’nın ön sevişmesinin provası niteliğindeki homoerotik sahne bir yandan kadının metalaştırılmasına vurgu yaparken öte yandan cinsel kimliklerin iktidar bağlamında bastırılmasını seyircide sorgulatır. “Müstehcen dayanışma çoğunlukla üçüncü bir tarafın zararına gerçekleşir,”[i] der Zizek. Bu örnekte de yine erkekler arasındaki dayanışma kadının zararına kurulmuştur. “Bir kadını kimse baştan çıkartmaya çalışmamışsa o kadının kocasına sadık kalmaktan başka çaresi yoktur,” der Yosif Angel’e. Bu sözü oyunun temel gestusunu oluşturur. Yani bir anlamda oyunun kadın erkek ilişkilerine dair toplumsal tavrı yansıtan cümlesidir. Kadın erkek ilişkilerindeki iktidar dinamiğini açık eder. Bu bağlamda bakıldığında oyun aslında kimilerinin gördüğü gibi bir aşk üçgenini konu edinmiş hafif bir komedi olmanın çok ötesinde politik bir oyundur. Bedenin siyasal alanla ilişkisine Michel Foucault’nun bakışından bakmak gerekir: “Bedenin bu siyasal olarak kuşatılması, karmaşık ve karşılıklı ilişkilere göre, onun ekonomik kullanımına bağlıdır; bedenin iktidar ve egemenlik ilişkileri tarafından kuşatılmasının nedeni büyük ölçüde, üretim gücü olmasından kaynaklanmaktadır, fakat buna karşılık bedenin işgücü olarak oluşması ancak, onun bir tabiiyet ilişkisi içine alınması halinde mümkündür.”[ii] Kadın bedeni üzerindeki tahakküm de benzer bir noktadan okunabilir. Yosif’in karısı Maria kendisine her koşulda sadık kalacak mıdır, yoksa ‘yasak elmayı ilk yiyen, arzularına yenik düşmeye meyilli olan bu zayıf cinsiyete mensup yaratık’ yoldan çıkacak ve kocasını aldatacak mıdır? Yosif’in paranoyasının temeli yazının başında belirtildiği gibi ekonomiktir. Birikimlerini karısının üzerine villa yaparak vs. değerlendirmek isteyen Yosif yapacağı yatırım için karısının güvenilir olup olmadığını ölçmek ister. Kadın yüzde yüz kendisine sadık mıdır, soy kendisinden mi devam edecektir yoksa iktidarını, varoluşunu sarsacak başka ‘tohumlar’ söz konusu mudur?

Oyundaki üç karakterin isimlerinin Maria, Yosif ve Angel olması da tesadüfi değildir elbette. Yusuf ve Meryem İsa’nın dünya üzerindeki ebeveynleridir. Yusuf’la nişanlı ama henüz evlenmemiş ve hala bakire olan Meryem, Tanrı tarafından Kutsal Ruh’a gebe kalmak (Matta 1:18) ve İsa’nın bakımı için seçilmiştir. Yusuf, erdemli bir adam olarak nitelendirilir ve evliliklerinden önce hamile olduğunu fark edince Meryem’e nazik davranarak bunu kanıtlar. Meryem’in ölmesini emreden yasaya uymayı reddeden Yusuf, onu ‘gizlice uzaklaştırma’ (Matta 1:19) kararı alır. Yusuf bir yandan ne yapacağını düşünürken, bir rüyada ona “Tanrı’nın Melek’i” gelir, kendisine Meryem’i eşi olarak alması için talimat verir; çünkü İsa Mesih Tanrı’nın isteğiydi. ‘Halkını günahlarından kurtarmak’ için gönderildi (Matta 1:21).[iii] Tıpkı İsa’yı taşıyan bir beden olmaktan öteye gidemeyen ve namuslu/namussuz ikilemi arasında gidip gelen Meryem figürü gibi kadın iktidarın üzerinde tahakküm kurduğu bir metadır, özne konumu yoktur. Yusuf (erkek) Tanrı’nın bir nevi yer yüzündeki temsilcisiyken, göklerdeki temsilcilerinden bir Melek ona görünür. Kadının bedeni konusundaki tüm bu alışveriş egemenlerin üçgeni içinde olup biter, kadın yoktur. Bu bağlamda oyundaki ismiyle müsemma Angel karakteri idealist felsefenin bir temsilcisi gibidir aslında. Saf ve masum bir platonik aşıktır ve Maria’ya olan bastırılmış aşkı için ona acıma dahi duyacak gibi olur seyirci. Ancak en nihayetinde o da kadını dışarda bırakan pazarlığın bir bileşenidir ve oyunun kurgusunda geriye dönüş sahnesinin (flashback) bir anda ileriye atlamaya (flashforward) dönüşmesi anlattıkları gerçek mi kurgu mu sorgulamasını getirir. Ancak sevgisi gerçek mi değil mi sorusunun cevabı zaten önemli değildir, çünkü asıl sorun bu değildir. Asıl sorun her şeyin, tüm iktidar konumlarının ve Ötekiliklerin baştan sona zaten toplumsal birer kurgu olmasıdır.

Masumiyet-temizlik-ahlak/suç-kirlilik-ahlaksızlık karşıtlıkları arasına sıkıştırılmış inkâr edilen kadın bedeni ve arzusu Maria karakterinde bir başka köşede ancak zaman zaman sanatıyla ifade bulur. Fakat Maria karakteri de tümüyle eleştirilemez bir konumda değildir; özne olamaz çünkü özne olmanın gereklerini yerine getirmez. Yosif ile evlenerek iktidarın tahakkümü altına girmiştir. İçine çekildiği oyun sayesinde gerçekliğinin farkına varır. Tam da bu noktada özne konumunun kendisi sorgulanır hale gelir.[iv] Maria önce Angel’i (Tanrı’nın meleğini) öldürür, çünkü benlik duygusundaki asıl sarsılma öznelliğinin kurgusallık boyutunu fark etmesiyle olur. Oyunun en başından beri gazete haberi (“Kocamı sevmiyorum ki, onu niye öldüreyim?”) ve sahnedeki silahın habercisi olduğu gibi sevdiği adamı öldürmesi bu nedenledir. Sevgilisini öldürmesi tanrı, iktidar ve tahakkümden kurtulmadır, özgürleşmedir. Ancak beklenmeyen eylem kocasını öldürmesidir. “İktidar ve söylem iç içe geçmiş iki öğedir ve direniş de söylemin içinde yer almaktadır. Ancak tam da bu nedenle gerçek bir direniş için söylemin dışına çıkmak ve orada bir belirsizlik hali içinde kalmak son derece önemlidir.”[v] Oyun metninde de yer almayan Moda Sahnesi’nin rejisiyle oyuna eklenen bu eylemle kadın yer yüzünde iktidarın temsilcisi Özne’yi de yok eder. Bu herhangi bir özne konumu almayı reddediştir, dolayısıyla da gerçek özgürleşmedir.

[i] Zizek, Slavoj. Kırılgan Temas, Çev. Tuncay Birkan, 3. Basım, İstanbul: Metis Yayınları, 2011, s.16.

[ii] Foucault, Michel. Hapishanenin Doğuşu: Gözaltında Tutmak ve Cezalandırmak, Çev. M. A. Kılıçbay, 2. Basım, Ankara: İmge Kitabevi, 2000, s.63.

[iii] https://amazingbibletimeline.com/blog/joseph-and-mary/

https://www.jw.org/tr/yayinlar/kitaplar/isa-mesih/isa-hizmetine-baslamadan-once/yusuf-meryemin-hamile-oldugunu-ogrenir/

[iv] Butler, Judith. Cinsiyet Belası: Feminizm ve Kimliğin Altüst Edilmesi, Çev. Başak Ertür, 4. Basım, İstanbul: Metis Yayınları, 2014, s.44-5.

[v]Butler, Judith. (2007). Taklit ve ‘Toplumsal Cinsiyet’e Karşı Durma, Çev. O. Akınhay, İstanbul: Agora Yayınları.

 

Yorum


işlemi tamamlayınız: