“Kayyımlardan Sonra Halk Tiyatroya Daha Çok Sahip Çıktı”

Bu yıl 27’ncisi düzenlenen İstanbul Amatör Tiyatro Günleri (İATG) etkinlikleri içerisinde, 26 Mayıs’ta Boğaziçi Üniversitesi Demir Demirgil Salonunda, Kültürel Çoğulcu Tiyatro Günleri (KÇTG) kapsamında iki oyuna yer verildi. İstanbul’da tiyatro yapan Tiyatra Jîyana Nû grubunun oynadığı Tenê Ez ve Amed Şehir Tiyatrosu’ndan (Şanoya Bajêr a Amedê)  Özcan Ateş’in oynadığı Dawîya Dawî oyunları sergilendi. Oyunlardan sonra her iki topluluğun oyuncuları ile kısa bir söyleşi gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü Hüseyin Erdoğdu’nun üstlendiği söyleşinin tam metnini aşağıda okuyucularımızla paylaşıyoruz.

Hûn bi xêr hatine çalakîya me. Rojên Şanoyê yên Amator a 27emîn bi van her lîstikên Kurdî qediya. Her meha Gulanê xwendevanê zanîngehê mihrîcanekî organize dikin. Di vê mihrîcanê da Şanoya Çandeyî ya Piranîparêz(Kültürel Çoğulcu Tiyatro) tê saz kirin. Hûn dizanin ku li Tirkiyeyê ji xêncî Tirkî zimanên cuda jî tê axaftin û çandên cuda jî hene. Em dixwazin ji wan ziman û çandên ra sehneya xwe vekin. Me heta niha zimanên Ermenkî, Erebî, İbranî, Kurdî û Rumkî li vê dere kirine mêvan. Di sala derbasbûyî da, me paneleke bi ermenkî organize kir û Şanoya Bajêr ya Amedê lîstikeke xwe pêşkeş kirin. Îsal jî du lîstikên Kurdî bûne mêvanên me. Di saet 14:00da Teatroya Jîyana Nû lîstika “Tenê Ez” pêşkeşî me kir û di saet 16:00 da lîstikvanê Şanoya Bajêr a Amedê Özcan Ateş pê lîstika xwe ya “Dawîya Dawî” bû mêvanê me. Em dixwazin ev heval xwe bikurtasî bi me bidine nasîn. Qala lîstika xwe bikin, qala komên xwe yên şanoyê bikin. Piştî wê jî em êji wan pirse xwe bikin. Çalakîya me bi du zimana yê bidome. Moderatorîya çalakîyê Huseyn Erdoğdu yê bike. Hûn dikarin pirsên xwe bi kurdî yan jî tirkî ji hevalan bikin.

Öncelikle Tiyartra Jîyana Nû ve Amed Şehir Tiyatrosu’nu tanıyarak başlayalım. Nasıl çalışmalar yaptığınızdan, repertuarlarınızda hangi oyunlar olduğundan bahsedebilir misiniz? Ardından da hem oyunlar hem de tiyatro yapma koşulları üzerine kısaca sohbet etmek istiyoruz.

Rugeş Kırıcı: Tiyartra Jîyana Nû (TJN) (Yeni Yaşam Tiyatrosu) 1991’de kurulmuş olan Mezopotamya Kültür Merkezi’ne (MKM) bağlı bir tiyatro topluluğu.  TJN, Türkiye’deki Kürtçe tiyatro yapan ilk gruptur. Başlangıç ekibi farklı tabii. O günden bu yana çok şey değişti, dönüştü. Halen değişen şeyler var, bizimki bir yolculuk diyebiliriz. Taksim de MKM adlı bir mekânımız var, küçük bir sahne… Oyunlarımızı orada sahneliyoruz.

Cihan Ekinci: Bizim oyun seçme süreçlerimiz oldukça sıkıntılı oluyor, bunun birçok sebebi var. Yani pek çok şeyi göz önünde bulundurmak zorundayız. Sezon başı yine oyun arayışındayken, bir sinema atölyesi sürecindeydik… O sıralar Charlie Chaplin’in Büyük Diktatör filmini uyarlama fikri aklıma geldi. Sonra bu fikri Rugeş ve Ömer ile paylaştım. Başta biraz korktuk tabi. Film çok kalabalık bir oyuncu kadrosundan oluşmuş ve bu güne kadar hiç sahneye uyarlanmamış. Öyle başladık ve uzun bir süre metin üzerine çalıştık. Sinemadan uyarlama olduğu için görselliğe ve harekete dayalı bir oyun çıktı ortaya.

Oyun ne zamandan beri repertuarınızda ve kaç kez oynandı?

Rugeş Kırıcı: Kasım 2018 sonunda prömiyer yaptık. O zamandan bu yana yirmiyi aşkın oyun sahnelendi. Salon bulmakta sıkıntı çektiğimiz için oyun sayısı daha fazla olamadı. Örneğin, Adana’da Şubat 2019’da yapılacak tiyatro festivali yasaklandı. Kürtçe oyun oynadığımız için bizimle beraber Amed Şehir Tiyatrosu’nun da oyunu yasaklandı. Bu bizim için yeni değil, Kürtçe oynadığımız için hep yaşıyoruz bunu… Bunun yanında oyun içeriğiyle ilgili de sıkıntılar yaşadık. İçeriğine hiç bakmadan salon vermeyen yerler de oldu. CHP’ye bağlı belediyeler de dahil olmak üzere çokça yaşadık bunu ve bu yüzden sınırlı sayıda turnemiz oldu. Ama şartları zorluyoruz, daha çok oynayacağız.

Belediyeler oyun taleplerinizi nasıl gerekçeler ile reddediyor?

Rûgeş Kırıcı: Ben “arsızca” başvuruyorum onlar da ısrarla reddediyorlar. Özellikle CHP’li belediyeler… Korkulu rüyaları oldum! Ben arıyorum “yerimiz yok” diyorlar. “Peki bir sene iki sene sonrası için?” yine dolu… “Peki Kürtçe oynadığımız için mi bize salonlarınızı açmıyorsunuz?” diye soruyorum. “Yoo, bizim öyle bir politikamız yok” diyorlar. Resmi bir dönüş bile yapmıyorlar. Yani siz bir yere herhangi bir talepte bulunup dilekçe vermişseniz o dilekçeye cevaben resmi bir dönüş yapılması gerekiyor. Ama ısrarla yapmıyorlar o resmi dönüşü. Biz de ısrarla talebimizi yineliyoruz. Ataşehir Belediyesi’ne 5 ay boyunca gittim geldim. En sonunda bana “Bizim bir sanat kurulumuz var, oyununuzu izleyelim ona göre talebinizi değerlendirelim” dediler, “Tamam” dedik. Oyuna yer ayırıyoruz, arıyoruz, “Buyurun oyunumuza gelin” diyoruz ve yine gelmiyorlar. Böyle devam edip gidiyor. En son Şişli Belediyesi’nin salonunda geçen seneki oyunumuz Dario Fo’nun yazmış olduğu Bêrû ile çıktık. O da Eğitim Sen’in düzenlediği bir etkinlikti. Yani oynadığımız oyunlar bütün dünyada oynanan oyunlar ama iş Kürtçe sahnelemeye gelince yasaklamalar da başlıyor.

Ömer Şahin: Ben oyun sürecine biraz daha değinmek istiyorum. Sinemadan tiyatroya uyarlama ilk defa yaptığımız bir şeydi ve biz de bu süreçte birçok şey öğrendik. Sinemadaki dramatik kurguya göre yapılmış bir işi uyarlamak gerçekten zor. İki tercihiniz var, ya sinemadaki metinden esinlenip yepyeni bir oyun yazmak ya da sinema öğelerinden de faydalanıp sinema ile tiyatro arasında bir yerde buluşan bir metin ortaya koymak. Yani birçok sahne var ve siz bunları hızlıca birbirine ekleyip sahnelemek zorundasınız. Biz bunu teknik bir yolla, barkovizyon kullanımıyla aştık biraz. Xebat Bayram bazı animasyonlar çizerek bize destek verdi. Biz provalarda bu çizimler üzerinden bazı çalışmalar yaptık. Yine Mehmet Selim Sağdıç sahne üstündeki hareket düzenlemesi ile ilgili bize destek verdi. Böylece sinemadan tiyatroya bir aktarım olmuş oldu. Deneysel bir çalışma yapmış olduk. Nereye varacağını bilmediğimiz ama samimiyetle geçirdiğimiz bir çalışma oldu. Zorlayıcı ve eğlenceli bir süreç oldu bizim için. Bunun nasıl görüldüğü ne kadar başarıldığı tabii izleyicinin takdirine kalmış. Soracağınız sorularla belki biraz daha detaylı anlatırız.

Amed Şehir Tiyatrosu’ndan (AŞT) Özcan Ateş’in Dawiya Dawî üzerine konuşmasını dinledikten sonra her iki oyun üzerine seyircilerimizin soru ve yorumlarını alabiliriz.

Özcan Ateş: Belirtmekte fayda var AŞT 90’lı yıllarda Diyarbakır Şehir Tiyatrosu(DBŞT) olarak kuruluyor. 2016 yılından sonra Amed Şehir Tiyatrosu(AŞT) ismini alıyor. 1994 tarihinde Refah Partisi Amed belediyesini aldıktan sonra DBŞT’yi kapatıyor. Sanatçılar zabıtaya veriliyor. Yani tiyatro sanatçıları belediyede zabıta olarak görev yapacaklar. Ondan sonra tiyatroda oyunculuk yapan çok arkadaşımız tiyatroyu bırakıp başka alanlarda iş yapmaya başladılar. 1999 senesinde HADEP’in belediyeyi almasıyla birlikte tekrardan tiyatro çalışmaları başlıyor. O dönemde zabıtada olan arkadaşlar tekrar oyunculuk yapmaya başladılar. Uzun süre Türkçe tiyatro yapılıyor. Sonra 2005 senesinden itibaren aldığımız bir kararla hem Türkçe hem Kürtçe tiyatro yapmaya başladık. 2009 senesinden itibaren de sadece Kürtçe tiyatro yapıyoruz. Her hafta sonu oyun oynuyor, 2 yetişkin 2 çocuk oyunu olmak üzere yılda 4 oyunu repertuvarda bulunduruyoruz. 2011 senesinde AŞT tekrar kuruldu ve geniş bir kadro ile çalışmalarına devam etti. Ta ki 2016 senesinde belediyeye kayyum atanana kadar. Kayyum atandıktan sonra yönetmeliği değiştirdi. Bizdeki bütün oyuncular konservatuar mezunu olmadığı için oyuncularımızın işine son verdi. Biz de belediyenin dışında özel tiyatro yapmaya başladık. 3 yıldır Galeria adlı bir AVM içinde kurduğumuz bir sahnede çalışmalarımıza devam ediyoruz. 31 Mart 2019 yerel seçimlerinden sonra ise tekrar belediye salonunu kullanmaya başladık. Her sene tiyatro festivali yapıyoruz. Haziran ayında çocuk festivali yapacağız. Bunun haricinde tiyatro metni yarışması yapıyoruz ve bunları sahneye taşımaya çalışıyoruz. Bir dönem liselerarası tiyatro yarışması yapıyorduk, kayyum atandıktan sonra o süreç de sekteye uğradı.

Repertuvarınızda kaç oyun var?

Özcan Ateş: Şu anda üç oyun var. Bu sezon Tartuffe çalıştık ve sahneliyoruz. Zaman zaman eski oyunları tekrar sahneliyoruz. Bayramdan sonra Mem û Zîn oyununu çalışmaya başlayacağız. Kayyumdan önce başlamıştık sekteye uğradı tabii… O oyunu devam ettirmeye çalışacağız. Ona yönelik bir hazırlığımız var. Bugün sergilediğim Dawiya Dawi oyun fikri eskiden beri kafamda vardı. Kayyumdan sonra kalabalık oyunlarımızı yeni mekânımızda sahneleyemiyorduk. Tiyatro yapmadan durmak bizim için olumsuz olacaktı. Dağılma riski vardı. Arkadaşlar da ‘‘tek kişilik oyun yapabilir misin?’’ deyince ben de yaşadığım olaylardan yola çıkarak Dawiya Dawi oyununu hazırlayıp sahnelemeye başladım. Beğenilince de devam ettik. Bugünkü oyun 109. sergilemeydi.

Tenê Ez sinemadan bir uyarlama ama güncel bir düzlem de var. O güncel düzlemi nasıl oluşturdunuz? Doğaçlama mı oluşturuldu, haberler, eklemeler vb. nasıl oldu? Bize sahne üstüne taşınan uyarlamayı nasıl oluşturduğunuzu anlatabilir misiniz?

Rugeş Kırıcı: Ana metni Cihat çıkarmıştı. Biz o metnin üzerine çalıştık. Metin 1940’lı yılları anlatıyor. Aslında faşizmin dili çok da değişmiyor. Bazı müdahaleler yaptık ama çok da büyük müdahaleler değildi.  Filmde radyo propagandası var biz televizyona çevirdik diyebiliriz. Bazı güncellemeler yaptık. Çalıştıkça ortaya bir şeyler çıktı. Biz de onları ekledik.

Ömer Şahin: Metin üzerine çalıştığımızda günümüzle benzerlikleri fark ettik. Metindeki Kardu durumu ile şimdiki Kürt meselesi arasında -bire bir aynı olmasa da- paralellikler olduğunu gördük. Bunun üzerine gidebiliriz diye düşündük. Oyunun ana ekseninde Kardulularla uzlaşma ve bunu yerini çatışmaya bırakması var. Kürt meselesinde de böyle bir dönem oldu. Böyle ortak noktalar olunca acaba bizim deneyimimizden bazı eklemeler yapabilir miyiz, doğaçlamalarla günümüze ait bazı şeyler ekleyebilir miyiz diye düşündük. Çok mu iğreti durur yoksa iyi mi olur diye tartıştık… Sonra propaganda aracı olarak radyoyu televizyon olarak değiştirdik. Ve oyunun tarihsel olarak, illaki bu dönemde veya bilinen başka bir tarihte değil de her hangi bir zamanda ve mekânda geçmiş bir hikâye olabileceğini düşündük ve onun üzerinden uyarlamalar, güncellemeler yaptık.

Seyirci: TV’de izlediğimiz oyunculuk, kostüm ve arka plan üslubu ile oyunun geri kalanındaki üslup farklıydı. Bunu nasıl konuştunuz, tartıştınız anlatabilir misiniz?

Ömer Şahin: Ben provalara gidip geldiğimde insanların hep çok mutsuz olduğunu görüyordum. Yani her şey gri bir tonda sanki ve öyle yaşıyoruz… Ama eve gidip de televizyon izleyince sanki hiç böyle bir şey yok ve her şey güllük gülistanlıkmış gibi izliyoruz. Oyundaki bu görsel griliği, propagandaları ve uygulamaları nasıl verebiliriz diye tartıştık. Örneğin; medyada ‘Birliklerimiz çocuklara yaşlılara yardımlar yaptı’ diye yapılan propagandanın gerçek olmadığını biliyoruz. Aslında günümüz normal yaşamı ile medyada bize aktarılan yaşamın çelişkisini göstermek için böyle bir anlatıma gittik.

Oyunda çok fazla Mim öğesi de vardı. Ayrıca Mehmet hocanın bu oyunla topluluğa dâhil edildiğini biliyorum. Buradan yola çıkarak hem kadro açısından hem de yaptığınız mim çalışması açısından kimlerle ilişkilendiniz, kimlerden destek aldınız? Ayrıca başka tiyatro gruplarıyla ilişkileriniz var mı, birlikte etkinlik vb neler yapıyorsunuz?

Rugeş Kırıcı: Mehmet (Musaoğlu) hoca Amed Şehir Oyuncusu ve kayyımla birlikte işinden olan arkadaşlarımızdan biri ve daha sonra da İstanbul’a yerleşmişti. Biz de bu oyunu çalışmaya başlarken onu da kadroya katmayı düşündük ve çok da iyi oldu. Başka tiyatrolarla ilişkimiz sorusuna gelince; Amed Şehir Tiyatrosu’yla birlikte festival yapıyoruz. İstanbul’da paslaşarak iş yaptığımız Şa Performans var, Yine ilişkilerimizin sıkı olduğu Van Mencel Tiyatrosu var. Bunun dışında da Türkiye’de ilişkilendiğimiz başka tiyatro grupları var. Bunlarla çeşitli platformlarla var olmaya, bağlarımızı korumaya, geliştirmeye çalışıyoruz. Örneğin oyun çalışırken farklı grup ve kişilerden destek almaya çalışıyoruz. Bu oyun için Mehmet Selim ile pandomim çalışması yaptık. Bu oyun dışında başka çalışmalarda da koreografi veya müzik gibi farklı alanlarda destek aldığımız, deneyimlerinden faydalandığımız arkadaşlarımız oldu.

Seyirci: Hem Diyarbakır’da hem İstanbul’da tiyatrocuların mesleki olarak bu işi profesyonel anlamda sürdürmeleri ne kadar mümkün?

Özcan Ateş: Şöyle söyleyeyim; gençler o konuda tecrübeli. Biz Amed’de ilk defa özel tiyatro yapmış olduk. Daha önce belediyedeyken oraya bağlı tiyatro yapıyorduk.  Tabii belediyeye bağlı tiyatro yaparken daha avantajlı oluyorsunuz. Belediyede iki ayda çıkardığınız bir oyunu şartlarınız kısıtlıyken üç ay veya daha fazla bir zamanda çıkarıyorsunuz. Kayyım atandıktan sonra tiyatro grubunun kullandığı ve ilişkide olduğu birçok kurumu ve mekânı hibe etti keyfince. Böyle olunca da birkaç arkadaşımız mevcut durumu daha fazla yürütemediler ve bırakmak zorunda kaldılar. Bunun yanında devam edenlerimiz de oldu. Hem farklı işlerde çalışıp hem de tiyatroya emek vermeye devam edenlerimiz var. Kayyım atandıktan sonra devam edenler olarak çevreden gelen destek ve dayanışma ile zor şartlarda da olsa yapabileceğimize inandık ve bunu pratikte de gördük. Şimdi hibe edilen kurumların mahkemeleri devam ediyor. Birkaç arkadaşımız belediyede işe yeniden başladı. Bizim adımıza da umutluyum,  yakın zamanda hepimiz işimize geri döneceğiz sanırım. Dönmesek de tiyatro yapmaya devam edeceğiz.

Rugeş Kırıcı: Bizim yolculuğumuz hep böyleydi. 25 yıldır yani 90’lı yıllardan bu yana bu sıkıntıları yaşıyoruz. Faaliyetlerimizi bir kültür merkezine (MKM) bağlı olarak sürdürüyoruz. Bu faaliyetler kendi kaynaklarıyla sürdürülüyor.  Başka işler yapan arkadaşlarımız var. Tiyatroyu böyle sürdürmenin çok zor olduğunu herkes biliyor. Biz de iki yıldır daha çok tam zamanlı tiyatro yapan arkadaşlarla devam etme kararı aldık. Tiyatro dışında çalışan arkadaşlarla da farklı bir mecrada buluşmayı hedefliyoruz. Ekonomik kaynağımız olmadan bütün yaratıcılığımızı kullanıp ürün çıkarmaya çalışıyoruz. Kaynak olduğunda yaptığınız işler de farklı oluyor. Son iki senedir daha çok zorlanır olduk. Kayyımlar atanınca bölgeye oyun götüremez olduk. Seyircimiz daha çok orada ve son iki senedir koşullarımızı zorlayarak devam ettiriyoruz.

Özcan Ateş: Tabii BGST, Seyyar Sahne gibi farklı oluşumlarla dayanışma ile devam ediyoruz.

Rugeş Kırıcı: Kayyımların atandığı olağanüstü halin uygulandığı bu son iki senede Kürt tiyatro izleyicisi tiyatroya sahip çıktı. Hatta tiyatronun ayakta kalması adına bugüne kadar böyle bir sahiplenme görmedik diyebilirim. Amed Şehir Tiyarosu halkın bu ilgisine daha çok tanık oldu ama bizler de oraya gittiğimizde bunu yaşıyorduk. Seyirciler bizi hiç yalnız bırakmadı, biz de elimizden geleni yapmaya çalıştık.

Mehmet Musaoğlu: Ben tiyatronun bütün kademelerinde yer aldım. Kürt tiyatro gruplarının tamamıyla da çalıştım. Bana kalırsa bir tiyatro devam ediyorsa profesyonel anlamda devam etmeli. Yani desteklenmesi gerekiyor. Kendimize halkın tiyatrosu diyorsak profesyonel, yani maaşlı çalışmamız lazım. Sahnede herkes sadece oyununa yoğunlaşmalı. Yani eve götüreceği ekmeği veya çocuğuna götüreceği mamayı düşünmemeli. Bunun için de Kürt tiyatrosu statü kazanmalı. Bu da özel tiyatro ile değil belediyelerle olabilir. Belediyeler en az on beş, yirmi oyuncu almalı ve oyunculara düzenli olarak maaş vermeli.  Tekrar ediyorum statü kazanması lazım ve bu da ancak Şehir Tiyatrosu olursa gerçekleşebilir. Oyuncuların çok iyi durumda olmadığını biliyoruz. Ben 2011 yılında devlet memuru olduğumda tiyatrodan para kazandım. On yıldan fazla liseli gençlerle tiyatro yaptım. Gençler bana tiyatrocu olmak istediklerini söylediklerinde onlara gidin okuyun meslek sahibi olun onun yanında da tiyatro yapabilirsiniz diyordum. Yani oyuncunun aklı gişede olmamalı, çıkıp sahneye aslan gibi oynamalı.

Ömer Şahin: Bence kurumsal tiyatro olmalı. Başka bir kurum çatısı altında tiyatro yapılabilir. Ama tiyatro en nihayetinde bir sanat dalı. Siz bir kurumun çatısı altında sanat yaparken o kuruma eleştiri yapamıyorsunuz, yaparsanız bile kısıtlı oluyor. Sanatçıların ve tiyatrocuların gerçek anlamda desteklenmesi lazım ama özgür sanat icra etmek istiyorsanız tamamen bağımsız, hiç bir kuruma bağlı olmadan özgürce sahne üzerinde sözünüzü söyleyebilmelisiniz. Bu konuda da en uygun yerin özel tiyatrolar olduğunu düşünüyorum. Belediye veya başka bir kurumdan destek alınabilir ama tamamen kurumsallaşma adı altında o kuruma bağlı tiyatro yapılması çok doğru değil bence.

Bu altyapı ile ilgili evrensel bir tartışma. İstanbul’da Türkçe tiyatro yapan gruplar da bu sıkıntıyı yaşıyor. Rugeş’in demin aktardığı salon bulma veya giriştiğiniz bir projeye destek verilmesi meselesi sıklıkla karşılaştığımız sıkıntılar. Örneğin Büyük Diktatör (Tenê Ez) gibi bir filmin oyunlaştırılması veya bunun gibi fikirlerin projelendirilmesi noktasında destekler lazım. Yani bunu Kürtçe tiyatronun uğradığı ekstra baskının dışında bir problem olarak tartışmalıyız. Alt yapı desteği olmadığında özel tiyatro yapmanın koşulları çok zor oluyor. Eşitlikçi bir kültürel ve yerel politika olmadığını zaten biliyoruz.

Seyirci: Özcan’ın oyununu izledim. TJN’yu birkaç gün önce Bêrû oyunu ile izledim. Tiyatronun ne kadar özveri istediğini biliyorum. Bunun dışında ekstra politik zorluklar ve kendi özel yaşantınızda da sıkıntılar yaşıyorsunuz. O yüzden yaptığınız çok takdir edilecek bir şey, bunun için devam edin lütfen. Biz de elimizden geldiğince destek olalım. Özcan kardeşim hoş geldin. Çok popüler olan bir cümle vardır; anlıyorum ama konuşamıyorum. Acaba anlayıp da konuşamayanlar için sergilemenin önemli gördüğün yerlerinde vurucu cümleleri tekrarlasan daha iyi olmaz mı?

Özcan Ateş: Hatırladığınız bir yer var mı?

Seyirci: Mesela Osman Baydemir ile ilgili olan yer veya onun gibi insanların daha fazla reaksiyon verdiği, daha komik yerler.

Özcan Ateş: Olabilir…

Seyirci: Standup’a bir stranla başlıyorsunuz sonra bildiğimiz standup formatına devam edip güldürüyorsunuz sonra tekrar müzikle çok dramatik bir şiirle bitiriyorsunuz sergilemenizi. Bunlara nasıl karar verdiniz, bu tercihleri yaparken kendi içinizde nasıl tartıştınız?

Özcan Ateş: Standup yapma fikri Kobanî süreciyle başladı. Kobanî süreciyle ilgili şiirde anlatılan bir hikaye var, bazı gençlerin hikayesi… yüz elli genç diğer tarafa geçmiş, ben kalmıştım. Tabii bu beni çok etkilemişti, donup kalmıştım. Sonra kendi kendime dedim ki bu hikâyeyi anlatacağım, bunu oyunlaştırmam lazım. Fikir oradan çıkmıştı. Tabii şiire gerek var mı yok mu tartışması oldu. Olmasın diyen de vardı destekleyen de vardı. Final için emin değilim ama başlangıçtaki stran çok önemli. Çocukluğumda dengbêjlerden çok etkilenmiştim onu eklemiş oldum, Kobanî sürecinde de yazılan bu şiiri eklemiş oldum. Dediğim gibi başta hangisi olsun gibi bir tartışma oldu ama stran da şiir de kaldı ve kalmaya devam etti.

Peki Kürtçe tanıtımında standup mı diyorsunuz yoksa Kürtçe’ye daha yakın bir ifade mi kullanıyorsunuz?

Özcan Ateş: Aslında haklısınız. Biz de tartışıyoruz bunu. Çîrokbêj karşılıyor aslında yaptığım işi. O yüzden çîrokbêj’i kullanacağız bundan sonra.

Ben Mehmet mamostenin söylediklerine ek bir şeyler söylemek istiyorum. İktidarın Türkiye’de Kürt tiyatrolarına, Kürtçe Tiyatro yapanlara yaklaşımı çok sıkıntılı ve bunun yanında Türkiye’de sistemin dışında hareket eden kültür sanat kurumlarının neredeyse hepsi çeşitli zamanlarda farklı sıkıntılar yaşıyor. Dolayısıyla iktidarın kültür sanat yaklaşımı sanat alanlarında statü kazanma ve kurumsallaşmayı zorlaştırıyor…

Rugeş Kırıcı: Biz zaten kurumsal bir yapıyız. Kürt tiyatrosunun hikâyesi Kürt halkının toplumsal alt yapısıyla ayrı ele alınamaz. Kürt tiyatrosunun baskı altında oluşu yeni değil, bu uzun yıllardır böyle ve iki yıldır kazanılmış bütün yapıların gasp edilmesine rağmen ayakta kalabilmek seyircimizin sahip çıkmasıyla üstesinden gelebildiğimiz bir iş… 91 senesinden bu yana yasaklı bir dilde neredeyse fısıldayarak yapılan bir tiyatro… Dünya tarihinde bir örneği yok bence. Ödenekli olup olmaması başka bir tartışma. Kürt halkının daha demokratik bir dönemde tartışabileceği bir konu olarak görüyoruz. Yoksa biz zaten kurumsal bir yapıyız, AŞT de kurumsal bir yapıdır. Bunu belediyenin dışında bir kazanımımız olarak görüyoruz.

Genel olarak var olan bir politikaya rağmen sizin çabanızdan söz ettik. Kürt kurumları statü kazandığında Kürt tiyatrocular veya Kürtçe tiyatro yapan sanatçılar bu kurumlarla da zaman zaman çatışma yaşayacaklardır. Sanat yapıyorsanız, Ömer’in de dediği gibi bu çatışmayı yaşayacaksınızdır. Biz bütün olumsuzluklara rağmen bütün baskılara rağmen gösterdiğiniz çabadan dolayı sizi kutluyor ve bugün burada bizimle birlikte olduğunuz için teşekkür ediyoruz.

NOT: Bu söyleşi 27 Mayıs 2019 tarihinde organize edilen Kültürel Çoğulcu Tiyatro Günleri etkinliğinden hemen sonra yapılmıştır. Söyleşiyi gerçekleştirdiğimiz dönemde henüz 19 Ağustos 2019’daki kayyum atamaları gerçekleşmemişti. Söyleşide bahsi geçen 2016 kayyum atamalarından sonraki süreçtir.

MİMESİS

Yorum


işlemi tamamlayınız: