[Roni Nasır Kaya’nın Yeni Yaşam Gazetesi’nde yayımlanan söyleşisini okurlarımızla paylaşıyoruz]
Celadet Bey’in Kürt diline hizmeti yaşamının merkezine koyması, inadına HAWAR’ı yayınlaması, Kürtçe latin alfabesinde ekol olması ve benim Kürtçe’nin nezih yanını onunla keşfetmem, kendimi O’na karşı hep borçlu hissetmeme vesile olmuştur
Dilin sanatsal gücü onu sahiplenmeye vesile oluyor, insanların onu bilinçlerinde daha farklı bir yere oturtmasına vesile oluyor. Kars’taki gösteriden sonra bir izleyici gelip ‘Mir Celadet, ne adammış, ruhu şad olsun’ dediğinde gururlandım, gözlerim doldu
Kürt dili, edebiyatı ve hafızası denildiğinde akla gelen en önemli miraslardan biri kuşkusuz HAWAR gazetesi gelir. Sadece bir yayın değil, aynı zamanda bir uyanışın, kültürel direnişin ve dil mücadelesinin simgesi olan HAWAR, bugün de Kürt halkının belleğinde güçlü bir yere sahip. Bu tarihsel mirası sahneye taşıyan Ayhan Erkmen, tek kişilik oyunu “HAWAR” ile hem Mir Celadet Ali Bedirhan’ın yaşamını hem de Kürtçe’nin yüzyıllık direncini izleyiciyle buluşturuyor. Tarihi, duyguyu ve mücadeleyi aynı sahnede buluşturan oyun; seyirciyi geçmişten bugüne uzanan bir yolculuğa çıkarıyor. Sanatçıyla, oyunun ortaya çıkış sürecini, Mir Celadet’in mirasını, tiyatronun dil mücadelesindeki yerini ve turne heyecanını konuştuk.
- “HAWAR”ı sahneye taşırken neden özellikle Celadet Ali Bedirhan’ı merkeze aldınız; bugün onun mirası size ne söylüyor?
Celadet Ali Bedirhan Bey’in Kürt diline hizmeti yaşamının merkezine koyması, tabiri caizse evin nafakasından kesip inadına HAWAR’ı yayınlaması, Kürtçe latin alfabesinde ekol, HAWAR’ın ise okul görevi görmesi ve benim Kürtçe dilinin nezih yanını onunla keşfetmem, kendimi Mir Celadet Bedirhan Beye karşı hep borçlu hissetmeme vesile olmuştur. Bir önceki SIRGÛN oyunu da bu oyun da bu borcun ifası niteliğindedir. Mir Celadet Bedirhan, “Çalışın, ya kendiniz yapın ya da yapanlara destek olun. Dünyada hiçbir şey eksiksiz yapılmaz, hele ki yapılan yeni bir şeyse muhakkak eksiklik olur. Eksiklik görürseniz yekten saldırmayın, destek olun, giderin. Bir sütunu yıkmak kolaydır, hüner eğik olan sütunu düzeltmektir” der.
- Oyunda sıkça vurgulanan dil meselesi üzerinden sorarsak: Sizce Kürtçe bugün hâlâ bir varlık mücadelesi mi veriyor?
Bence Kürtçe halen layık olduğu ilgiyi görmüyor. İnatla Kürtçe üreten yazarlar, şairler ve sanatçılara destek çok eksik. Bu sadece halktan yana değil, halka öncü olan insanların da kurumların da bir eksikliğidir. Halka öncülük edenler, yahut kurumların başında olanlar şairine, yazarına, sanatçısına sahip çıkmasa, insanların ruhunu çalan bu sistem onlardan halk desteğini çaldığında bu dramı yazacak ve anlatacak yazar ve sanatçı bulamayacaklar.
- Tek kişilik bir oyunda hem tarihi hem duyguyu hem de direnişi taşımak zor oldu mu?
Mir Celadet Ali Bedirhan Bey çok güçlü bir kahraman; siyasetçi, diplomat, hukukçu, entelektüel, dil bilimci, yazar, şair ve bir o kadar da romantik; böyle olunca siz kendinizi, onun ruhuna bıraktığınızda sizi alıp götürüyor. Bu durum işinizi hem kolaylaştırıyor, hem de zorlaştırıyor; zor yanı ondaki o duyguyu, o yeteneği verip verememe tedirginliği, ben yıllardır yeniden, yeniden, yeniden ama hep yeniden okuyormuş gibi okuyorum Mir Celadet Bedirhan’ın yazdıklarını, bu anlamda kahramanımı iyi tanıdığımı zannediyorum. Gün 24 saat onunla birlikte yaşıyorum desem emin olun hiç abartılı olmayacak, uyurken replikleri tekrarlayarak uyuyorum ki uyuyup kaldığımda zihnim halen onu tekrarlıyor olsun ve bazen sabah uyandığımda gerçekten de tekrarladığım replikleri ezberlediğimi görüyorum.
- Kars’ta prömiyer yapmanızın özel bir anlamı var mı? İlk gece seyircinin ilgisi size ne hissettirdi?
Kars benim doğduğum, beslendiğim kentim, bana emeği var ve Mir Celadet Ali Bedirhan Bey, benim bilincimi, ruhumu yoğuran ustam. Ustamı kentime taşımak, kendimi yeniden taşımak gibi… Celadet Bedirhan’dan aldığım güç ve enerjiyi ilkin onlara pay etmek istedim, Semiha hanımın 133 yıl önce “Cecoya” doğum sancıları çektiği gecede, bir anlamda Kars’ta Mir Celadet’in doğum gününü kutladık.
- Sizce tiyatro, Kürt halkının hafızasını ve bastırılmış hikâyelerini yeniden görünür kılmada ne kadar güçlü bir araç?
Tiyatro, geçmişin ruhunu bugüne, geleceğe taşımak için çok güçlü bir sanat. Duyguyu düz anlatma yerine performans sanatçısı, onu yaşar, yaşadığı ile birebir izleyicisinin tüm duyularına hitap eder. Seyirciniz ile Şêx Evdirrehnanê Garisî’ye yapılan ihanete birlikte öfkelenmek, ihanetçi Necmo belasını bulduğunda birlikte o utançtan kurtulmak farklı bir duygu. Bunu başka hiç bir sanat size yaşatmaz. Ehmedê Fermanê Kîkî’nîn Sînemxan ve Cemşît’e söylettiği;
“Şengamın, Pengamın
Dayık çûye zozana
Xwariye pelê gizvana
Şîr ketiye gahana
Zû kin, lez kin werin dana,” stranına eşlik eden yaşlı seyircilerin o salondan 70 yıl geriye çocukluklarına gitmesi, yine çok farklı bir duygu, emin olun anlatılmaz yaşamak lazım.
- Sizce tiyatro, dil ve kimlik mücadelesinde nasıl bir rol oynuyor?
Bunu 22 yıl önceki bir anımla anlatayım. O dönem Digor’da Dağpınar belediye başkanıyım, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin tiyatro ekibi gelmiş ve komedi bir oyun oynuyorlar. Salon gülmekten kırılıyor adeta, ben beldeden 75 yaşlarındaki Nazi amcayla yan yanayım. Herkesin güldüğü replikleri Nazi amca yer yer ağlayarak izliyordu. Oyun bittiğinde niye ağladığını sorduğumda tebessüm ederek, “Şükürler olsun Kürtçe oynuyorlar mutluluktan ağlıyorum” dedi. Dilin sanatsal gücü onu sahiplenmeye vesile oluyor, insanların onu bilinçlerinde daha farklı bir yere oturtmasına vesile oluyor. Sanatla birlikte dil daha bir estetik, daha bir özgür oluyor ve ona tanıklık eden kişi bundan payını alıyor dilin kullanımındaki naiflikle o an birebir şahitlik ettiği kahramanın üzerinde bıraktığı etki ile. “Müzikal Öyküler” oyunumuzun Siirt’teki durağında, çokça küçük çocuk vardı ve oyun bittiğinde o çocukların beni taklit edip “Dewrêş” diye bağırmaları, bacaklarının arasına aldıkları çubuğu “deh Hedban” diye sürmeleri beni çok etkilemişti. Bu deneyim benim için de eşsiz bir duyguydu. Kars’taki gösteriden sonra bir izleyici gelip “Mir Celadet, ne adammış, ruhu şad olsun” dediğinde gururlandım, gözlerim doldu. Tanıyordu şahitlik etmişti.
- Uzun bir süre çîroklar toplayıp anlattınız heybenizdeki çîrokları nasıl değerlendirmeyi düşünüyorsunuz?
Halen de çîroklar gelmeye devam ediyor çünkü çîrok ve yaşanmışlık derlemek için bir adres gibi oldum. Haftada birkaç tane çîrok geliyor, yazıyorum, biriktiriyorum. Yoğunluktan iki kitaptan sonra, kitap çıkartamadım. Maliyetler de arttı. Bu performans gösterilerinden sonra yorulup köşeme çekilirsen, onları birkaç kitapta toplayacağım. Hatta bazı dostlar podcast olarak seslendirmemi önerdi. Bir şekilde halktan aldığımı, halka vereceğim; bu yazılı ya görsel ya ses ile olacak.
- Geçmişte Kürtlerin yaşadığı sorunların ve özellikle birlik meselesinin bugün de güncelliğini koruduğunu söylüyorsunuz. Sizce bu tarihsel deneyimden bugüne çıkarılması gereken en önemli ders nedir?
Kürtlerin 1925’lerde, 1930’larda yaşadığı sorunlar ve onlara istinaden yazılanlar güncelliğini halen koruyor. Kürtlerin birlik sorunu HAWAR’da çokça işlenmiş bunu oyunda da anlatıyorum; yine Mir Celadet’in cümleleriyle söylersek, “Kalemizi sarmışlar dört bir yandan saldırıyorlar, yaman bir savaş var, lakin kalede ondan daha büyük bir savaş; birbirimizle olan savaşımız, en büyük yaramız, birbirimizi çekememezliğimiz. Kürtler birbirinden ayrı, yağmur taneleri gibidir, teker teker düşünce yetip giderler ama birleştiklerinde sel olup akarlar ve önlerinde hiçbir güç duramaz, özgürlüğümüz sel olmaktadır.”
Turne takvimi
- “HAWAR” turnesinden nerelerde sahne alacaksınız; turnede beklentiniz nedir?
Kürt dil bayramı kapsamında 5 Mayıs’ta İzmir’deyiz. 15 Mayıs’ta İstanbul Anadolu yakasında, 16 Mayıs’ta İstanbul Avrupa yakasında, 17 Mayıs’ta Cizre’de, 18 Mayıs’ta Amed’de, 19 Mayıs’ta Siverek‘te olacağız. Netleştirmediğimiz tarihler var, onlar da ileriki dönemde netleştirince paylaşacağız. Beklentim o ki halkımız talep etsin ben köy köy, ilçe ilçe, il il gezip HAWAR’ı oynamak istiyorum. Mir Celadet Bedirhan’ı, HAWAR’ı, HAWAR’dan öyküleri halka ulaştırmak istiyorum. Mir Celadet ile halk arasında köprü olmak istiyorum.
