Tarla Kuşuydu Juliet: “Romeo ve Juliet Dünyaevine Girerse!”

Yaşam Kaya

Ephraim Kishon tarafından yazılan Tarla Kuşuydu Jüliet, Shakespeare’in tarihi oyunu Romeo ve Juliet eserinden yola çıkılarak yazılan komedi ağırlıklı farklı bir ironi. Engin Alkan’ın yönetmen koltuğunda oturduğu gösteriyi daha önce yine aynı sanatçıdan İstanbul Şehir Tiyatroları’nda izlemiştik. Gerçi ben oyunu Şehir Tiyatroları’ndan önce Adana Devlet Tiyatrosu’ndan görmüştüm. Engin Alkan tiyatromuz açısından çok mühim bir isim. Çağdaş eserleri farklı yorumlarla seyirciye sunan sanatçı, bu sefer Ezop Sahne ile birlikte geçmişte sahnelediği eseri farklı renkler katarak seyirciye sunuyor. Deniz Çakır, Engin Alkan, Fatih Al ve Mert Şişmanlar’ın rol aldığı oyunda, özellikle Deniz Çakır’ın ‘kadın oyuncu’ olarak sahnelerde parladığını üstüne basa basa söylemeliyim. Shakespeare’i mezarından kaldırarak kendi karakterleri ile yüzleştiren Tarla Kuşuydu Juliet, sezonun komedi oyun dalında iddialı yapımlarından bir tanesi.

Shakespeare, Romeo ve Juliet oyununu yazarak tiyatro tarihinin sahnelerde gördüğü en duygusal aşk öyküsünü herkesin belleğine kazımıştır. Dünyanın bütün coğrafyalarında sahnelerde boy gösteren bu trajik aşk olayı, bu sefer trajediden çıkıp, karakterlerin psikolojik değişimi ile şahane bir komediye dönüşüyor. Bunu Ephraim Kishon gibi ironi kültürü geniş bir yazar gerçekleştiriyor. Romeo’yu öldürmeyerek Juliet ile evlendiren yazar, iki aşığın şiddetli geçimsizliğini sona erdirebilmek için Shakespeare’i de mezarından kaldırmış oyunun içine sokmuş. Klasik karı-koca ilişkisine dönüşen Romeo ve Juliet’in hayatı, bitmek tükenmek bilmeyen didişmelerin eşliğinde, Romeo’nun uğruna ölümü göze aldığı kadına karşı ilgisiz tavırları ile büyük komedi olgunlaşıyor.

Oyunda Romeo ile Juliet ölmemiş, 20 senelik evlidirler. Artık içlerinde taşıdıkları o saf ruh gitmiş yerine birbirlerinden nefret eden iki evli birey gelmiştir. Mezarından kalkıp gelen Shakespeare, olayın içine dahil olarak, kendi yarattığı iki karakteri yaptıkları bu hatadan caydırma niyetindedir. Aşk için ölümü göze almanın saçmalığını yaşayan karakterlerine söz dinletemeyen yazar, çareyi iki karakteri öldürerek bu karışıklığa bir son vermek olarak görür. Romeo’nun Shakespeare ile diyalogları dikkat çekicidir. Juliet gibi bir kadın için ölümün kıyısında gezinmesinden dolayı kendisini yaratan yazara çok kızgındır. Aşk için ölmenin ne denli gereksiz bir eylem olduğunu üstüne basa basa vurgular. Juliet’te aynı duygular içindedir. Romeo’ya kavuşmak için kaybettiklerini düşündükçe yazarla kavga eder. Ephraim Kishon, elde etme duygusunun değerleri yok ettiğini bilerek oyununa eğilirken, Engin Alkan ‘muhteşem aşk’ olgusunun sadece bir rüyadan ibaret olduğunu bizlere şahane bir bütünlükle aktarıyor.

Oyunda Engin Alkan hem Romeo hem de rahip karakterini; Deniz Çakır, Juliet ile dadısını; Fatih Al, Shakespeare’i; evin küçük kızı Lukretia’yı Mert Şişmanlar oynuyor. Yönetmen Şehir Tiyatroları’ndaki çalışmasından bağımsız olarak bu oyunda keskin politik göndermeler yapıyor. Çocuk gelinler, papaz hikayesinden yapılan ‘kanaat önderi’ eleştirisi, dini baskıların keskin biçimde insanlara empoze edilişinin aktarımı, gösteriyi günümüz Türkiye’sinin içine çekmiş. Tarla Kuşuydu Juliet bir yandan aşk üstüne sistemli eleştirilerini sunarken bir yandan da güncel konuları içine alarak Türkiye’nin yoz gündemini sahneye taşımış. Engin Alkan rejilerinden genel olarak gördüğümüz ‘yüksek tempo’ ve ‘uzun süren sahneler’ bu oyunda da göze çarpıyor. Fakat bir mutfak ortamında birbirini yiyen iki aşığın diyalogları harikulade komedi doğurduğu için, o uzun diyaloglar hiç bitmesin istiyor insan. Ama hooop oyunu sahneye aktardım, haydi seyirci gülsün, algısı değil bu. Deniz Çakır gibi muhteşem bir ismin Juliet’in evlilikten bıkmış karakterine hayat verirken sergilediği enerji gerçekten büyüleyici. Romeo’da Engin Alkan’la süregelen didişmelerde Çakır’ın o yüksek temposu olmasa oyunda çok fazla kopukluk olabilirdi. Shakespeare rolündeki Fatih Al’ın seyirciyle kurduğu diyalog yine oyunun hızlı akışında ciddi ivme iken, Mert Şişmanlar’ın Lukretia’da oluşturduğu komedi çok yerinde olmuş. Murat Bavli’nin müzikleri Tarla Kuşuydu Juliet oyununun en vurucu noktası olurken, bu müzikleri dile getiren oyuncuların aşkın vazgeçilen duygusunu söylerken dahi komedi hep ön planda kalıyor.

Tarla Kuşuydu Juliet, büyük aşkın asla olmadığını, evliliklerin aşkı mutlaka ama mutlaka zamanla öldürdüğünü net çizgilerle anlatmış. Deniz Çakır’ın Juliet’ te Shakespeare’e isyan ettiği sahneler var ki, yaratıcısına isyan eden kadın karakterin dırdırları, yine Shakespeare’in kadınlara olan bakış açısını doğrulamış. Engin Alkan iyi ki yapmışsın bu oyunu; aşkın ve politikanın bu denli muhteşem biçimde iç içe geçtiği ikinci bir oyunu bu sezon içinde göremedim. Ezop Sahne’nin başarılı çalışmasını gidin izleyin, pişman olmayacaksınız!

LifeArtSanat



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: