Anna Halprin’in Anısına

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Mehmet K. Özel

[24 mayıs 2021 tarihinde 101 yaşında dünyaya veda eden anna halprin’in anısına 11 mayıs 2012’deki blog yazımı genişleterek tekrar paylaşıyorum.] 

son günlerde pina bausch hakkında okumalar yaparken metinlerin birinde anna halprin adına denk geldim. böylece, yaklaşık bir yıldır rafımda bekleyen “breathe made visible – revolution in dance, anna halprin” adlı dvdyi izleme zamanımın geldiğini anladım. 

ruedi gerber’in yönettiği 2009 tarihli 80 dakikalık belgesel, çekimler yapılırken 86 yaşında olan dansçı, koreograf, “şaman” anna halprin’i anlatıyor.

halprin’in; insanın, bedenin ve hareketin doğayla olan ilişkisine vurgu yapan sözleriyle açılan belgesel neredeyse bütünüyle doğanın içinde geçiyor. şehir hayatının kendisi için verimli bir ortam oluşturmadığını fark eder etmez, 1950’lerin başında, amerika’nın doğusundan batısına, new york’tan kaliforniya’ya göç etmiş halprin.

peyzaj mimarı eşi lawrence halprin kaliforniya-marin county’deki evlerinin orman gibi bahçesinde, hafif eğimli arazinin üzerine 1951-54 yıllarında ahşap bir platform, “güverte” tasarlamış. halprin’in 86 yaşında hala üzerinde dans ettiği platformdan kimler geçmemiş ki: yvonne rainer, trisha brown, merce cunningham..
güverte
kentfield, marin county, kaliforniya
halprin 1950’lerden 2000’lere o güverte’de her yaştan insana hareket dersleri vermiş, kendi gösterilerini tasarlamış, icralarını gerçekleştirmiş. adeta cennetten çalınmış bir mekanda, doğayla iç içe, açık havada, ağaçların altında dans eden özgür bedenlere belgesel görüntülerinden bile olsa tanıklık etmek insanı heyecanlandırıyor, ferahlatıyor…
belgesel boyunca halprin’in doğayla nasıl hemhal olduğunu seyretmek de büyüleyici; kah kumsalda dalgaların gelgitiyle yumuşak bir şekilde oradan oraya savruluyor, kah kafasında çalılardan bir demet, çırılçıplak vücudu maviye boyanmış bir yaratık-orman perisi-“büyücü” olarak ormanın içinde ağaçların kökleri arasında açılmış bir yarıkta oturmuş, yanından akan sudan çamur alıp yüzüne, göğüslerine sürerek adeta yaşlı bedenini kutsuyor, kah boyundan yüksek buğday başakları arasında dans ediyor.

bu belgesel halprin’in doğaya bir güzellemesi adeta.

belgeselin diğer bir ayağını, 1950’lerden 2006’lara halprin’in yapıtlarından görüntüler oluşturuyor. halprin 50’lerin başında iki dansçı arkadaşıyla, a. a. leath ve john graham ile, san fransisco dancers’ workshop’u kuruyor ve şöyle anlatıyor: “gösterilerimizde dans dışında bir çok şeyi de yapıyorduk… dansçının rolünü sorguluyorduk; konuşuyorduk, şarkı söylüyorduk, heykel yapıyorduk… gösteride olan bitenler bir neden-sonuç ilişkisi ile birbirine bağlanmıyordu, serbestti… bir çok şey eşzamanlı gerçekleşiyordu… bir tema üzerinden serbestçe doğaçlıyorduk.”

1957 tarihli “hangar” sasha waltz’in yere-özgü (site-specific) işlerinin anası olsa gerek. “hangar”da devasa bir yapının turuncu renkli çelik strüktürleriyle hesaplaşan siyah taytlı dansçılar var.
venedik la fenice operası’nda 1963 tarihinde prömiyeri gerçekleştirilen, müziği luciano berio imzalı “esposizione” mi grotowski’yi etkiledi, yoksa halprin’in mi grotowski’ye göz kırpıyor bilemedim, ama benzer kanallardan ilerledikleri aşikar.

1965 tarihli “parades and changes”ın görüntülerinden (çok yavaş hareketlerle üzerlerindeki kıyafetleri çıkararak çırılçıplak kalan dansçılar) ve “apartment 6”nın fotoğraflarından da belli ki, halprin kendinden sonra gelen nesilleri bayağı etkilemiş.

halprin 60’ların başında stüdyo çalışmalarına psikologları ve psikoterapistleri davet ettiğini, gestalt terapisinin kurucusu fritz perls ile ortaklaşa çalıştığını ve bu sayede bir dansçı olarak duygusal dünyasını dışarıya ifade etme yollarını öğrenmeye başladığını söylüyor ve ekliyor: “bu gelişmelerle birlikte tiyatro dünyası beni yavaş yavaş kabul etmeye, dans dünyasıysa red etmeye başlamıştı.”

belgeselde “ruh ikizlerimdiler, onlardan sonra bir daha onlar gibisiyle çalışamadım” dediği leath ve graham’la 18 yıllık işbirliğinden ayrıldıktan sonra, 65 yaşındayken yavaş yavaş kendini sosyal ve toplumsal çalışmalara, ritüellere, sağaltım seanslarına ve hareket terapilerine veriyor. kendi geliştirdiği hareket terapisi sayesinde kanseri yeniyor. uzun bir süre geri dönmemek üzere sahneleri terk ediyor. en son 1968’de sahneye çıktığı new york’ta bir daha ancak 2002’de, 82 yaşındayken solo bir gösteriyle seyirci karşısına çıkıyor; gösterinin görüntülerinden sahnedeki saçı başı karmakarışık, müthiş bir enerjiyle oradan oraya zıplayan, dans eden, konuşan şamanvari kadının 82 yaşında olduğunu tahmin etmek imkansız.

dansın sınırlarını zorlamayı amaçladığını belirten halprin “kendi deneyimlerimizi bulacağınız yer kendi aklımız ve kalbimizdir; gerçek tiyatro oradadır” diyor. maske ve kostümün arkasına saklanmış 86’lık halprin’in, derisinden sıyrılır gibi fazlalıklarından yavaş yavaş soyunduğu, etkisi kuvvetli bir sekansla başlayan belgesel, bu olağandışı kadının, eşini kaybetmesinin ardından sahnelediği ve eşinin son bir aylık hastane sürecindeki hareketlerinden esinlenerek tasarladığı 2006 tarihli “intensive care” adlı gösterisinin görüntüleriyle sonlanıyor.1920 doğumlu anna halprin yeryüzüne gelmiş sıra dışı ve olağanüstü insanlardan biri. onu, canlı seyretme şansına ermemiş olsam da, sadece bir belgesel film vesilesiyle bile olsa tanıdığıma memnun oldum.

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Mehmet K. Özel

Yanıtla