Kızılcık Şerbeti Dizisi ve 6284 Sayılı Kanunun Önemi

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Esra Aşan

*Yazı diziyle ilgili detaylı bilgi içerir.

Biri seküler diğeri Müslüman yaşam tarzına sahip iki ailenin gündelik yaşamdaki karşılaşmalarını ele alan Kızılcık Şerbeti dizisi, 17. bölüm itibariyle kadına yönelik şiddet temasını merkeze alarak işledi. Nursema karakterinin zorla evlendirildiği erkek tarafından camdan atıldığı ve yaşadığı şiddetin hesabını sorduğu sahneler günlerce kamuoyunda konuşuldu. Dizinin bu bölümleri tam da 6284 sayılı şiddeti önleme kanununun seçim ittifaklarında pazarlık konusu haline getirildiği bir döneme denk geldi. Her ne kadar Nursema, kanunlara başvurmasa da karakterlerin şiddet karşısında aldığı tavırlar itibariyle dizinin aile içi şiddeti önlemede 6284 sayılı kanunun ne kadar hayati bir yerde durduğunu bizlere hatırlattığını düşünüyorum.

Nursema için hesaplaşma vakti

Nursema’nın kendi ailesi Ünallar ile gelin gittiği evde kendisine şiddet uygulayan Taşhan ailesiyle, seküler Arslan ailesinin önünde hesaplaştığı sahnede milyonlarca insan ekrana kitlendi. Ekran başındaki pek çok kadın, hesaplaşma sahnesini nefesini tutarak ve içi soğuyarak izledi. Sonraki günlerde bu sahnesinin YouTube üzerinden defalarca izlendiğini biliyoruz. Neydi bu sahneyi bu kadar etkileyici kılan? Öncelikle Nursema’nın cesareti, kararlığını ve bu şiddet sarmalından kadın dayanışması ile çıkması diyebiliriz.

Nursema hastanede gözünü açtığından beri kendisine bunları yaşatanlarla hesaplaşmak istiyordu. Bu yolda ona iki kişi destek oldu: Doğa ve Doğa’nın teyzesi Alev. Daha önceki bölümlerde Nursema’nın yaşam tarzlarını ahlaklı bulmadığı bu iki kadın karakter onun en büyük destekçisine dönüştü. Zorla evlendirildiği günden itibaren Nursema’nın yanında olan Doğa onu hastaneden kaçırdı. Alev ise ona evini açarak iyileşeceği ve güçleneceği bir alan sağladı. Alev’in evi bu bölümlerde adeta Nursema’nın güçlenerek çıktığı bir kadın sığınağı işlevi gördü.

Nursema, Ramazan ayında bir iftar akşamında ailedeki herkesi Taşhanların evinde yani suç mahallinde bir araya getirdi. Başından geçenleri tek tek herkesin yüzüne baka baka tüm açıklığıyla anlattı. O hastanedeyken kimlerin ne yaptığını, Taşhan ailesinin oğullarını korumak için nasıl çeteye dönüştüğünü, kendi ailesinin o sırada neye inandığını bir bir yüzlerine vurdu. Düğün günü yardım istediği ama kendisini duymazlıktan gelen annesini öfkeyle, babasını da sitemkâr bir biçimde reddetti. Arkasında bir yangın yeri bırakarak huzurla suç mahallinden çıkıp gitti.

Bana göre dizideki en etkileyici sahnelerden biri Nursema’nın kapıdan çıkmadan önce derin bir oh çektiği sahnedir. Günümüz hukukunda yıllara yayılan, genellikle delillerin karartıldığı, ifadelerin çarpıtıldığı hiçbir mahkeme süreci Nursema’ya o anki adalet duygusunu yaşatamazdı. Türkiye’de kadına yönelik şiddet olaylarında genellikle yapılamayan hesaplaşmalara, sözlerinden şüphe edilen kadınlara, şiddet uygulayıp üste çıkan erkeklere; olay mahkemeye taşındığında ise genellikle ya hiç gelmeyen ya da geç gelen adalete alışığız ne yazık ki. Buna paralel olarak ekranlarda da kurban kadınların trajik hikayelerini izleriz ağırlıklı olarak. Şimdi ise ölümden döndükten sonra hesaplaşan, adaleti hakkaniyetli bir şekilde kendi sağlayan, adeta küllerinden yeniden doğan bir kadını izliyoruz.

Bugün 6284 sayılı şiddeti önleme kanunu seçim ittifaklarının pazarlık konusu yapılırken bu kanunun neden uygulanması gerektiğini, kadınların bu kanuna neden ihtiyaçları olduğunu Nursema çekip gittikten sonra dizide olanlar da bize çok güzel anlatıyor.

Ömer’in adaleti

Nursema gittikten sonra seküler Arslan ailesinin şaşkın bakışları içinde iki İslamcı ailenin erkeklerinin birbirini dövdüğü sahneyi izliyoruz. Erkeklerin sorunları çözme biçimi şiddet. Eve hüsranla dönen Ünal ailesinin erkek büyükleri kendi intikam planlarını yapıyor; operasyonu da ailenin amcası Ömer yönetiyor. Kendi konforlu alanında astığım astık kestiğim kestik erkek olan ve gücü kadınlara yeten damat İbrahim Taşhan’ın, Ömer’in ve adamlarının karşısındaki süklüm püklüm hali çok güzel bir ataerkil erkeklik eleştirisi olarak veriliyor. Dizinin şövalye erkeği Ömer, yeğeni Nursema’nın intikamını İbrahim’in anlayacağı dilden alıyor. İbrahim’i inşaatın tepesinden aşağı atarak Nursema’nın yaşadıklarını ona yaşatıyor. Bir kısasa kısas sahnesi izliyoruz. Diğer yandan Ömer adaletli biri olduğu için ya da suça karışarak mahkemelerde sürünmek istemediği için fiziksel zarar görmesin diye İbrahim’in düşeceği yere bir düzenek kurdurtmuş. Burnu kanamadan kurtulan İbrahim ailenin kendisine verdiği dersi alıyor -en azından şimdilik.

6284’ün önemi

Medeni hayatta kadına yönelik şiddetin önlenmesi, önlenemediği noktada yargının devreye girip adaleti sağlaması önemli; çünkü kadınların kaderi yakın çevresindeki erkeklerin inisiyatifine bırakılmamalı. Ya Nursema şiddete uğradıktan sonra hesaplaşma cesareti gösteremeseydi ya ailesi ona inanmasaydı ya da aile bunu kan davasına dönüştürüp İbrahim’e zarar verseydi o zaman ne olacaktı? Kadınların kaderi yakın çevresindeki erkeklerin ona inanıp inanmamasına, ona sahip çıkıp çıkmamasına mı bırakılacak? Kızına sahip çıkan aileler kendi yöntemlerine göre mi adalet arayacak?

Nursema karakterini canlandıran Ceren Yalazoğlu Karakoç, zorla evlendirme sahnesinden itibaren pek çok kadının yaşadığı benzer olayları kendisiyle paylaştığını katıldığı bir televizyon programında anlattı. Bu paylaşımlar, zorla evlendirilmenin pek çok kadının hayatını nasıl mahvettiğini gösteriyor. Son yıllarda kadın haklarıyla ilgili çarpıtmalar arasında “bir yıl evli kaldı ömür boyu nafaka alıyor” gibi cümleleri duyabiliyoruz. Nursema’nın başına gelenler o evliliğin nasıl yapıldığı ve neden bir gün bile sürmediği hakkında bize bir fikir veriyor. Dizide Nursema henüz mahkemelere başvurmadı. Diziyi bu nedenle eleştirenleri çok da haksız bulmuyorum. Bu suçun bir yerde mahkemeye taşınması beklenir. Kimi seyirci için Nursema’nın hesaplaşması ve Ömer’in adaleti bugünün yargısının adaletinden daha fazla güven verici gelebilir. Diğer yandan dizinin “herkesin adaleti kendine” anlayışını savunmadığını; kadınların haklarına toplum, kurumlar ve devlet sahip çıkmazsa nelerin olabileceğine işaret ettiğini düşünüyorum.

Bir dizi karakteri olarak Nursema şanslı kadınlardan biri; gerçek hayatta ise kadınlar onun kadar şanslı değiller. Nursema’nın camdan atıldığı sahnede çoğumuz Şule Çet’i hatırlamadık mı? Şule Çet gibi Aleyna Çakır, Esra Hankulu hayatlarını erkek şiddeti ile kaybeden kadınlardan sadece birkaçı. Ve onlar Nursema kadar şanslı değillerdi. İbrahim Taşhan karakteri üzerinden yer yer gönderme yapılan Ümitcan Uygun mesela, kaç kere gözaltına alınıp serbest bırakıldı. Yanındaki kadınlar için can güvenliği sorununa dönüşen bu erkek, yoğun kamuoyu baskısı olmasa kim bilir kaç kez tutuklanıp serbest kalacaktı. Dizinin ilerleyen bölümlerinde nüfuzuna güvenen İbrahim Taşhan’ın yüzsüzce mağdur olduğunu söyleyerek mahkemelerde adalet arayacağı bir sahne izlersek şaşırmayacağım. Ancak dizinin bugünlerde böylesi bir politik gündeme gireceğini de sanmıyorum.

Kadına yönelik şiddet olup bittikten sonra sadece mahkemelerde hesaplaşılacak bir konu değil. Eğitim kurumlarından medyaya kadar tüm toplumsal kurumların şiddeti önleme sorumluluğu var ama bunu yerine getirmiyorlar. Kadın haklarına saygı ve şiddet karşıtlığı konusunda toplumu bilinçlendirecek uygulamalara ihtiyacımız var. İstanbul Sözleşmesi tam da bu noktada toplumsal kurumlara düşen sorumlulukların altını çiziyordu -ki bir gece ansızın feshedildi. 6284 sayılı kanun da şiddet karşısında alınması gereken tedbirleri sıralıyor -ki şimdi seçim ittifaklarında pazarlık konusu haline getirildi. Kadın haklarını savunan kurumların daha da artması, kadın örgütlenmesinin daha da güçlenmesi gerekiyor ki kadınlar kendi yaşamlarına sahip çıkabilsin ve haklarımız kâğıt üzerinde kalmasın. Kızılcık Şerbeti dizisi de tartışma yaratan bölümlerinde kadının güçlenmesinin kadın dayanışmasıyla başladığını bize hatırlatmış oldu.

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Esra Aşan

Yanıtla