‘Toz’ Üstüne Düşünceler

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Dikmen Gürün

“Toz” Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun izlediğim üçüncü oyunu. “Fü” ve “Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin”de olduğu gibi, burada da yine İstanbul’da ve erkek egemen bir toplumda kadınlara dair hesaplaşma çizgisini sürdürüyor yazar. Bu süreçte dünya ile birlikte Türkiye de değişimden geçiyor. Neil Armstrong’un Ay’a çıkışından Semiha Yankı’nın Eurovision macerasına, darbe rüzgârlarından patlayan bombalara, çarpık betonlaşmanın sancılarını çeken İstanbul’a hızlı bir yolculuk… Bu değişimleri küçük dokunuşlarla veriyor Murat Mahmutyazıcıoğlu. Zaten program dergisinde “Yazmak istediğim bir yol hikâyesiydi; oyuncunun bugünden bir anlatıcı karakter olarak sahnede var olacağı, anlatının olanaklarını kullanarak da hem geçmişe gidip hem de başka karakterlere bürüneceği ama ana karakterin hikâyesinden de çok uzaklaşmadan oyunsu ve keyifli bir izlek yaratmaktı amacım” diyor. İstanbul’un eski güzelliklerini çağrıştıran bir semtinden, Göztepe’den başlıyor yol hikâyesine. Yönetmen Hira Tekindor sahnelemede, söz konusu oyunsu yapıyı bozmadan zaman-mekân geçişlerini vurguluyor. Böylelikle akış bölünmüyor ve oyuncuya geniş bir alan açılıyor. Yakup Çartık’ın adeta puslanmış bir camın önünde asılı tül perdeye gönderme yapan yalın ışık tasarımı bizleri eskilere götürüyor. Göztepe’deki evin tozlu perdelerine… Perdelerin gerisindeki hayatlara belki de.

ZERRİN TEKİNDOR

Zerrin Tekindor Handan rolünde mükemmel bir oyun sergiliyor. Aslında, “Handan ve diğerleri” demek sanki daha doğru olur. Çünkü Mahmutyazıcıoğlu’nun şiddetin neden var olduğuna ve neden yok olmadığına dair sorusuna cevap olurcasına dolaşıyor kadınların dünyasında Tekindor: Handan, anne, babaanne, komşu, “ayyaş” Melahat hala, tren ya da metro arkadaşı temizlikçi Leyla… Bir kimlikten diğerine giriyor. Tonlamalarıyla, jestleriyle, mimikleriyle, bakışlarıyla yaşatıyor onca kadını. Onca karakteri boş bir sahnede oturduğu bir iskemle üzerinden konuşturuyor. Geri gidiyor, ileri sarıyor ve bir saat boyunca hem kendi içinde hem yakını olan o kadınların dünyalarında esen fırtınaları, meltemleri paylaşıyor. Handan’ın anlatısında babası “ünsüz avukat Vedat Özkan” da yer alıyor, önce sevgilisi sonra kocası olan Sinan da kızı Eda da… Tempolu bir oyunculukla ona acı veren, onu gülümseten, güldüren değişimleri anında yaşıyor, yaşatıyor Zerrin Tekindor. Göztepe’deki evden Cihangir’e, Beyoğlu kaçamaklarına, başarılı bir iç mimar oluşuna ve oradan da son yılların gökdelenlerle sarmalanmış bir semtinde yaşadığı ruhsuz lüks daireye kadar uzanıyor. İstanbul’un yaşam tarzı nasıl da kayıp gitti bir kuşağın avuçları arasından ve bambaşka bir şeye evrildi.

Süreçte yaşananlar, umutlar, umutsuzluklar, aşklar, başarılar ve bir biçimde hep var olan şiddet… Suratlara çarpılan tokat sesleri… Belki de dünyalar güzeli mutsuz annesinin yaptığı leziz kabak dolması tabağına damlayan o gözyaşlarıdır ileride Handan’ı başarıya götürecek olan. Sanki bir simgedir yanaklardan süzülen o yaşlar! Anneyi yıkan, Handan’ı güçlendiren, ona dik durmayı öğreten ve her durumda umut aşılayan yaşlar…

İzleyememiştim türlü nedenlerle 25. İstanbul Tiyatro Festivali’nde Ayşe Barım’ın yapımcı, Duygu Bayram’ın uygulayıcı yapımcı oldukları “Toz”u. Ne güzel ki uzun süredir pek çok alanda tiyatro dünyamızı destekleyen Enka Sanat geçtiğimiz günlerde “Toz”u bir kez daha buluşturdu seyirciyle.

Cumhuriyet

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Dikmen Gürün

Yanıtla