EDİTÖRDEN
Çığ gibi büyüyen ifşalar, geçtiğimiz hafta kadın ve LGBTİ+ modellerin paylaştıkları, erkek fotoğrafçılar tarafından maruz bırakıldıkları istismar ve taciz iddialarını içeren haberlerle başladı. Ardından sinema, dizi, tiyatro, dans, müzik, edebiyat, akademi gibi birçok farklı alandan kadınlar yaşadıkları istismar, sözel ve fiziksel taciz ve şiddet olaylarını sosyal medya aracılığıyla paylaştı. Hatta muhafazakar cenahtan ifşaların ne zaman geleceğini merakla bekleyen bir sosyal medya kullanıcısı konuyla ilgili bir video paylaştı.
Bu istismar ve taciz iddialarının en dikkat çekici noktası, sektöre yeni girmiş, henüz reşit olmamış ve/veya genç kadınların bu tür bir şiddete maruz kalması ve bunu yıllar sonra duyurması.
Bu ifşalara gelen tepkiler çeşitli. Sanatçıların bireysel açıklamalarının yanı sıra farklı dernek ve sendikalardan cinsel taciz ve şiddet karşıtı açıklamalar geldi. Bu süreçle ilgili bütün gelişmeleri sitemizin ana sayfasında bulunan “Kültür Sanat Dünyasında Taciz Gündemi” başlığı altında derlenen yazı ve haberlerden takip edebilirsiniz.
Bütün bu ifşalar önemli bir noktaya işaret ediyor: Kültür sanat sektöründe yeterli iş güvenliğinin hukuki düzlemde ve pratikte herkes için eşit bir biçimde sağlanamıyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (İLO) İşyerinde Şiddet ve Tacizin Önlenmesine İlişkin 190 Sayılı Sözleşmesi Türkiye’de hala imzalanmadı. Türkiye’nin, kadına yönelik şiddet tanımını genişleten İstanbul Sözleşmesi’nden 2021 yılında çekilmesi de cabası… Nitekim Fulya Kama Özelkan’nın da belirttiği gibi ifşa, hukukun işlemediği, erkek failin koruduğu düzende kadınların kendi adaletini sağladığı bir yöntem olarak görünüyor. Taciz ve şiddet uyguladıkları iddiasıyla ifşa edilen sanatçıların bazıları hukuki süreç başlatacaklarını duyurdu. Benzer bir biçimde şiddete ve tacize maruz kalmış kişilerin hukuki süreci de bir çözüm yolu olarak neden görmedikleri ise yakıcı bir soru olarak karşımızda durmakta.
2025 yılının Ağustos ayında başlayan bu ifşalar sürecinin kalıcı dayanışma ağlarını örüp öremeyeceğini önümüzdeki süreç gösterecek. Belli ki sanal ortamda kurulan dayanışma ağı setlere, sahnelere, kulislere yayılıp kurumsal bir boyuta ulaştığında tacizi ve istismarı önleyen bir kültür sanat ortamının önü açılacak. Bu noktada kültür sanat alanında çalışan öncelikle kadınların, LGBTİ+’ların, kültür sanat sendikalarının, meslek örgütlerinin ve derneklerinin bu çerçevede kurumsal ve hukuki olarak nasıl bir çalışma ve dayanışma yürütecekleri elzem. Örneğin, Oyuncular Sendikası’nın; prova süreçlerinde mesleki etiğe ve insan haklarına aykırı davranışları dolayısıyla taciz ve istismar iddialarıyla şikayet edilen üyesi hakkında disiplin kurulu soruşturması başlatması ve gerekli süreçleri işleteceğini duyurması alternatif dayanışma ağlarının yeşerdiğini göstermekte…