Hayatta Kalma “Antrenmanı”: “Çatıya Tıklatma”

Pinterest LinkedIn Tumblr +

(Ilgaz Gökırmakılı’nın Agos’ta yayımlanan yazısını okurlarımızla paylaşıyoruz.)

Üçüncü yılına giren soykırımda İsrail, resmi rakamlara göre 74 bin Gazzeliyi katletti. Gazze’de bir şekilde varılan barış anlaşması kağıt üzerinde duruyor ama İsrail hâlâ öldürmeye devam ediyor. İnsan Haklarını Koruma Merkezi’nin son rakamlarına göre İsrail’in Ekim 2023’te başlayan saldırılarından bu yana 21.745 çocuk öldürüldü. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar, doktorlar, gazeteciler, sanatçılar, öğretmenler, gençler, insanlar öldürdüldü, hastaneler bombalandı, okullar, evler yıkıldı.

Tüm bunlar olurken, bir şehir tarumar edilip insanlar öldülürken bir şekilde de hayat devam ediyor. Çocuklar pis denizde yüzüp pamuk şeker teklifini duyunca yine de heyecanlanıyor, kadınlar evlerini temizliyor, topluyor, kremlerini sürüyor, geleceğe dair hayaller kuruyor. Her şeye rağmen hayal kuran, yaşamaya devam eden hatta bunun için “antrenman” yapan kadınlardan biri de Meryem.

Kırmızı, yeşil, beyaz ışıkların ortasında sahnede beliren Gazzeli Meryem. “Bunları yaşamayı hiçbir zaman istemeyen” Meryem. Sadece tarih boyunca işgal edilmiş topraklarda doğması, bir katliamın ortasında oğluyla tek başına varolmaya çalışmasından bahsetmiyorum. Ömer’le evlenmeyi de, oğlunu çok sevse de anne olmayı da aslında hiçbir zaman istememiş Meryem. Matematik okuyan Meryem’in tek isteği yüksek lisans yapmakmış. Ama hem savaş hem kadın olmak… Neticede bunları yaşamayı hiçbir zaman istemedi Meryem.

Gündelik hayata sızan “korkular”

Gazze’deyiz, Meryem’in “o günü” ve o güne gelene kadar hayatını Nihal Yalçın’ın performansıyla izliyoruz. Yalçın, 10 yılı aşkın bir aranın ardından FACT Tiyatro prodüksiyonuyla yeniden sahnede. 2015’te “Antabüs”le başlayan tek kişilik performans yolculuğunun ardından “Çirkin”de Onur Berk Arslanoğlu’yla birlikte izlediğimiz oyuncu, şimdi Ali Haydar Çataltepe’nin yönettiği “Çatıya Tıklatma” ile karşımızda.

“Çatıya Tıklatma/A Knock on the Roof”, Filistinli yazar Khawla Ibraheem’in 2014’te yazdığı ve 2021’de sahnelenen bir oyun. Üstelik Meryem’i de kendi canlandırmıştı.  Yazarın, önce monolog halinde yazdığı sonra da Gazzelilerin deneyimlerini dinleyerek tamamladığı metin, savaşı büyük anlatıların içinden değil, bir annenin gündelik hayatına sızan korkular ve hayatta kalma çabası üzerinden anlatıyor.

Yaşamak için ne kadar hızlı koşabilirsiniz?

Oyunun adını aldığı “çatıya vurma” tekniği ise Meryem’in “önceki savaşlardan” bildiği bir uyarı yöntemi. Bombalardan önce binaların tahliye edilmesi için çatılara yapılan bu “uyarı vuruşu”, bina sakinlerine yalnızca birkaç dakikalık kaçış süresi tanıyor. Beş on dakikalık bu süre, bombalardan kaçmak için verilen son şans. Meryem de bu ihtimale hazırlanmak için oğlu Nuh’la birlikte antrenman yapmaya başlıyor. Ne kadar yük taşıyabileceğini, bu süre içinde ne kadar koşabileceğini deniyor. Bir yandan da evini sonsuza dek terk etmek zorunda kalırsa yanına neler alabileceğini düşünüyor. Her ihtimale karşı defalarca antrenman yapıyor.

Oyunun yazarı Khawla Ibraheem, geçen sene verdiği bir röportajda bu oyunla amacının büyük keşifler, derin felsefi düşünceler ya da yoğun duygular yaratmak olmadığını söylüyor. Seyircilerden birinin oyun sırasında tek bir anlığına bile “Bizi anlıyorum” diye düşünmesinin kendisi için yeterli olduğunu anlatıyor. Meryem’le bağ kurmanın da büyük bir farkındalık gerektirmediğini, oğluyla, annesiyle ya da kocasıyla ilişkisi üzerinden kurulabileceği gibi kahvesini hazırlama biçimi kadar sıradan bir ayrıntıda da ortaya çıkabileceğini söylüyor. Mesele, “Evet, ben de bunu hissettim” denebilecek kısa bir an yaratmak.

Hikâyelere neden ihtiyacımız var?

Belki de hikâyelere bu nedenle ihtiyaç duyuyoruzdur. Açık konuşayım, oyuna gitmeden önce böylesine büyük, üstelik on yıllardır devam eden bir soykırımın nasıl anlatıldığına, duyguların istismara açık hâle getirilip getirilmediğine dair kaygılarım vardı. Zira dünyanın gözü önünde yaşanan bu katliamı herkes biliyor. Mesele, Filistinlilerin yaşadıklarını dünyaya bir kez daha anlatmanın ötesine çoktan geçmiş durumda. Ancak bu, katliamı uzaktan takip eden ve elinden ses vermekten başka bir şey gelmeyen milyonlarca insandan biri olan benim, yani uzaktaki birinin endişesiydi.

Sonra aklıma farklı disiplinlerde çalışan Filistinli sanatçılarla ettiğim sohbetler geldi. Seslerini duyurmanın, bir şekilde yaşamaya devam edebildiklerini göstermenin kendileri için nasıl bir yol olduğunu anlatıyorlardı. Ibraheem de bahsettiğim bu kısa tanıma anının, manşetlere indirgenmiş olarak gördüğümüz insanları yalnızca “insanlaştırmak”tan fazlasını yapabileceğini düşünüyor: Onların hayatlarına, bir anlığına bile olsa, adım atabilmek. Oyunda Meryem’in seyirciye dönerek sorduğu “Siz ne yapardınız?” soruları da bizi bu adımı atmaya zorluyor. Oyun, tam da yazarının tarif ettiği o kısa tanıma anlarını yaratıyor; Meryem’i uzaktan izlediğimiz bir hikâyenin karakteri olmaktan çıkarıp, hayatına bir anlığına da olsa yaklaştığımız birine dönüştürüyor.

Ve sahnede Nihal Yalçın

Elbette bunda, yaşananları karikatürize etmeden ve acıları malzeme haline getirmeden anlatan güçlü metnin ve onu taşıyan performansın payı büyük. Metni Türkçeye kazandıran Arya Akkutlu, yönetmen Ali Haydar Çataltepe ve gerçek anlamda güçlü bir nefes gerektiren performansıyla Nihal Yalçın başta olmak üzere tüm FACT Tiyatro ekibinin emeğini anmak gerek.

Nihal Yalçın’a ise özel bir paragraf açmak zorunda hissediyorum kendimi. Başta da söylediğim gibi sahnede salt bir savaş anlatısı değil, bir kadının var olma mücadelesini izliyoruz. Üstelik bu hikâyeyi,  seyirciyi yer yer kahkahaya boğan, kendisiyle ve yaşadıklarıyla dalga geçebilen, mizahı zırh edinmiş bir kadından dinliyoruz. Elektriklerin kesildiği, komşu Yasemin’in çokbilmişliğiyle hayatı zorlaştırdığı, anne-kız ilişkisindeki “elalem ne der” kaygısının savaş koşullarında bile varlığını sürdürdüğü günlerde Meryem, yaşadıklarını alaycı ve kara mizahla anlatıyor. Karakterin bu özellikleri, Nihal Yalçın’ın güçlü performansıyla sahnede hayat buluyor. Ve sakin sakin devam eden bu anlatı, “Gazze’de özgürlüğünüz bile size ait değil”, “Hadi bomba gelsene!” gibi cümlelerle sertleşiyor. Hayalkırıklıkları, öfke, isyan ve çaresizlik finalde izleyiciyi dehşete düşüren bir şekilde sonlanıyor.

Tüm bu duyguları seyirciye geçiren ve performansıyla oyunun sonunda doruğa ulaşan Nihal Yalçın’a gerçek anlamda “Nefesine sağlık!” demek gerekiyor. Sezon boyunca hem Yalçın’ın performansını hem de “Çatıya Tıklatma”yı konuşacağımız kesin. Tüm bunlar olurken umarım bir gün bu oyunu, anlattığı gerçekliğin hâlâ sürdüğünü bilerek değil, artık geride kaldığı günlerde izleyebiliriz. Ve dilerim, Filistin’de yaşanan soykırımın yalnızca konuşulduğu günler geride kalır, kâğıt üzerindeki ateşkes gerçeğe dönüşür ve Meryem için, Filistinliler için hakları olan özgür yaşam mümkün olur. O gün gelene kadar ses vermeye, mücadelelerine destek olmaya devam.

Ibraheem’den izleyicilere mesaj

Sizi bir de oyunun prömiyerine götüreyim. İlk gösterim 5 Ekim akşamı Moda Sahnesi’nde yapıldı. Oyuncular Berker Güven, Salih Bademci, İmer Özgün, Merve Dizdar, Reha Özcan ve yönetmen Zeynep Günay Tan ilk gösterimde Yalçın’ı izlemeye gelen isimler arasındaydı.

Yaklaşık 90 dakikalık oyunun ardından dakikalarca alkışlanan Yalçın, prömiyerlerin alametifarikası olduğu üzere tüm ekibi sahneye çağırarak alkışı paylaştı. Yönetmen Ali Haydar Çataltepe ise oyunun yazarı Khawla Ibraheem’in tüm salonu hem gülümseten hem de duygulandıran notunu okudu. Ibraheem, İstanbul’daki seyircilere gönderdiği mesajda, oyunun Türkiye’de sahnelenmesini “en güzel anlamıyla” gerçeküstü bulduğunu söyledi.

Gençliğinde Suriye Arapçası dublajıyla Türk dizileri izlediğini anlatan Ibraheem, ailesiyle birlikte “Gümüş”ü izlediği günleri hatırlayarak oyunun İstanbul’da seyirciyle buluşmasından duyduğu mutluluğu şöyle anlattı:

“Şu an evimde oturup İstanbul’da bir tiyatro salonunda hepinizin bir araya geldiğinizi hayal ederken, sizi ailem gibi düşünüyorum. Bir araya gelmiş, önünüze gelen bir hikâyeyi birlikte izliyorsunuz. Umarım oyunu izledikten sonra içindeki sevgiyi hisseder ve onu en azından bir süreliğine tutarsınız. Çünkü gerçeklik hakkında bildiğimiz onca şeye rağmen, hâlâ sevginin ve aşkın insanların kalbine ulaşmanın bir yolunu mutlaka bulacağına inanmak istiyorum.”

Agos

Paylaş.

Yanıtla