27 Kasım Dünya Yaratıcı Drama Günü Ulusal Bildirisi

çağdaş-drama-derneğiDrama, sözcük tanımlarından birinde; “Bir yerden bir yere hareket etmek” olarak belirtiliyor kaynaklarda. Bu hareket istemli olduğunda; yeni dünyalara açılmak, özlenen yaşamın provasını yapmak mümkün olabiliyor. Fakat istemsiz olduğunda, dramatik olana çıkıyor bütün yollar. Öyle ki, hep baş etmek zorunda olduğumuz,  bazen iç, bazen de dış çatışma hali.

Bugün, milyonlarca insan, yurtlarından başka yerlere hareket halinde. Bu hareket hiç de isteyerek değil. Üstelik varılmaya çalışılan yolun başlangıcı kan, sonu gözyaşı. Öte yandan hareket bile edemeyenler var; açlıktan, yoksulluktan ve yoksunluktan. Başka bir deyişle varlık -küçük bir azınlığın elinde olsa da-, zaten görülüyor dünyada. Önemli olan yokluğu da görmek. Her gün sayfalar, ekranlar bu çelişkilerle dolu. Büyük roller oynanıyor; kimin kim, ilişkiler ağının ne olduğu bilinemeyen oyunlarda.

Bu arada, yetişkinlerin dünyasına öykünen çocuklar ise, soran, sorgulayan, mutlu bireyler olmak varken; insanlıktan paylarına düşenler karşısında, -mış gibi, yapıyorlar: Eğitimden, sağlıktan, refahtan faydalanıyorlarmış gibi… Çocuk yaşta çalıştırılıyorlar, büyüklermiş gibi… Bu dramatik oyun’daki hiçbir rol, kendiliğindenci değil!.. Ne zaman biteceğini de belirleyemiyorlar doğal olarak. Öyküleri de, rolleri de kendileri seçmediği için;  çocuk gelin olmayı, şiddet ve tecavüze uğramayı oyunun bir parçası sanıp, sadece “içses”leriyle haykırıyorlar.

Kimi kara parçalarında “Playstation” esir alıyor çocukluğu. Öyle ki çokça bilgisayar oyunu oynayan bir çocuk, babasının ölümünden sonra “Aaa! Babamın bir canı varmış” diyebiliyor; kurguyla gerçeği ayıramadan.

Kimi kara parçalarında ise; oyun bile oynayamadan, kıyılara vuruyor minicik yürekleri çocukların! Üstelik kendilerinin oynadığı değil, kendilerine oynanan oyunlar nedeniyle…

Bütün bu olanlara, “Eee! N’aparsın. Dünya hali” mi diyeceğiz?

Öyleyse sanat niye var?

Yaratıcı drama niye var?

Oysa olması gerektiği gibi yaşayan çocukların çoğu eyleminde, sanatın ilkel halini görmek mümkün. Onların yaptıklarındaki doğallık, tüm duyguların dışavurumu. Kendinden, çevresinden ve çağından sorumlu bir toplumda, insanca yaşamayı düşlüyorlar. Ötekileşmek yerine, birlikte oluşturmaya, anlamaya, anlamlandırmaya çalışıyorlar. Onların düşlerindeki zenginlik, gerçeğe inat, umutlarla dolu!..

Her şey teşekkür borçlu zıttına; kendisini var etti diye…

İyi ki umutları yaşatacak araç olan SANAT var!

İyi ki YARATICI DRAMA var!

Doç. Dr. Ali ÖZTÜRK

Yaraticidrama

Yorum


işlemi tamamlayınız: