Çocuklarda Sanat Eğitimi 2 (Koroporte’nin Peer Gynt’ü için Yazılan Yazıya Gelen Yorumlar Üzerine)

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Eşimle birlikte, Koroporte’nin müzikli çocuk oyunu hakkında “İş Sanat’daki Çocuk(?) Oyunu: “Ben Kimim? Peer Gynt” – Çocuklarda Sanat Eğitimi” başlıklı bir yazı yazdık.

Yazı, yayımlandığı Mimesis’in sayfasında (http://mimesis-dergi.org/?p=4314) “yorumlan”dı. Yorumların çoğu Koroporte gurubu ile “bir türlü” ilişkisi olanlardan gelmiş. Yazıya 11 yaşında bir çocuğumuz da görüşlerini yazmış. Bu herhalde tiyatro tarihimizde bir “ilk”tir.

Yorumların hangi duygu ve düşüncelerle yazıldığı üzerinde durmak istemiyorum. Hiç kimsenin “kullanılmamış” olduğunu varsayıyorum. (Özellikle de çocuklarımızın!) Aksi halde, yazdıklarımızın kanıtı gibi bir durumun ortaya çıkmasından korkarım. Bu ise hepimizi incitir. O nedenle yorumları “deşmeden” salt yazılanlar üzerinden düşüncelerimi paylaşmaya çalışacağım.

Yorumları “kişisel” çerçevede değerlendirmeler olarak alıyorum. “Nesnel” bir sonuca varabilmek için oyunu beğenen yorum yazanlar dışında beğenmeyenleri de “duymak” gerek. Konunun tartışılmasını sürdürmenin yararlı olacağını düşünüyorum. Bu nedenle de yorumlara yorum olarak cevap vermek yerine yeni bir yazı yazmanın doğru olacağına inanarak bu yazıyı yazdım.

Yorum yazanlar, oyunu beğenmişler, Koroporte’de (ve de birlikte) olmaktan da çok mutlular. Dileğim bu durumun gelecek ile ilgili resmi görmelerine engel olmamasıdır. Zira gelecek hayâl edildiği gibi çıkmazsa, “tek ata oynanmışsa”, hayatın bağlandığı dayanaklar birer birer yıkılırsa toparlanmak daha da zor olur.

Sanıyorum aileler -istisnalar dışında- çocukların eğitiminde çok seçenekli bir yol deniyorlar. Yani bir yandan sanat eğitimi sürdürülürken bir yandan da eğitimi başka bir dalda sürdürme olasılığını ihmal etmiyorlar. Örneğin başlangıçta fen eğitimine yönlendirilmiş bir çocuk, sanatı profesyonel anlamda seçme kararı alabiliyor. Ama geri dönerse de hiç değilse yeniden başlayabileceği bir başka “tutunulacak dal” var elinde.

Bu, ailelerin, ülkemizde “sanat yapma”nın zorluklarını bildiklerini, “risk”lerinden bir yere kadar haberdar olduklarını gösteriyor.

Çocuk, fırtınalı bir gelecek içinde yolunu bulmaya çalışan bir sandal gibi… Meslek tercihi yaparken çocuğun yaşı ve ülkemizde verilen eğitim onu yeterince “yetkin” kılmadığı için zorunlu olarak aileler işin içinde olmak durumundadır. Ancak aileler kendi geçmişlerinin tortusunu taşıdıkları ve kendileri de ne yapılması gerektiğini tam olarak bilemedikleri için ortaya çıkan resim “fırtına”larla dolu olmaktadır. “Sınama yanılma” ise çocuklarımız üzerinde denemeyi en son tercih etmemiz gereken bir yoldur.

Yorumlarda, eşimin yaşadıklarının “iyi öğretmen” olsa düzelebileceğine ve yaşananların nedenlerinin eşimin karşılaştığı “kötü öğretmen” ve bir şansızlık olduğuna inanan ve de olayı, “kişisel” bir hikâye olarak almayı seçen insanlar gördüm. Olayı bu kadar “dar” bir çerçevede ele almak onları avutabilir, içlerini “serin”letebilir ama yarar sağlamayacaktır. Henüz “iş”in başında olduklarından eşimin aldığı “profesyonel” eğitimin boyutlarını anlama ve algılama hususunda bir zihin karışıklığı yaşandığını sanıyorum.

Kendi döneminin çok “ünlü” isimleri, eşimin “öğretmeni” olmuşlar. Bu kişiler muhtemelen “onların öğretmeni” Yaprak Sandalcı’nın da “öğretmeni” ya da “öğretmeninin öğretmeni” olmuşlardır. Kaynaklar kısıtlı olduğunda yollar hep aynı kavşağa çıkar.

“Derin izler” herkeste bir türlü vardır ama sorun, “farkındalık” ve zamanlaması ile ilintilidir. Olayın akışına kapılan insanın nasıl bir deneyimden geçtiğini fark edememesi, az rastlanan bir durum değildir, hele nesnel değerlendirme koşulları yok olmuşsa. İşte o zaman kuzguna yavrusu “star” görünür.

Kişiler, kendileri ve çocuklarındaki “derin izleri” görebilmeleri için bize çok açık görünen aşamalardan bizzat geçmeyi seçmişlerse yapabilecek fazla bir şey de yok. (Keşke yazılanları bir 10 yıl sonra birlikte yeniden okuyabilsek! Ama onların ve çocuklarının elinde ilerde okuyacakları bir “belge” var artık!)

Eşimin anlattığına göre kendi döneminde de aileler ve çocuklar birlikte olmanın mutluluğunu yaşamışlar; bir araya gelebilmek için can atmışlar. Yaratılan gereksiz rekabetin yanında paylaşılan doğum günlerinden “yapmacık sevinçler” yaratılmış. Biz oyun sonunda sahne arkasındaki bu tabloyu gördüğümüz ve hissettiğimiz için (“Déjà Vu”, yani) deneyimlerimizi paylaşarak özellikle aileleri uyarmak istedik.

Benim önerim, ailelerin daha farklı bir pencereden bakarak yaşadıkları gözlem ve bilgiyi genişletmeleridir. Bu nedenle ilk olarak kendilerine “yükseklerden kuş bakışı” bakmalarını öneririm. Belki nerede durduklarını daha doğru görebilirler. Türkiye’de aynı aşamalardan geçenlerle görüşmek, başka örnekleri öğrenmeleri de yararlı olur. Bazı “alkışların” yalancı olduğuna dikkat etmek gerekir. (Öğretmenlerin “alkış”ı ile baleye yıllarını veren ama sonunda bedensel yetersizliğin ortaya çıkması nedeniyle bırakan ya da tiyatroya geçen ünlülere bir bakın dilerseniz. Araştırırsanız benzer örnekleri çeşitlendirebilir ve çoğaltabilirsiniz.)

Çocukların kişiliklerine uygun meslek seçimi ile ilgili psikolojik yardım alınmalı, çocuklar bazı testlerden geçirilmeli, gelişimleri izlenmeli. Bedensel yeterlilikleri ile ilgili olarak çocukları, anatomik olarak incelemek mutlaka gerekli. Ve de birden fazla “öğretmen görüşü” alınması zorunlu. Çocuğun bedensel olduğu kadar zihinsel olarak da değiştiği unutulmamalıdır. (Hele de değer yargılarının hızlı aşındığı ve dengelerin değiştiği toplumlarda!)

Aileler öğretmenlerden daha uyanık olmak ve kendi “göbeklerini” kendileri kesmek zorundalar.

Oyun hakkında yazılmış bir yazının haklı olup olmaması çok da önemli değil. Bana göre Koroporte’nin Peer Gynt’ü tek kelimeyle “başarısız” bir oyundu. Pek çok kişi beğenmiş olabilir. Özellikle ailelerin verdikleri maddi ve manevi destek karşısında “destek veren eleştiri” beklediklerini; yazımızın bu anlamda bazılarında hayal kırıklığı yarattığının farkındayım. Ben genellikle “dostun acı sözü”nü duymanın daha yapıcı olduğuna inanıyorum. Bu nedenle özellikle oyun içinde görev alanlar ve aileleri açısından, sanatsal değeri az olan bir gösteri (şov) hakkında görüşler yerine, yazıdaki uyarıyı “okumak” daha önemlidir. Ailelerin bu uyarıya kulak vermeleri doğru olacaktır. Bu açıdan bakarak yaptıkları maddi ve manevi fedakârlığın büyüklüğüne ve hayatlarındaki yerine, “dolduruşa” gelmeden kendi iradeleriyle karar vermeleri gerekmektedir. Düşüncelerimizin “başkalarını memnun etme” görevi ile değil, salt inandığımız için açıkça ifade edilmesi başta sorun yaratabilir ama uzun vadede işe yarar. Unutulmasın ki “Kimse kimseye karşı değildir. Herkes kendinden yanadır.”

Bu “iş”lerin içinde olduğu dönemlerde eşim, “dışarıdan bakan” ve olayla maddi ve manevi hiçbir ilişkisi olmayan bir “göz”ün yazdıklarını okuyabilmiş olabilseydi maddi ve manevi olarak o ölçüde fedakârlıklar yapılmayacak ve de başka türlü de elde edilebilecek bir deneyim için söylenen “Hiç değilse aldığı sanat eğitimi hayatına başka türlü yararlı oldu” ile yetinilmeyecekti.

Maddi gerekçeleri kuşkulu olan “yönlendirme”lerle verilen emek ve yapılan fedakârlıkların, hedeflenen amacı gerçekleştirmeyeceğini önceden görebilmek ve yolun hemen başında yeni bir yol çizme seçeneğini bulabilmek gerçek “şans”; uygulayabilmek de saygıyı hak eden bir “cesaret”tir! Zira başlanılan işte sabır gösterilmesi, sonuna kadar götürülmesi gerektiği vb “etik” dersler içeren bir hayat görüşünü vermek ile “ailece” başladığınız bir işi hem de onca “alkış”a(?) rağmen “yarım bırakma”nın gerekliliği arasındaki farkın, çocuğunuza açıklanması o kadar da kolay değildir.

Umarım yorum yapan kişiler de “iç”lerinden kendileri için en doğrusunun ne olduğunu takdir edebilecek durumdadırlar. Yorumlarındaki “sınır”ların dışında daha geniş bir boyutta düşündüklerini umut etmek istiyorum.

Onların yorumlarındaki içtenliğe inanmak zorundayım. Ve yapılan seçimlerin çocuklarımızı üzmeyecek sonuçlara neden olmasını diliyorum.

Her şeye rağmen, yazılanların, bir şahıs ya da kurumun reklamı olarak algılanmasının aracı ve de başka aile ve çocukları için yanıltıcı olmamasını diliyorum. Unutulmasın ki kendi kararlarımızı haklı çıkaracak “serinletmeler”, başkaları için sonucu kuşkulu “örnek”ler haline gelebilir. Herkesi “dikkatli” olmaya çağırıyorum.

Yazılarım, bu anlamda bir uyarı olabilirse mutlu olurum.

melihanik.blogspot.com

 

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Melih Anık

9 yorum

  1. Beyefendi,

    Hayretler içinde yazılarınızı okuyorum.
    Yazık sizin gibi kendini aydın zannedenlere verilen primlere… Çok yazık…

    Bizler destek vermenizi değil objektif olmanızı beklerdik.
    Ama ne yazık ki ülkemizde bir şeyleri sadece “kötü” olarak niteleyip eleştirmek sizin gibi insanlara bir şeyler kazandırdığı için bu yöntemi tercih ediyorsunuz.

    Bizler, övülmeyi değil izlenilmeyi tercih ediyoruz.
    Siz ne yazık ki bizi izlememişsiniz.. İzlemek sadece salonda bulunmak değildir.

    Bizler karanlığa bir mum yakmayı tercih edenlerdeniz, sizlerin o mumu söndürmeye nefesi yetmez. Belki takviye almanız gerekeir, onu da kimden alacağınızı sanırım bizden daha iyi bilirsiniz.. Bu (!?) kadar aydın olduğunuza göre…..

    Acar Hakan Bayramoğlu
    Yaş : 48
    Koroporte üyesi

  2. Hacer Paçacı Görgün Tarih:

    Sayın Melih Anık;
    Bu başlığın altına yazmakla birlikte aslında sizin de tahmin edeceğiniz gibi daha önceki “Ben kimim? Peer Gynt” başlıklı Fügen Anık ile ortak yazdığınız yazıyı da kapsayan bir yorum yazısı göndermeye karar verdim. Son yazınızı yeni okuduğum için biraz gecikmeli bir yazı oldu.
    Buna bir cevap metni de diyebiliriz ama maalesef satırlarınızda, muhatabı olabilecek okuyucusunda ortaya çıkabilecek yanıtlama isteğini umursayabilme alçakgönüllülüğünü bulamadım. Çocuğumuz Koroporte’ nin küçük üyelerinden biri olduğu için ve yazıya özellikle konu olmuş ailelerden biri olduğumuz için, en önemlisi 1,5 yıldır kızımız mutlulukla grupla olan ilişkisini sürdürdüğü için ben de üzerime alındım, bu yüzden yine de bir cevap yazmak istedim. Sansürünüzü geçip yayınlanmasını diliyorum.
    Oyun hakkında herkesin farklı görüşleri olabilir. Bana göre oldukça öznel bir biçimde siz de görüşlerinizi ortaya koymuşsunuz. Fakat yazdığınıza ne içerik ne de estetik açısından bir eleştiri yazısı diyemeyiz. Zaten sizin de böyle bir iddianız yok herhalde ki açılan “bohça”lardan kendi deneyimlerinizi “biz”lere örnekleyerek bir emsal teşkil etme amacını yazılarınız boyunca sürdürmüşsünüz. (Tırnak içi imalardan çok hoşlanmamakla birlikte her iki yazınızda da pejoratif bir tarzda bunu çokça kullandığınız için cevap metninde kullanmak bana göre gerekli olmuştur.) Ayrıca oyun hakkındaki görüşlerin değil yazıdaki uyarının önemli olduğunu da belirtmişsiniz. Bu durumda gerekli “uyarı”yı almış ailelerden birinin mensubu olarak bu “uyarı”nın “biz”deki izdüşümlerini anlatmak istiyorum. Kendimize “yükseklerden kuş bakışı” bakmamızı öneriyorsunuz. Fakat yükseklik mesafesi çok iyi ayarlanmazsa o zaman yakından görebilecekleriniz konusunda bir fikriniz olmaz ve sizin yaptığınız gibi ancak tahminde bulunabilirsiniz.
    Sizin her iki yazınızın da ana temasını kendi deneyimleriniz oluşturuyor. Biraz bulunduğunuz yerden yaklaşırsanız ben de size kendi deneyimimizi anlatmak isterim. Kızımızın Koroporte ile tanışması benim “Bir Sergiden Tablolar- Mussorgsky” CD sini almamla başladı. Önyargılarınızı öğrenmiş olduğum için tüm bu ayrıntılarda açıklamalar yapacağım. Kızımız doğduğundan beri müzikle haşır neşir oldu. Evet, bunu biz istedik. Uyurken ninniler, şarkılar söyledik, sevebileceğini düşündüğümüz müzikler dinlettik, yemek yerken televizyon açmadık, müzik dinledi. Bunlarda herhangi bir müzik türünün fanatikliğini yapmadık. Nitelikli olduğunu düşündüğümüz her müziği dinledi. Bunu yaparken yeteneklerinin avcılığını yapmıyorduk. Müzik zevkini doğru şekillendirmek, doğru motive etmek istiyorduk. Kızım sözünü ettiğim CD yi dinlerken 6 yaşındaydı. Günde kaç kez dinlediğini sayamadım bile! Oyuna gittiğimizde tüm şarkıları ezbere biliyordu; en önde izledi ve şarkılara oturduğu yerden katıldı. Artık tüm günlerimiz Mussorgsky dinleyerek geçtiği için Yaprak Sandalcı’ ya bir mail attım. Bizi yeniden oyuna davet etti. Provayı izledik, daha sonra oyunu yeniden aynı heyecanla izledi. Bir süre sonra Koroporte’ ye katıldı ve “Ben kimim? Peer Gynt” te rol aldı. Biz hazırlıklara geç katıldık ama küçük yaşına rağmen büyük bir istekle çalıştı. Biraz öncesinde de müzik eğitimine başlamıştı.
    Müzik eğitiminin pek çok olumlu etkilerinden söz edilir; dikkati, konsantrasyonu, koordinasyonu, dil yeteneklerini, özgüveni, uzaysal becerileri, zekâyı arttırdığı vs. Çocuk sahibi olmuş, biraz da sanatın şu ya da bu şekilde izleyicisi olmuş her aile, bunların çocuklarındaki karşılığını görmek isteyebilir. Eminim herkes bu süreci farklı deneyimliyordur. Tekrar gerektiren alıştırmalar, disiplinin sürekliliği, rekabet (biz yaşamamış bile olsak)… Bunları sanat eğitiminin tüm dalları için söyleyeceğimiz gibi kızınızı özellikle yönelttiğiniz spor alanı için de söyleyebiliriz; belki daha acımasızını üstelik! Biz daha çok çocuğumuzun peşine takılmış olduk. Elbette ki yönlenmesinde payımız olmuştur ama o kadar istekle atıldı ki bize ona eşlik etmek düştü. Çocuğumuzun bu kadar zevk aldığı bir uğraşın içine dalmasının tanıklığını yaparken sizin önerdiğiniz gibi “psikolojik bir destek” alma gereksinimi hiç duymadık. Bu süreçte ailecek bir patoloji yaşıyor muyuz diye bir soru sorarsam sizin de değindiğiniz gibi yorumlardaki “sınır” ların dışına çıkabilme kudretini göstermiş olur muyum dersiniz? Çünkü “dolduruş”a geldiğimizden çok eminsiniz. Alttaki paragrafınızı yeniden yazmadan olduğu gibi alıyorum;
    “Eşimin anlattığına göre kendi döneminde de aileler ve çocuklar birlikte olmanın mutluluğunu yaşamışlar; bir araya gelebilmek için can atmışlar. Yaratılan gereksiz rekabetin yanında paylaşılan doğum günlerinden “yapmacık sevinçler” yaratılmış. Biz oyun sonunda sahne arkasındaki bu tabloyu gördüğümüz ve hissettiğimiz için (“Déjà Vu”, yani) deneyimlerimizi paylaşarak özellikle aileleri uyarmak istedik.”
    Kırk kişilik bir ekibi aileleri ile birlikte “yapmacık sevinçler” üreten birbirine gizlice düşmanlık besleyen, dolduruşa gelen-getiren bir topluluk olarak görmek önceden hazırlanmış önyargıların varlığını da aklımıza getiriyor. Bu bir izlenim bile olsa ifade edeceğiniz yer köşeniz mi olmalı ayrıca? Benim de size önerim (naçizane demeyeyim de üslubumuzda bir karşılıklılık olsun) köşe yazmanın handikapları ve sorumlulukları üzerinde düşünmenizdir. Her gün iyi örneklerine de rastladığımız köşe yazıları okuyoruz ama birçok örnek Hakkı Devrim’ in dediği gibi Köşe Kadı’lığı olarak tezahür ediyor. Son cümleyi meclisten dışarı diyelim ama okuduğum iki yazınızda da edindiğim izlenim köşenizi (neden olduğunu anlamamakla birlikte) öfkenizi son derece antidemokratik bir biçimde ifade ettiğiniz bir iktidar aracı gibi kullanmış olmanızdır. Sık sık karşımıza çıkan kendine bir hedef grup seçmiş, okuyanı aydınlatmaya değil; “ayar” vermeye yönelik yazar tutumu (tutulumu mu demeli?) bana göre… İfademin kızgınlığı tümüyle haksız değildir ve sizin deyiminizle oldukça “serinletilmiştir”.
    Deneyimlerinizi paylaşabiliriz elbette ama önyargılarınızın ve kabalığın muhatabı olamayız. Ben kendi adıma çocuğuma baktığımda bir Mozart görmüyorum. Yeteneklerinin sınırlarını şu anda değerlendirecek durumda da değilim. Sizin deyiminizle ona baktığımda “star” gören bir kuzgun sayılmam bu durumda. Beni yönlendiren duygu kızımın isteği ve şevkidir. Yazdıklarınız onun yaşadıklarıyla birlikte düşününce o kadar büyük haksızlık ki!.. Grup içinde tanıdığım çocuklarda da bunu görmemiş olsam bu yazıyı yazmayı bile düşünmezdim. Çünkü yazdıklarınızda tartışılacak nesnel bir yan göremediğim gibi öznelliğin samimiyetle sorgulayan yanı da yoktu. Bunu hissetseydim o zaman “dostun acı sözü” deyimini yazmanızın bir anlamı olurdu ama ne yazık ki ortada bir “dost”luk göremedim. Paylaştığım bir görüşünüz var; bu ülkede sanat yapmak gerçekten çok zor. Olumlu girişimlerin hayal kırıklığı yaşaması şu ya da bu şekilde kaçınılmaz. Hepimizin ortak bir paydada buluşması da mümkün değil elbette! Ama o yaştaki çocukların kulağına çalındığında Saint-Saens’ı, Mussorgsky’yi, Grieg’i tanıması çok mu önemsiz? İzlemiş ve dinlemiş olan bir çocuğun hiç duymamış gibi olacağını düşünmüyorum. Sıkılan çocuklar olduğunu söylüyorsunuz. Hatta siz de Peer Gynt’ün müziğini sıkıcı bulduğunuzu belirtmişsiniz. Ben de sıkılmayanlardan söz edebilirim; bu da çok kısır bir tartışma olur bunu yapmayacağım. Ama ben kızımın tanığıyım. Bunu da küçümseyip müzik tarihinde bir ilk mi dersiniz bilemem ama bizler de kendi yaşadıklarımızı daha iyi biliyoruz tabii.

  3. esra yüksel özdil Tarih:

    Merhabalar,

    Bir koroporte velisiyim.Hatırısayılır bir kolej mezunuyum.Ayrıca doktorum.Yazınızı okurken objektif olmak için inanın bütün gücümü kullandım.Özde aldığım eğitim gereği bilimsel düşüncenin dışında davranmama ahlakına sahibim.Yani “yoruma dayalı” bir yazıya “yorum” yapmak isteyeceğim en son şey.Umarım cevabıma devam ederken bu hataya düşmem.Öncelikle yazınızı okurken müthiş bir duygusallık gördüğümü ifade etmek isterim.Bu duygusal yaklaşımınız güvenilirliğinizi sorgulamama sebep oluyor.Eşinizin yani tek bir kişinin yaşadıkları ya da yaşayamadıkları üzerinden eşinizin müzik eğitimi ile hiçbir ilgisi olmamış bir insanı konu ederek yorum ve genellemeler yapıyorsunuz.Bu fikirlerinizi arkadaş toplantısında ifade ediyor olsaydınız kimsenin diyecek fazla birşeyi olmazdı.Ancak basın yoluyla ifade ettiğinizde işin rengi değişiyor.Bir oyunu beğenmemek başka birşey.Bir eğitmenin işini yapma şekliyle ilgili olarak toplum önünde sınır tanımayan yorumlar yapmak ayrı birşey.Diyelim ki siz bu eğitmeni ve yaptığı işleri sevmiyor,beğenmiyorsunuz.Ama siz bizleri,koroporte velilerini de kale almıyorsunuz. Farkında mısınız bilmem,çizdiğiniz koroporte velisi profili şöyle;kolay dolduruşa gelen,farkındalığı tartışılır,baktığını göremeyen ,gördüğünü anlamayan,yapmacık sevinçlerle avunan,başkalarını memnun etme arzusu içinde olan ve eninde sonunda çocuğu başarısız olacak olan..Tabii bunu neye dayanarak yapıyorsunuz bilmiyorum.Herhangi bir koroporte velisi ile tanıştınız mı? Bizim bilmediğimiz neyi biliyorsunuz ki bizimle ilgili bu kadar net ve keskin ifadeler kullanabiliyorsunuz? Doğrusu çok şaşırıyorum.Bir üniversitenin adı altında bilimsellik ve tarafsızlık esasları gözardı edilerek bir yazı oluşturulması,üstüne üstlük yayınlanmasına hayret ediyorum.Bundan sonraki yazılarınızın kişisel zeminden uzak ve sağduyuya dayalı olmasını temenni ediyorum.

  4. Hacer Hanım,
    Uzun ve özenli yorumunuz için teşekkür ederim.
    Okuyucuların görüşlerini elbette umursuyorum. Geçmişte “değecek” tüm yorumlara cevap verdim. Size de cevap yazıyorum. Umarım okursunuz.
    Ne nedenle yazılmış olduğuna bakmadan , isimlerin gerçek olduğunu varsayarak, düşüncenin değeri olduğuna inanarak cevap yazıyorum. Zira amacım konu ile ilgili bir tartışma ortamı yaratmak.
    Bazı yazıların kaderi yerden yere vurulmaktır. Zira yazıdaki görüşleri paylaştığını ifade etmek insanın içinde bulunduğu durumu da tehlikeye atar. Hele içinde çocuğunu ilgilendiren bir durum varsa. Oysa ki yazıya karşı çıkmanın dayanılmaz rahatlığı (belki de yararı) vardır. Bu konudaki yazılarımız bu nedenle “kadersiz”!
    Yorum yazanların kendilerine şu soruyu sorup cevaplamalarını isterim : “Okuduğum yazıyla ayni görüşte olmuş olsaydım bunu açıkça ifade edebilir miydim?”
    Ben olumsuz yorum yazanların hepsinin cevabının “evet” olacağını düşünerek cevaplıyorum. Yazıya gelen yorumların yorumunu da okuyanlar yapsın isterim.
    Elbette her ebeveyn çocuğu için en iyisini yapmaya çalışır. Ama zaman , mazeretler uydurulmasını, yapılanlara yeni ve başka anlamlar yüklenmesini mümkün kılar. Yorum yazanlar için bu olanak kalmadı. Onlar geleceğe bir yazı yazmış oldular. Bu yazının sonuçlarını kendi hayatlarında çocuklarından alacaklar. Zaman içinde onlar da değişecek , çocukları da . Ama ortada bir belge var artık.
    Yorumunuz yayımlandığına göre sansür edilmemiş değil mi? Bu sizin ön yargılarınızdan birinin boşa çıktığını göstermiyor mu?
    Tabi ki bu yazıdaki görüşlerim uzman iddiası taşımıyor ve öznel. İnsanın kendi yanlışlarından bahsedebilmesi de ayrı bir cesaret istiyor. Siz doğru yaptığınızı düşünerek yazıyorsunuz ben ise yanlışları paylaşıyorum.
    Uyarım bugünü değil geleceği ilgilendiriyor. Ve bugün yazıma cevap yazan velilerin atladıkları nokta da bu. Her şeyin bugün gibi olacağını düşünüyorlar. Ben en az 20 senelik bir yaşanmışlıktan bahsediyorum. İçinde siz, çocuğunuz ve ergenlik dönemi ,ülkenin değişimi ,öğretmenler , sanat politikaları vb her şey olan gelecek 20 seneyi düşünün.
    “Uyarı”, anlayana göre değişir. Kimine göre bir öneridir kimine göre hayata müdahale. Siz yazanın öfkesi diye anlamayı da seçmiş olabilirsiniz. Ama bu kendimizi aklamak anlamına gelmez mi ?
    Türkiye’de kaç aile çocuğuna Mussorgsky , ninnilerle başlayarak sistemli müzik dinletir ? Bu sizin özel olduğunuzu gösteriyor ama ilerde bir gün kızınızın neden bana bunları dinlettin sorusuna cevabın da hazır olması gerek. Bugün için size olmaz gibi görünüyor ama olasılığı dikkate alır mısınız lütfen .
    Bir anne kız tanıdım. Anne sokakta bile olsa içtiği sigaranın külünü sokağa dökmemek için yanında taşıdığı kapaklı küllük taşıyordu. Kızı yıllar sonra annesine şöyle dedi : “Herkesin yerlere tükürdüğü tüm pisliğini sokağa boşalttığı ortamda beni de kendine benzettin. Onlarla savaşamıyorum çünkü herkesi sen gibi zannettim. Onların dilini bilmiyorum.”
    Annenin takıntısını, psikolojik yapısını bir kenara koysak bile çocuklarımızın bizi nasıl algıladıklarını,bir gün ne diyeceklerini bilemeyiz. Hele bugünün sanal dünyasında.
    Siz kendinize göre nitelikli müzik seçmişsiniz. Çünkü bu konuda kesinleşmiş bir doğrunuz var. Kızınıza da müzik zevki aşılamak istemişsiniz. Bunu hepimiz yaptık bir türlü. Ama bunu yaparken yardım alamadık, yardım alacak nesnel bir kaynak bulamadık.
    Çocuğun eline verdiğiniz cd yi 6 yaşında dinlerken neden yaptığı üzerine tek yönlü bir yorum yapıyorsunuz. Kendi mi istiyor annesini mi mutlu ediyor soruları aklınıza gelmiyor. Belki de annesinin hassasiyetini iyi anlamıştır.
    Olay da bir tuhaflık yok mu? Kızınıza cd’yi siz dinletmişsiniz, çok dinlediğini (?) görüp Yaprak Sandalcı’ya mail atmışsınız. İşte olay bu noktada başlıyor. Annesi bu kadar meraklı olan bir çocuğu dersine kim almak istemez? Koroporte’ye katılırken başka bir uzmana danıştınız mı? Kızınızın müzik yeterliliği konusunda fikir topladınız mı ? Biyolojik, psikolojik, fiziksel yapısını araştırdınız mı? Yaprak Sandalcı sizi yönlendirdi mi ?
    Siz Peer Gynt’ü okudunuz mu? Bizim ülkemizde üniversite seviyesindeki gençler (hatta tiyatrocuların büyük bir kısmı) için bile “ağır” olan bu oyunun çocuğunuz için nasıl bir iz bıraktığını fark ediyor musunuz ? (Blogumda oyun ile ilgili bir başka yazım daha var.Tavsiye ederim.)
    “Çocuğunuzun peşine takılmış olmak” her annenin söylediği bir mazerettir. Kızınızı sürüklemiş olma olasılığını da ciddiyetle irdeliyor musunuz? İlerde savunmayı yaptığınızda kızınız size ne diyecek düşündünüz mü?
    Psikolojik destek alma gereksinimi duymamış olmanızı nasıl anlayım? Hasta olduğunuz için değil doğru bir gelecek için bilimsel destek desek daha doğru değil mi ? İmanızı anladığımı ve hoş gördüğümü belirtmek istiyorum. Zira siz kızının doğru bir hayat yaşaması için çabalayan bir annesiniz.
    “Kızınızın istekle atılmasını” doğru okumanızı tavsiye ederim. Ben hiçbir şeyden emin değilim. “Dolduruşa gelebilme” olasılığından bahsediyorum. Dikkate alsanız kaybedeceğiniz bir şey var mı?
    Ben yaşadıklarımı anlatıyorum ve sizin çevrenize bu gözle de bakmanızı öneriyorum. Herkes bildiğini yaşar. Siz de inandıklarınızı yaşıyorsunuz zaten.
    Sanat rekabettir. O nedenle ben rekabetten bahsediyorum , “düşmanlık” benim ifadem değil sizin anlayışınızdır. Anladığım kadarıyla şu anda rekabet ortamında değilsiniz. O günlere ulaştığınızda beni hatırlayın. İnsan yaşadıklarını geriye bakarak daha iyi anlar.
    Gelelim benim köşe kadılığıma(?) Sanırım diğer yazılarımı okumadınız. Bir yazıyla karar veriyorsunuz. “100 yazıda düşüncelerimi paylaştım” başlıklı yazımı okumanızı öneririm. (www.melihanik.blogspot.com)
    “Ayar almaya” yatkın kişilere ayar verilebilir. Kimse kimseye ayar veremez eğer hazır değilse.Ama herkes “ayar” edilebilir,çünkü herkesin bir “ayar alanı” vardır. Herkes kendi düşündüklerinin doğrulanmasından daha çok hoşlanır. Bazıları da bunu “kullanır”.
    Ben düşüncelerimi anlatıyorum, deneyimimi paylaşıyorum siz bunda kabalık buluyorsunuz.Bulmayanları da tanıyorum.
    Kızınızın yeteneklerinin sınırlarını ŞU ANDA değerlendirebilecek durumda olmadığınıza göre (sizin ifadeniz) GELECEK için kendinizden umutlusunuz sanırım. Eğer bu konuda eğitiminiz yoksa neden bir çok bilene ŞU ANDA danışmıyorsunuz?
    Ama kızınızın Mozart olmadığına karar vermişsiniz. Belki de Mozart’tır kim bilir? Zira siz “kızınızın yeteneklerinin sınırlarını ŞU ANDA değerlendirebilecek durumda değilsiniz” . Mozart olmadığını biliyorsunuz ama yeteneklerini değerlendirebilecek durumda değilsiniz öyle mi?
    “Tartışılacak nesnel bir yan görmediğiniz gibi öznelliğin samimiyetle sorgulayan yanı da olmayan bir yazıya” bence “fazla” bir cevap yazmışsınız.
    Sanatı tanıtmak başka sanatı kendi özelinizde olmadık bir yere koymak başka.. Benim önerim gerçeği görmeniz ve kendinize acımasız olmanızdır. Bu gerçek iyi de olabilir kötü de ama kızınızı korur.
    Şimdilik kızınızın tanıklığına çok güvenmeyin. Biraz bekleyin..…

    Esra Hanım,
    Yorumunuz benim yazım kadar duygusal ve kırılgan.
    Amacım Yaprak Sandalcı’yı değil sizleri uyarmaktır. Ama eğer bu tartışmadan Yaprak Sandalcı da yararlanırsa memnun olurum. Her şeye rağmen yazımın bir yararı olduğuna inanıyorum.
    Size cevabım yukarıdaki cevabın içinde var . Siz de kendinize sorun çocuğunuzun sanat eğitimi konusunda bir “doktor” olarak yapmanız gerekenleri yaptınız mı?
    Ve siz yorum yazarken ne kadar bilimsel ve tarafsızsınız ?

  5. acyalaz Tarih:

    Sayın Acar Hakan Bayramoğlu
    Biz sanatçıların, yaptıkları çalışmalarla bu denli özdeşleşmeyip, yapıtlarına mesafeli bakarak yapılan eleştirileri soğukkanlı ele almaları gelişimimiz açısından vazgeçilmez bir ilke olmalıdır.
    Eleştirmenliğin reklamcılık ve pohpohlamaya dönüştüğü ülkemizde Melih Anık gibi “sözünü sakınmayan” eleştirmenlerin olması bir nimettir.
    Kendilerine yönelik her eleştiride sanatçıların kendilerini etrafı aydınlatan bir mum, eleştirmeni de mumu üfleyen kişi konumuna koymaları eleştiri kültürünün gelişmesinin önünde en önemli engeldir.
    Saygılarımla
    Cüneyt Yalaz

  6. esra yüksel özdil Tarih:

    Melih Bey,

    Bu yazışmaların bir amaca hizmet etmediğini düşünüyorum.Eğer gerçekten samimi olarak çocukların tiyatro ve müzik eğitiminde karşılaştığı handikaplarla ilgileniyorsanız neden Türkiye’de çocuklarda konservatuar eğitimi nasıl ve nasıl olmalı ya da ilköğretimde müzikal okur yazarlık var mı, nasıl sağlanabilir konularına el atmıyorsunuz?

  7. Acar Hakan Bey,
    Sanıyorum diğer yazılarımı okumamışsınız. Sadece “kötü” bulduklarımı değil “iyi” bulduklarımı da yazıyorum.
    Düşüncelerimi paylaşıyorum. Birisine destek ya da köstek olma amacım yok.Yanlış yapmaktan çekinmiyorum. Öte yandan benim nefesim dahil hiçbir düşünce , karanlığı yok eden mumu söndürmeye yetmez.
    Nesnel olma iddiam da yok. Aydın olmanın en önemli özelliğinin hesapsız ve bağımsız olarak görüşlerin açıklanması olduğunu düşünüyorum.
    İmanızı anlayamadığı için ne diyeceğimi bilmiyorum.
    Gene de teşekkür ederim. Okumuşsunuz ve düşüncenizi belirtmişsiniz.
    Esra Hanım,
    Geçmişteki yazılarımdan birinde konservatuvar eğitimi hakkındaki görüşlerimi paylaştım. Müzik konusunda , uzman olan eşimin bilgilerinden yararlanıyorum. Koroporte üzerine yazılmış yazılarda konservatuvar eğitiminin nasıl olmaması gerektiği konusunda ip uçları var.
    Takdir edersiniz ki konu çok geniş. Sizler için önemli olan kendi çocuklarınızın ne olacağıdır öncelikle.
    Sizler hangi stratejinin parçası olduğunuzu biliyor musunuz ?
    Sizler, Yaprak Sandalcı’nın konservatuvar eğitimi konusunda yazdıklarını biliyor musunuz ?

  8. Sayın Melih Anık,

    Biz meğerse ne kötü bir şey yapıyor muşuz da sayenizde uyandık. Çocuklarımıza konservatuvarda müzik eğitimi de aldırmayalım, herhangi bir sosyal mesaj içeren sahne sanatları yapmalarını da önleyelim, onları birer fanus içinde büyütüp hayattaki rekabetlerden ve eleştirmenlerin gazabından koruyalım. Arada bir de uzmanlara danışıp doğru bir şey yaptığımızın rahatlığıyla huzur içinde etliye sütlüye karışmadan yaşayı gidelim..

    Bizler de ebeveynler olarak “küçük ve sahte mutluluklar” peşinde koşmayalım.

    Gerçekten teşekkür ederim..
    Eleştirileriniz gayet faydalı oldu..

    Bendeniz öncelikle Kabataş Erkek Lisesi ve müteakıben Siyasal Bilimler Fakültesi mezunuyum beyefendi..
    Bahsettiğiniz stratejilerle dolduruşa gelip dolmuşa binecek kadar cahil değilim..

    Ve ne mutluyum ki kendi çocuklarımın geleceği ile ilgili olarak, onlara kendi kararlarını kendileri verebilecek kadar hayat görüşü ve karar yetisi kazandırdığıma inanıyorum.. Çocuklarım bile kendi kararlarıyla ve büyük bir istekle önce İstanbul Üniversitesi Konservatuvarı öğrencisi daha sonra da Koroporte üyesi oldular.. Bilmeniz için yazıyorum, biri 13 diğeri de 17 yaşında..

    Özellikle belirtmek isterim ki, şahsen sizi tanımadığım için eğer dilimde kabalık sezdiyseniz kusura bakmayın, ancak bundan sonra yazılarınıza cevap yazmayacağım. Çünkü bir amacı yok! Siz tanımadığınız aileler ve çocukları konusunda eleştiri yazmaya devam ediyorsunuz, bizler ise ne olduğunu anlamadan cevap vermeye çalışıyoruz. Ne siz beni inandığınız doğru konusunda ne de ben sizi inandığım doğru konusunda aydınlatamayacağız. İkimizin aydınlığı da kendine yetiyor..

    Teşekkür eder, eleştirilerinizle birlikte hayatınızda mutlu günler temenni ederim.

  9. Acar Hakan Bey,
    Ne yapmanız gerektiğine elbetteki siz karar vereceksiniz.
    Ama sizin düşüncelerinizi takip ederek size cevap versem şöyle demem gerekir: “Meğerse ben kötü şeyler yapıyormuşum sayenizde uyandım. Düşüncelerimi yazmamam tecrübelerimi paylaşmamam gerekirdi. Zira düşüncelerimi birileri yanlış anlar,onların hayatına müdahale sayar.”
    Siz nasıl düşüncelerinizi yazıyorsanız ben de yazıyorum.
    Hatta yazılarım, sizin düşüncelerinizi ifade etmenize, böylelikle hem kendi vicdanınızda hem de çocuklarınız gözünde kendi savunmanızı yapmanıza fırsat veriyor. Bizi okuyan başkaları için de yararlı oluyor. Ayrıca eğer bu yazışmaları çocuklarınız biliyorsa,okuyorsa, siz inandığınız düşünceler için mücadele ettiğinizi gösterdiğiniz için çocuklarınız için de çok olumlu bir örnek oluyorsunuz.
    Düşüncelerimi çocuklarınızı “fanusa alıp , hayattaki rekabetten ve eleştirmenlerin gazabından koruyun,küçük ve sahte mutluluklar peşinde koşmayın” diye anlamak sizin tercihiniz olur,benim ifadem değil.
    Benim sizi dolduruşa getirebileceğimi nereden çıkardınız ? Ben okunup okunmayacağımı , beni kimin okuyacağını bilmiyorum ki.Yorum yapıldığında okunduğumu anlıyorum.
    Yani ben bir yerde duruyorum okuyucular geliyor.Örneğin belki bu cevabımı da okuyup okumadığınızı bilemeyeceğim.Zira artık yazmayacağınızı söylüyorsunuz. Yazılarımı kendileri için kişileştiren ve üstüne alınan okurlardır.
    Ben “çocukların kararı ve büyük istekleri” konusunda sizleri uyarmak istedim. Siz kendi görüşlerinizden kuşku duymuyorsunuz. Pekala ama olasılığı düşünmenin nesi kötü? Kaldı ki hiç kimse her zaman öyle olur diye bir iddiada da bulunamaz. Ülkemizde müziğe(sanata) başlama ailelerin etkisi , onların devam etmesi bir yere kadar onların kendi iradeleri ile oluyor. Aile bir türlü resmin içinde kalıyor.
    Ben çocukları konservatuvar eğitimi alan,almış aileleri tanıyorum , hikayelerini merak ediyorum öğrenmeye çalışıyorum.Pek çoğu başlangıçta çok emin ama zamanla sorularına cevap arar durumdalar.
    Ben kendi aydınlığımdan memnun değilim. Sizin de memnun olmamanızı tavsiye ederim. Zaten benim söylemek istediğim de bu : çocuklarının geleceğini omuzlarında taşıyan anne ve babalar kendi aydınlıklarından emin ve tatmin olmasınlar!
    Son bir hatırlatma yapayım : Ben kendime “eleştirmen” yazılarıma da “eleştiri” demiyorum. Ben düşüncelerini paylaşıyorum. Bu arada eleştiriyorum ama eleştirmenlik başka. Her eleştiren, eleştirmen olmaz. Örneğin siz beni eleştiriyorsunuz ama eleştirmen değilsiniz değil mi !

Yanıtla