Avignon Festival Günlüğü – 2 : Taş Ocağında

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Mehmet K. Özel

bu yıl 77. edisyonu gerçekleştirilen festivalin resmi programında, orada bulunduğum süre zarfındaki gösteriler arasından heyecanla beklediğim iki tanesi vardı. heyecan nedenim gösterilerin yaratıcılarından çok yerleri dolayısıylaydı.

festivalin afişi

onlara geçmeden önce, bu yılki festivalle ilgili ilk heyecanlandığım şey konusunda bir çift laf ediyim: afişi. soyut haline, mavisine, boşluklarına bayıldım. tasarımcısını merak ettim, arkadaşım benim için basın bürosundaki görevliden bir afiş rica ederken, tasarımcısının kim olduğunu da sordu, basın görevlisi maalesef bilmiyordu! biraz araştırınca öğrendim: perméable atölyesinden célia vitali imiş. vitali desenleri, fırça olarak lavanta ve mandalina dallarını kullanarak oluşturmuş.
gelelim, festivalde en heyecanla beklediğim gösteri mekanına: carrière de boulbon.
terk edilmiş bir taş ocağı sahası olan boulbon taş ocağı ilk defa 1985 yılında peter brook’un efsanevi mahabharata’sı için kullanılmış ve gösteri sanatları tarihine geçmişti. sanırım en son 2012 yılında sidi larbi cherkaoui puz/zle yapıtını yaratırken oradan esinlenmiş, ve tabii ki yapıt avignon festivali kapsamında burada dünya prömiyerini yapmış. hatta, puz/zle’ın carrière de boulbon’dan yapılan naklen yayınını ailecek arte’den izlemiştik, o zamanlar iflah olmaz bir cherkaoui hayranıydım. sonraki bir zamanda puz/zle’ı münih’te canlı da seyretmiştim. neyse..
otoparktan gösteri alanına giden yol üzerinde…
altı avroya gidiş-dönüş bileti alınan servis otobüsü bizi otopark olarak kullanılan yerde bıraktı. sonra yarım daire çizen bir güzergah boyunca beş dakika kadar yürüyüp, fuaye olarak kullanılan alana vardık. yürüdüğümüz güzergah bir tepenin yamacında ve sağ tarafı ova olduğu için çevredeki kırsal peyzaj ayaklar altındaydı, güneş batmaya yakın olduğu için renkler de yumuşamıştı, biz de yumuşadık.
carrière de boulbon yüksek ve sarp bir yar tarafından çevrelenmiş bir alan. yar doğal değil tabii ki, ocak kazıları sonucunda oluşmuş. duvar etkisi yapan yarın çevrelediği alan aşırı geniş olmadığı için alanda insan ölçeği yakalanıyor; yani yar insanı sarmalıyor ve yoğunlaştırılmış bir uzam yaratıyor.
şehir merkezinden 20:00’de kalkan son servis otobüsüne nefes nefese yetişmiştik, gösteriden bir saat önce alana varmış olduk. zaten herkes o saatte gelmiş, fuaye niyetine kullanılan ön alanda masalara banklara yayılmış yiyor, içiyor, sohbet ediyordu. biz de topluluğa dahil olduk. arkadaşım, tanıdığı uluslararası sanat insanlarıyla selamlaştı, ayaküstü sohbet etti. gösteri başlayıncaya kadar keyifli bir ara-zamandı orada geçirdiğimiz.
sonra anonslarla herkes tribündeki yerlerine doğru hareketlendi. gösterinin başlangıç saatinde hepimiz koltuğumuzdaydık, ama dünya prömiyerini o akşam yapacak olan gösteri 15-20 dakika kadar geç başladı çünkü festivalin direktörü tiago rodrigues eşliğindeki fransa kültür bakanı ve ekibinin teşrifi beklendi. az çok dünyada her toplum aynı! sabırsızlıktan alkışlayan olmadı ama…

gösterinin festivalde kullanılan afişi
gösteri başlamadan önceki gökyüzünün rengi
(arkadaşımın dikkat çekmesiyle fark ettim)
gösterinin başlamasını beklerken
kısaca gösteriden bahsedersem; philippe quesne, hieronymus bosch’un ünlü zevkler bahçesi tablosundan esinlendiği ve aynı adı taşıyan yapıtında tablonun içeriğini kendine has saçma ve absürd dünyaya tercüme etmiş. quesne taş ocağının seyirciyi üç bir yandan saran görkemli ve gelişigüzel yüzeyini sakin ama etkili bir şekilde kullanmış (aynı etki bu gösteri sezon boyunca kapalı tiyatro mekanlarını turlarken olacak mı, emin değilim), bazı yere ve mevsime özgü öğeleri (örneğin ağustos böceklerinin vızıltısını) gösteriye entegre etmiş, bir kaç yaratıcı espri katmış (örneğin bir performansçının altyazı tabelasıyla kaprisli ilişkisi), ancak son kertede bana göre iki saatlik süresinin hakkını vermeyen, gevşek örülmüş, sarkan, ve hatta gittikçe sıkıcılaşan bir yapıt ortaya çıkarmış.
dönüşü olmayan noktaya kadar hep “şimdi ilginç bir şey olacak ve şimdiye kadarkileri temize çekecek, beni cezbedecek” diye bekledim, nafile. dört yıl önce amsterdam’da holland festival’de “crash park”ını seyretmiş olduğum quesne maalesef beni şaşırtmadı; kendisine ne kadar sempati beslesem de, gösteri hakkında ikide iki olumsuzum. quesne’e bir şans daha verir miyim, şüpheliyim…
gösteriden bir an
gösteriyi alkışlarken
(en sağdaki: philippe quesne)
festivalde heyecanla deneyimlemeyi beklediğim diğer gösteri hangisi miydi, o da sonraki yazımın konusu olsun, zira bu beklediğimden uzadı.
hamiş:
“crash park” hakkındaki görüşlerimi merak ederseniz tıklayın, “le jardin des delices”i arte.tv’nin kaydından izlemek isterseniz de buraya tıklayın.
Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Mehmet K. Özel

Yanıtla