(Ümit Güçlü’nün Birgün’de yayımlanan yazısının bir kısmını okurlarımızla paylaşıyoruz.)
28. Afife Tiyatro Ödülleri aday listesi bu yıl yalnızca tiyatro sezonunun değil, Türkiye tiyatrosunun geçirdiği dönüşümün de fotoğrafını çekiyor. Çünkü açıklanan listeye baktığımızda artık eski anlamıyla “büyük favoriler sezonundan” değil, parçalanmış ama aynı anda çoğalmış bir tiyatro ikliminden söz ediyoruz. Son birkaç yıldır hissedilen değişim bu yıl iyice görünür hale gelmiş durumda.
Bir dönem Afife listeleri birkaç büyük prodüksiyon etrafında şekillenir, özellikle ödenekli tiyatrolar ya da güçlü yapım desteğine sahip özel tiyatrolar; geniş kadroları, büyük dekorları ve teknik olanaklarıyla ödül sezonuna ağırlığını koyardı. Bir oyun aynı anda yönetmenlikten oyunculuğa, ışık tasarımından sahne müziğine kadar birçok kategoride karşımıza çıkar; sezonun merkezini belirlerdi. Bugün ise tablo başka.
Ama bu değişimi yalnızca “çeşitlilik arttı” diyerek açıklamak eksik olur. Çünkü bu tablo biraz da ekonomik gerçekliğin sonucu. Büyük prodüksiyon üretmek artık çok daha zor. Dekor maliyetleri, oyuncu kadroları, prova süreçleri, salon giderleri derken özellikle özel tiyatrolar daha kontrollü üretim modellerine yöneliyor. Bu yüzden artık “her kategoriyi süpüren dev oyunlar” daha az çıkıyor.
Ödenekli tiyatrolarla bağımsız ya da özel tiyatrolar arasındaki fark da burada belirginleşiyor. Ödenekli tiyatrolar, hâlâ daha büyük teknik imkânlara sahip. Ancak son yıllarda bağımsız tiyatroların estetik cesareti bu teknik gücün önüne geçmeye başladı. Küçük sahnelerde daha özgür, daha risk alan ve biçimsel olarak daha deneysel işler çıkıyor. Afife listesi de artık yalnızca “güçlü prodüksiyonları” değil, bu arayışları da görünür kılıyor.
Bu yıl Devlet Tiyatroları’nın “Gergedanlar” adlı yapıtı birçok kategoride öne çıkıyor. “Baba”, “Bozmayın Çekiyorum” ve “Güneşin Oğlu” gibi yapımlar ise daha çok sahne arkası emeğiyle dikkat çekiyor. Işık, dekor, müzik ve hareket düzeni kategorilerindeki yoğunluk, sezonun görsel ve atmosferik anlatı kurma çabasını ortaya koyuyor.
Oyunculuk merkezli ‘Beyoğlu’nda Gizli Kanto’ ve ‘Gonzango’nun Öldürülüşü’ gibi yapımlar, adaylık listesinde performans gücüyle kendi alanını açıyor. Metni ve karakteri merkezine alan butik ama nitelikli işlerin Afife radarına girmesi; tiyatronun ekonomik darboğazda ‘özüne’ yani anlatı gücüne sığındığının bir göstergesi.
Ancak listenin içinde tartışmalı duran bazı tercihler de var. Sadece yönetmenlik kategorisindeki adaylar arasında yer alan “Filler ve Karınca” oyunu ister istemez şu soruyu sorduruyor; Bir oyun gerçekten yalnızca rejiden mi ibarettir?
Eğer bir yapım sahne üzerinde bütünlüklü bir etki yaratıyorsa bunun oyunculuğa, teknik tasarıma ya da metin yorumuna da yansıması gerekmez mi? Sadece yönetmen üzerinden görünür olan bir adaylık bazen oyunun kendisinden çok, yönetmen isminin ödüllendirildiği hissini yaratıyor. Bu da Afife sisteminin son yıllarda giderek büyüyen “temsili dağıtım” anlayışını yeniden tartışmaya açıyor.
Çünkü bugün Afife’de yalnızca “en iyi”ler seçilmiyor gibi görünüyor; aynı zamanda tiyatro alanı dengeli biçimde temsil edilmeye çalışılıyor. Bu olumlu bir kırılma yaratırken başka bir soruyu da beraberinde getiriyor: Acaba jüri artık büyük ağırlık merkezi oluşturan yapımlardan özellikle mi kaçınıyor?
Geçmiş yıllarda bazı oyunların onlarca adaylıkla listeyi domine etmesi eleştiri yaratıyordu. Şimdi ise bunun tam tersi bir tablo var. Adaylıklar dağılıyor, liste yayılıyor, merkez çoğullaşıyor. Ancak bunun bedeli bazen “sezona damga vuran oyun” hissinin kaybolması oluyor. Eskiden bir sezona dönüp baktığımızda ortak bir hafıza oluşurdu. Şimdi ise tiyatro daha parçalı, daha çok sesli ama aynı zamanda daha dağınık ilerliyor.
Yine de bu dağınıklığın içinde heyecan verici olan genç kuşak tiyatrocuların form arayışı. Artık yalnızca klasik dramatik yapı değil; ışık tasarımı, ses dünyası, beden kullanımı ve mekânsal deneyim de tiyatronun ana dili haline geliyor. Bağımsız tiyatroların görünürlüğü biraz da buradan güç alıyor.
Belki de bu yılın Afife listesi tam olarak şunu söylüyor: Türkiye tiyatrosu artık tek merkezli değil. Büyük sahnelerin yanında küçük alanlar, güçlü kurumların yanında bağımsız topluluklar, klasik anlatıların yanında deneysel biçimler aynı anda var olmaya çalışıyor.
Devamı için tıklayın.
