[Deniz Burak Bayrak’ın BirGün’de yayımlanan yazısının bir kısmını okurlarımızla paylaşıyoruz.]
Baba Sahne’nin tek kişilik oyunu Nokta, kahkahayı bir zorbalık yüzleşmesine dönüştürüyor. Özge Arslan, “Cinsiyet, dil, din, ırk ayırt etmeksizin dünyanın her yerinde, her zaman hüküm sürmüş bir zorbalık var” diyor.
Baba Sahne prodüksiyonu olan ‘Nokta’, güldürürken rahatsız eden, keyifli bir akşam vaadiyle başlayan ama seyircisini geçmişten bugüne uzanan sert bir yüzleşmenin ortasında bırakan bir oyun. Özge Arslan’ın yazdığı, yönettiği ve sahnede hayat verdiği tek kişilik oyun, kahkahayla başlayan anları kadınlık tarihinin acı gerçekleriyle çarpıştırıyor.
Oyunun merkezinde, Karadenizli bilge bir kadın olan Nokta Ana var. Ama sahnede yalnızca tek bir karakter yok; yedi kadın, yedi farklı zaman, yedi farklı coğrafya aynı bedende hayat buluyor. Ve hepsi ‘sessiz kalanların hafızası’ndan konuşuyor.
Nokta, kadınların tarih boyunca maruz kaldığı sistemli baskıyı görünür kılıyor. Oyunun bu yönünü Özge Arslan’a sorunca, o da kadınlara sessizliğin nasıl öğretildiğini çarpıcı bir tarihsel örnekle anlatıyor: “Evet bunu yüzyıllar boyunca yapmaya gayret etmişler. Sadece bu topraklarla da sınırlı kalmamış bu sistemli kötülük. Çoğu zamanda maalesef başarılı olmuşlar. 18’inci yüzyılda çok konuşan kadına, kocası ile kavga eden kadına, dedikodu eden kadına, isyankâr dil kullanan kadına dedikodu gemleri (ağızda çivili kilit) takılırmış. Pazar yerine çıkartılır, ‘Çok konuşan böyle olur’ diye utandırılır, kadınları bunun üzerinden korku ile aslında itaate zorlarlarmış. Yani demem o ki zorbalığın vakti, bayrağı, ülkesi, mahalli yok.” Sahnedeki mizah, tam da bu sert gerçeklerin ağırlığını taşınabilir kılıyor. Seyirci gülerken, bir yandan da değişenin sadece yöntemler olduğunu fark ediyor.
Devamı için tıklayınız.
