[Mehmet S. Aman’ın Cumhuriyet’te yayımlanan yazısının bir kısmını okurlarımızla paylaşıyoruz.]
Sömürülen ya da kurşuna dizilen madenci, kamplarda, sömürgelerde yaşayan köleler, ezilen, canı çıkarılan dünya dolusu insan sürüleri sustuğu sürece konuşabilenlerin onların yerine konuşması, onlardan yana olması gerek” diyor Albert Camus, oyundaki sanatçı/ akademisyenimiz de çağımızdaki sığınmacı/mülteci sorununa odaklanarak bir proje üzerinde çalışıyor.
Oyunun adı biraz uzun ancak okurken bile bıraktığı duygu o kadar güçlü ki “Acaba sahnede nasıl bir his bırakacak?” düşüncesine dalıyorsunuz: “Televizyonun Karşısında Özel Mülkiyetin Kökeni Üzerine Düşünürken Uyuyakalmışım, Babamın Sesine Uyandım.” Önceki akşam Zorlu PSM %100 Studio’da temsil yapan oyun, 16 Şubat saat 20.30’da, Moda Sahnesi’nde yeniden izleyiciyle buluşacak.
SANATÇININ GÖREVİ VE ÇELİŞKİSİ
Bir rüya belki de sahnede tanık olduklarımız, ama deyim yerindeyse “sapına kadar gerçek”. Her ne kadar baba-oğul/ lar arasındaki ilişkinin bir yansıması olsa da insanın gerçekliği, toplumun gerçekliği, sınıf çatışmasının gerçekliği, kadın-erkek ve öğretmenöğrenci ilişkilerinin gerçekliği, toplumun yarattığı ve dayattığı erkeklik kalıplarının gerçekliği, yaşadığımız dünyanın acımasızlığının gerçekliği, belleğin gerçekliği, unutuşun gerçekliği, kaçışın gerçekliği, dürüstlüğün gerçekliği, mücadele etmenin gerçekliği… “Zamanımızda olup biten işlere sanatçı olarak karışmak zorunda değiliz ama insan olarak karışacağız elbet.
Devamı için tıklayınız.
Cumhuriyet
