Aydın, projenin çıkış noktasının gerçek olaylar üzerine yaptığı araştırmalar olduğunu söylüyor; bu süreçte karşılaştığı hikâyelerin ortak bir kaderi olduğuna dikkat çekiyor: “Başta aklımda sahneye salt bir belgesel anlatı tasarlamak vardı ve dünyada kayıt dışı çalıştırılan, emek sömürüsüne, istismara maruz kalan ve çoğunda trajik bir sonla sonuçlanan göçmen işçilerin hikâyelerine rastladım. Bu hikâyeler bazen bir gazete haberinde birkaç satır yazı veya sayı olarak karşımıza çıkıyor ve kayboluyor. Günümüz kapital dünyasında gösterilenler üzerinden inşa edilen kimliklerin aksine, asıl üstüne düşünmemiz gereken gerçekliğin, sıradan hayatlarda gizli olduğuna inanıyorum.”
Bu fikir zamanla sahnede yeni bir katman kazanıyor. Oyun hem göçmen işçilerin hikâyesini hem de bu hikâyeyi anlatmaya çalışan tiyatrocuların sürecini de gösteriyor. Aydın bu dönüşümü şöyle anlatıyor: “Nitekim baştaki fikrim, bu gazete haberini belgesel formda sahneye koymaya çalışan bir ekibin hikâyesiyle birleşerek katmanlı bir hâle büründü, burada da sahne emekçilerinin görünmeyen hikâyelerine de yer vermek istedim.”
Oyunun merkezindeki sorulardan biri temsil meselesi. Türkiye’de göçmen emeğinin çoğu zaman istatistiklere veya kısa haberlere sıkıştığını hatırlatan Aydın, metnin çerçevesini psikanalitik bir kavramdan kurduğunu söylüyor: “Lacan, ‘Le Réel’ kavramıyla, gerçekliği, görünenin ardında olan bir olgu olarak tanımlıyor; bu da metindeki temel kavramsal yaklaşımımı belirledi. Asıl gerçekle seyirciyi buluşturmak, birlikte düşünmek ve bunun temsil edilip edilemeyeceği sorusunu sormak istedim.”
GÖRÜNMEYEN GÖÇMEN EMEĞİ
Yönetmene göre göçmen emeği de ‘görünmeyen’ alanda yer alıyor: “Biz bu hikâyelerle bir trajedi yaşandıktan sonra karşılaşıyoruz. Asıl gerçekliğin tam da burada gizli olduğu ve onların sıradan bir günlerini, rakamlardan ibaret olmadıklarını göstermek ve bir trajedi yaşanmadan öncesine dikkat çekmek fikriyle sahneye taşımak istedim.”
Bu nedenle oyunun en trajik anı olan yangın sahnesi doğrudan temsil edilmiyor. Onun yerine sesler, atmosfer ve stilize bir metinle ima ediliyor. Aydın bunu “En trajik sahne olan yangın sahnesi oyunda temsil edilmiyor. Bu sahneyi temsil etmenin hiçbir faydası yok; sonun zaten bilincindeyiz, önemli olan öncesinin, anlatılmayanın temsiliyeti ve farkındalığı” diyerek açıklıyor.
Oyun, tiyatronun kendi yöntemlerini de sorguluyor. Bir yönetmenin oyuncularından kişisel travmalarını sahneye taşımalarını istemesi üzerinden temsilin etik sınırları tartışılıyor. Aydın’a göre bu mesele tiyatro dünyasında giderek daha görünür hâle geliyor.
ERKEK EGEMEN İKTİDAR İLİŞKİLERİ
Aydın, oyundaki politikacı ve patron karakterlerini erkek egemen iktidar ilişkileri üzerinden okuyor: “Politikacı ve patron karakterlerinde erkek egemen toplulukları, aralarında neredeyse hiçbir fark olmadan, makro ve mikro düzlemde görüyoruz. Dünyada göçmen emeği bilinçli olarak görünmüyor. Bu insanların emeğinden hepimizin bir şekilde haberi var; giydiklerimizin, yediklerimizin, aldıklarımızın hangi koşullarda, kimler tarafından üretildiklerini tahmin edebiliyoruz. Bu sömürü sistemi makro düzeyde oyunda politikacı karakteriyle aktarılıyor.”
Oyunda sıkça kullanılan kontrastlardan biri de politik söylem ile ekonomik gerçeklik arasındaki çelişki. “Dilimizi konuşamayan insanlar, üzerimizdeki giysileri üretiyor” repliği bu gerilimi doğrudan ifade ediyor. Aydın bu çelişkiyi bilinçli bir dramaturjik araç olarak kullanmış:
“Oyunu kontrastlar ve ikilikler üzerinden inşa etmeye çalıştım. Politikacı halka seslenişinde göçmen politikalarını karşıtlık üzerine kurarken kıyafetlerini tekstil atölyesinin askısından alıyor, arkasındaki kitleye atölyede oyun boyunca üretilen bayraklar dağıtılıyor.” Yönetmene göre bu çelişki, sistemin görünmezliğini ortaya koyuyor: “Politik olarak bilinçli bir sömürü düzeni içerisindeyiz. Bize anlatılanlar, gösterilenler veya bizim anlattıklarımız ve gösterdiklerimiz üzerinden inançlarımızı, kimliklerimizi oluşturuyoruz ancak bunların ardındakilere, söylenmeyenlere de bakmalıyız.” Ve sözlerini oyunun çıkış noktasını özetleyen bir cümleyle tamamlıyor: “Ben söylenmeyenlerin, susanların hikâyelerini anlatmak istedim.”
Devamı için tıklayın.