[Öznur Oğraş Çolak’ın Cumhuriyet’te yayımlanan söyleşisinin bir kısmını okurlarımızla paylaşıyoruz.]
Tiyatroda 60 yıl dile kolay… Bu uzun sanat yolculuğuna neler neler sığdırmadı ki Ayşe Emel Mesci… Gazetemiz yazarı usta yönetmen Mesci, durmadan üreten ve her yönettiği oyunla tiyatronun gündeminde olan bir sanatçı. Tiyatro sanatına yıllardır sunduğu önemli katkılar ve yenilikçi rejisörlük anlayışıyla kuşaklar boyunca ilham veren biri olarak adlandırılan Mesci son olarak: “Üstün Akmen Yaşam Boyu Onur Ödülü”ne değer görüldü. Mesci ile tiyatro üzerine konuştuk.
GOETHE’NİN BAŞ YAPITI
– Son oyunlarınızdan biraz konuşalım. “Kerbela”yı tekrar sahnelediniz ve son olarak “Faust II” adlı oyunla ödülleri deyim yerindeyse topluyorsunuz.
Evet, “Kerbela”yı 2025 yılında yeni bir ekiple Ankara Devlet Tiyatrosu’nda yeniden sahneye koydum. “Kerbela” önemli bir oyun. Yazım biçimiyle taziye ile Shakespeare tragedyası arasında bir yerde duran, rejisi ve koreografisiyle, 2024’te yitirdiğimiz sevgili dostum, değerli besteci Tahsin İncirci’nin olağanüstü müzikleriyle gelenekseli modern kalıplar içinde yoğuran bir yapıt. Bir yanıyla tam bir ritüel, bir ayin; bir yanıyla sembollerin dilinden konuşan modern bir ağıt. 2025-26 sezonu benim tiyatroda 60. yılım. Bu nedenle yıllardır kafamda döndürüp durduğum Goethe’nin baş yapıtı “Faust”u önerdim Devlet Tiyatroları yönetimine. Onlar da kabul ettiler.
– Goethe’nin 60 yılda tamamladığı eserini siz de tiyatroda 60. yılınızda sahneliyorsunuz.
Doğru, sahneleme olanağı bulduğum için mutlu oldum. Ali Berktay, Zehra Aksu Yılmazer’in çevirisi üzerinde çalışarak, “Faust II”yi bir perde halinde oyuna kattı. “Faust II” pek sahnelenme olanağı bulunmayan uzunlukta, antik Yunan ve mitoloji labirentlerinde çok dolaşan bir metin. Berktay bunun içinden Goethe’nin kapitalizm, sömürgecilik ve moderniteye yönelik gerçekten sezgi dolu ve ileri görüşlü bakışını öne çıkaran bir kolaj yaptı, bu bakış bence hem Faust’a hem de Mefisto’ya yeni bir ışık tuttu.
– Yönettiğiniz oyunlarınızın ortak bir yönü var mı? Tüm bu oyunların oluşum, sahneleme süreçlerini kısaca anlatır mısınız?
Bazı oyunlar yıllarca elimin altında dolaşır. Okurum, sonra rafa kaldırırım, bir müddet sonra aklıma takılır, tekrar okurum. En sonunda bir şeyler tamamlanır ve asıl hazırlık safhası başlar. Bazen de hiç aklımdan bile geçmemiş bir projeyi alıp yaparım. Aslında her oyunun kendi içinde farklı bir yolculuğu vardır. Ama benim hazırlığım açısından ortak yönü şöyle açıklayabilirim: Birincisi, yönetmen olarak söyleyecek sözümü kurgulamak. Bence bu olmazsa yaratıcı sanatçılık olmaz zaten. İkincisi, bunu farklı düzeylerde ifade etmemi sağlayacak araçlar ve sanat dalları arasındaki gezintimi tamamlamak. Ondan sonra yaratıcı ekibimle, dramaturg, sahne tasarımcısı, kostüm tasarımcısı, ışık tasarımcısı, oyunda kullanılacaksa mapping tasarımcısı arkadaşlarımla bir araya gelip, fikri beraber geliştirmeye başlarız. Oyuncu seçimi işin belki en zor ama en önemli kısımlarından biridir. Benim tiyatro anlayışımda küçük rol, büyük rol diye bir kavram yok.
