Sevgili Füsun…

Geçtiğimiz hafta yitirdiğimiz Füsun Akatlı için Selim İleri’nin Radikal İki’de yayınlanmış yazısını aşağıda okuyabilirsiniz.

Yazmak, yazışlarım devam ederse, bundan sonrasında öksüzce. Çünkü Füsun Akatlı’sız. O artık söylemeyecek, değerlendirmeyecek. Oysa, yeniden yeniden söylemek istiyorum: Benim için çok önemliydi. Yerse de, övse de…

Yılların çok aziz dostu Füsun Akatlı’nın ölüm haberini az önce öğrendim. Aslında dün gece bir başka aziz dost, Seçkin Selvi aramış, haber vermek için. Bir şeyler yazıyordum, telefonun sesini kısmıştım, işitmemişim.

Kaybettiğim insan, sevgili Füsun Akatlı, bir şeyler yazıyordum dedim ya, bir şeyler yazarken hep düşündüğüm kişiydi. Yeni bir roman, yeni bir öykü, birkaç gün önce Tanpınar için yazdıklarım, yıllar önce, yılların gerisinde kalmış Bir Denizin Eteklerinde’yi yazarken, hep Füsun, hep Füsun ne der, beğenir mi?..

Kırk yıla yakın zaman önce tanıştık, Ankara’da, Sanatseverler’de Adalet Ağaoğlu’nun çok sevdiğim Ölmeye Yatmak’ı için bir akşam düzenlenmişti; Füsun da, ben de konuşmacılar arasındaydık, İstanbul’dan gelmiştim. Bu dostluk, bu yakınlık o akşam başladı ve hep süregeldi. Bizi birbirimize bağlayan yalnızca edebiyat sevgisi değildi, inişleri çıkışları, sevinçleri hüzünleri, sarsışları savuruşlarıyla hayatın ortasında bağlanmıştık. En ‘ayrıldığımız’ noktada bile bilirdim ki, Füsun var!

Biricik Füsun da herhalde aldırışsız değildi. Demin Nalan Barbarosoğlu’ndan beklenmedik ölüm haberini alınca, donup kaldım ve sığınak gibi Füsun’un kitaplarına, ithaflarına ve sonra gözyaşı…

9 Mart 1998’de, her zamanki gibi mürekkepli kalemle yazmış, imzalamış, Acıyla, Sevgiyle, Kahramanca…’yı: “Edebiyatçılığıyla da, dostluğuyla da vazgeçilmezim: Sevgili Selim’e…” Yeni fark ediyorum: El yazılarımız benzeşiyor. Bunu ne kadar çok söylemek isterdim Yaz Başına Neler Gelir yazarına!

Bilirdim; sevgili Füsun’a ödenecek borçlarım çoktu ve hiçbiri ödenecek gibi değildi. Daha bir-iki gün önce, Çiğdem Su’yla Mustafa Çevikdoğan’a söylemiştim: Şimdi yazdıklarımdaki ‘iki anne’yi Füsun Akatlı’ya borçluyum. Dostlukların Son Günü’nü eleştiren, yorumlayan Füsun Akatlı, bütün kitap boyunca aynı annenin ikiye bölünüşünü saptamıştı; anlatıcı çocuk, birine yakın, ötekine uzak. Füsun’un saptaması olmasaydı, ruh dünyamdaki bu garip çelişkiyi fark etmezdim. O gün bugün aklıma takıldı; Çiğdem’le Mustafa’ya “İki anne, Füsun’dan” diyordum…

Yazmak, yazışlarım devam ederse, bundan sonrasında öksüzce. Çünkü Füsun Akatlı’sız. O artık söylemeyecek, değerlendirmeyecek. Oysa, yeniden yeniden söylemek istiyorum: Benim için çok önemliydi. Yerse de, övse de.

İşte bu satırlar: “Selim İleri naftalin kokar. Yüce gönüllüdür. Öyküsünü okurun kendi anılarında bulacağı tahassürlere, tahassüslere feda edebilir. Bir hatıra zevki vardır kederinde.”

Bu Yalan Tango, ‘konuştuğumuz’ son kitabım oldu. Sonra birdenbire hastalık haberi. Yine de beklenmedik bir ölüm benim için, ‘Sevgili Eleştirmenim’ Füsun Akatlı’ya dair bir yazımın adıydı, kim sevgili eleştirmeninden ayrı düşmek ister!

Eleştirmen, deneme yazarı, felsefeci, kılı kırk yaran titizliği, derin sanat duyuşu ve inanılmaz sezgisiyle. Benim için, hele Yaz Başına Neler Gelir’in bazı verimlerinde, gizli bir şair aynı zamanda. Bu şiir, şairlik meselesinden -kim bilir kaç defa söylemişimdir…- uzak durur, güler geçerdi.

Moda’da, kâh Koço’da, kâh başka bir balık lokantasında buluştuğumuz akşamlarımız, kâh sevgili Zeynep’le, kâh Zeynep’siz, Füsun’la o akşamlarda edebiyatı, geçmiş günleri, anıları paylaştığım için mutluluktu, daima biraz sevinç, biraz dalıp gidişler.
Hak ettim mi, etmedim mi, bilemem; yazarlık çabamın en büyük övgüsünü ondan aldım. Ne olursa olsun, nasıl olursa olsun, öne çıkış yarışında bugünkü kofluğumuza koşarken, Füsun Akatlı: “O hep Selim İleri” diye yazdı.

Ah Füsun!..

GÜNDEŞ ÖNERİLER

Füsun Akatlı’nın bütün eserleri, her zaman.

Selim İleri

Radikal