Ayakta Alkışın Yaratıcısı!

26. yılına giren Lüküs Hayat oyununun emektar oyuncusu Zihni Göktay ve eşi ile oyundan birkaç saat önce Cemil Topuzlu’nun bahçesinde buluştuk. Lüküs hayattan, tiyatroya başlama sürecine kadar birçok şeyi konuştuk…

Tiyatroya başlama serüveniniz nasıl oldu?

Babam destek oldu bir tek. Aslında kimse de köstek olmadı da iyi gözle de bakmadılar. Dedem Hacıydı ama demokrat bir aileden geliyorum ben. Ailede herkes önemli işler yapıyordu. Amcalarımın çocukları Hacettepe’de okuyordu, İstanbul Teknik Üniversitesinde okuyan vardı, mimar olan, mühendis olan vardı. Bu arada biri çıkıyor, Pertevniyel’den zar zor mezun olmuş, birde tiyatrocu olacağım diyor. Hoş karşılanmadı tabii. Ailenin tek damadı da babam. Dayılarım var, onların çocukları iftiharla geliyor. Babamda eziliyor büzülüyor yanlarında. Ben tiyatrocu olacağım dediğim için.

Beni aslında farkında olmadan bu işe bulaştıran babam. Gençliğinde amatör tiyatro da yapmış. Babam beni 7 yaşındayken çocuk tiyatrosuna götürüyordu. (46 senedir içinde oynadığım yere yani). Gülhane parkında, Karagöz Hacivat gösterilerine giderdim, İsmail Dümbüllü’ye gidiyordum. Sonrasında da ben delikanlı olmaya başlayınca harçlıklarımı biriktirip tiyatroya gitmeye devam ettim.

Teksas, Tombiks gibi macera kitaplarına para vermedim ben. On bir yaşında Reşat Nuri Güntekin’in, Rahmi Gür Pınar’ın kitaplarını okuyordum. Okuldan hiç bilemediğim halde kaçmadım. Kopya çekmedim, boş kağıt verdim ama namusumla. Öğretmenlerimin, üç buçuktan, dört; dört buçuktan beş yaptıkları derslerim oldu. Ben tiyatrocu olacağım ve bunların hiçbiri bana lazım olmayacak dedim. Tiyatroda da akademik bir kariyerim yok. Halkevlerinden yetiştik biz. Usta-çırak ilişkisi içinde. Asıl yine babamdır tiyatroya başlamamdaki sebep, maça götürmezdi, oyun izlemeye götürürdü.

Lüküs Hayat, Türk Tiyatrosu’nda yer alan son derece önemli oyunlardan biri. İlk kadro nasıl başlamış? 

Lüküs Hayat bir Türk klasiğidir ve başlangıç hikayesi şöyle: Cumhuriyet’in 10. Yıl Marşı bestelenirken, bir taraftan da Muhsin Ertuğrul’da İstanbul seyircisine bir müzikaller repertuarı başlatıyor. Bunun içinde bir sürü Cemal ve Ekrem Reşitrey kardeşlerin operetleri var. Lüküs Hayat’ta, Cumhuriyet’in onuncu yılında, 1933’ün sonbaharında Cemal ve Ekrem Reşitrey kardeşlere ısmarlanan bir operet, sonbaharın kasım ayının ikinci ortalarında başlıyor. İlk macerada, benim rolümde; Hazım Körmükçü vardı. Diğer oyuncular ise Semiha Berksoy, Vasfi Rıza Zobu, Suna Pekuysal’ın kayınpederi Naif Köknar ve Behzat Butak gibi şehir tiyatrosunun ağır isimleri var. Neyse İlk kadro böyle başlıyor. O zamanki oyunlar bir ay sahnede kalıyorken, Lüküs Hayat dört sene sahnede kaldı İstanbul’un nüfusu 400-450 bin kişi. Yalnız tiyatroyu seyredenler, tarihi yarımadada oturanlar yani; Fatih, Fındıkzade, Şehremini, Laleli, Sultanahmet’te oturan insanlar Pera’ya, yani Beyoğlu’na çıkmazlardı. Tiyatroyu seyreden insanlar; Ermeni, Rum ve İstanbul’a yerleşmiş olan yabancılardan oluşuyordu. Beyoğlu’nda pırıl pırıl, papyonlu, takım elbiseli, ayakkabıları boyalı gıcır gıcır olan insanlar gezerdi. Burada; Tepe Başı Dram Tiyatrosu ve Tepebaşı Komedi Tiyatrosu vardı. 1933’de oyun başlayınca, İstanbul’daki bu opereti duyan Beyoğlu’na çıkmayan insanlarda Beyoğlu’na çıkmaya başlamışlardı. Pek tiyatroyla ilgileri yok, orası ramazandan ramazana tiyatroyu yaşayan bir yerdi. Karagöz Hacivat, Orta oyun, Gülhane Parkı şenlikleri, Kel Hasan Efendi Tiyatrosu vardı. Bunları da orta oyunda ve Karagöz’de bol küfür olduğu için kadınlar seyretmiyordu zaten. Buraların erkek seyircileri vardı.

Siz bu operete nasıl dahil oldunuz?

1984 yılında İBB Şehir Tiyatrosuna Bedrettin Dalan seçilince, O’da İBB Şehir Tiyatroları Belediyesi’nin Genel Sanat Yönetmenliğine Ankara’dan Gencay Gürün Hanımefendiyi getirdi. Gencer Hanım, yepyeni bir ruhla yönetmenliği ele aldı.. Doğma büyüme İstanbul’lu saraya mensup biri olduğu için çocukluğundan beri evlerinde Lüküs Hayat operetini duyarmış… Lüküs Hayat’ı oyuna koymayı düşünürmüş. Bizim evde dayım hep söylerdi –ki dayısı da Mahmut Baler, Baldan Damlalar kitabının yazarı- çok esprili bir ağbimiz. Ben hepsiyle tanıştım. Neyse Gürün Hanım, Haldun Dormen’e telefon açıyor fakat Haldun Ağbi; Benim Lüküs Hayat’tan ağzım yandı. Televizyona bir tane yaptım, çok başarılı olmadı. Bir daha yapmam diye tepki veriyor. Ali Poyrazoğlu, İsmet Aylı bir ekip vardı. Fena değildi ama Haldun ağbi ondan memnun kalmadı nedense. Oyuncularda harikaydı ama bazı eserler televizyonda olmuyor. Bazı eserler de okunurken çok güzeldir, oynanırken değil. 84’den sonra 87’de bizim çektiğimizde bile bazı kısıtlamalara uğradı oyun. Sahnede seyrettiğin Lüküs Hayat’la, televizyonda seyrettiğin Lüküs Hayat arasında ufak tefek farklar var. Nitekim, Gencay Gürün, Haldun Dormen’i ikna ediyor. Acaba bu oyun bana nasip olur mu diye düşündüğüm 1963 yılında yani 18 yaşında, Muhammer Karaca Tiyatrosunda daha Ankara’ya gitmeden önce oyunu izlemiştim. Oyuncu düşündüklerini duyunca da oyunda aklımın olduğu 1984 yılında Gencer Hanım’a gittim ve “Bana bu rolü verin, başkasını düşünüyorsanız yüreğim yanar.” dedim. Gencer Hanım’da bana güvendi ve rolü verdi. Benim serüvenimde böylece başlamış oldu. Oyuncular Osmanlı imparatorluğu gibidir Lüküs Hayat’ta. Üçüncü Fıstık, üçüncü Zeynep…

Ve Suna Pekuysal’lı ilk kadro başladı… Birlikte çalışmak nasıldı?

Lüküs Hayatta ilk kez çalışmadık rahmetli Suna ablayla. Daha önceki oyunlarda da oynadık… Ben onun huyunu biliyordum ona göre davranıyordum. Çok iyi geçindik ölene kadar. Eşim Sevinçle abla-kardeş gibiydiler. Suna ablamın rahatsızlığından ötürü olan sinirlenmelerini hoş görüyle karşılıyorduk. 14 sene oynadık birlikte…

Bu zamana kadar kaç oyuncu değişikliği oldu?

Benim etrafımda 1984 yılından beri 89 kişi değişti. Belki 91 olmuştur en son bu Kıbrıs Turnesiyle. Ben Allah’ın bana verdiği güçle devam ediyorum. Oyun ekim ayında sezonun başlamasıyla gene olacak. Ben, bir ocak itibariyle emekli oluyorum ama Lüküs Hayatı ve Tiyatroyu bırakmayacağım tabii ki.

Oyunu dört kez izledim. Üstelik büyük bir heyecan ve acaba bu sefer kime, nasıl bir dokundurma yaparak diye düşünerek izledim. Güncel olayları oyuna taşırken önceden düşünüyor musunuz yoksa o an mı geliyor aklınıza?
Çok ayyuka çıkmış haberler varsa onları önceden düşünüyorum. Birde o akşam gelişen şeyler oluyor ki doğaçlamanın tuluat dediğimiz o anda tuluğ eder. O Allah vergisidir. Herkese nasip olmaz. Bende var çok şükürki. Hocalarım İsmail Dümbüllü’de, Muhammer Karaca’da da vardır bu. Seyircinin çok hoşuna gidiyor.

Lüküs Hayat dışında oynadığınız diğer oyunlarda uzun süre sahnelenmiş hep…

Benim bütün oyunlarımda hep bu oldu. Bir sezon oynayıp kalkan oyunlarımı hatırlamam ben. Oyunlarım iki, üç, beş sene sürdü. Bazı oyunlarımı idare kaldırmamış olsaydı, hala oynamış oluyordum. Bunlar; Pembe Konağın Gelinleri, Resimli Osmanlı Tarihi, Kanlı Nigar ve Kuşlar.

Eşiniz araya sıkıştırdığınız güncel göndermelerinizde sizi uyarır mı?

Evet… Benim patavatsızlığım vardır. (Gülüşüyoruz) “Sen resmi bir tiyatrodasın, ağzından çıkanlara dikkat et, daha tedbirli ol, yanlış yorumlara sebep verme…” diye beni uyarır eşim her zaman. Ama ben; “Evet, haklısın tamam der.” yine söyleyeceğimi söylerim. Birazda yaş kemale erince daha da dikkatli oluyor insan. Resmi tiyatroda her şeyi söylüyorum gene. Seyircimde bunu çok seviyor. Bazı laflar vardır ki sıkılmış diş macununu aynı tüpe sokmak kadar zordur. Çıkmışsa bitmiştir o. 

Doğaçlama yaptığınız zaman, sahne arkadaşınızla nasıl anlaşıyorsunuz? Saniyelik bir olay sonuçta…

Saniyenin onda biri kadar bir iletişim kuruyoruz birbirimizle. Onlar beni çok iyi tanıyorlar. Gözümün bebeğinden anlıyorlar hemen orada bir şey söyleyeceğimi ya da daha devam edeceğimi. Beni anlamayan olursa, yakınımdaysa omzunu biraz tutar bekle derim. Arada da biraz fısıldaşırız. Siz bunların farkında bile olmazsınız. Mesela Çinlilerle ilgili bir espiri var ve bunu Ali Gökman Altuğ bazen söylüyordu bazen unutuyordu. O akşamda müthiş bir seyirci vardı ve atlamıştı. Söylemesini istedim. Ellerimle gözlerimi kaldırarak işaret edince anladı ve espiriyi de yaptı.

Oyun içerisinde bölüm atladığınız oldu mu hiç?

Biz bir yerde bundan önceki Fıstık rolündeki Ali Berge ile bir blog atladık. Çokta önemli bir blogtu. Oyunun can damarı gibi bir sahne. Oynarken bir yandan da düşünüyorum. Sonra durdum ve seyirciye; “Sayın seyirciler, biz bu oyunu 4,5 aydır oynamıyoruz. Önemli bir bloğu da atladık. Size gramajdan eksiltmiş bir oyun oynarsam, başımı yastığa koyduğumda uyuyamam, eksik mal tarmış gibi hissederim. Bu yüzden şimdi oraya geri dönüp oynuyoruz ve tekrar buraya bağlayacağım oyunu dedim.” Kıyamet koptu seyircide.(Bizde gülüşüyoruz) Seyircim beni çok seviyor. Bu tiyatroda ayakta oyun alkışlatmayı Lüküs Hayat’la sağladım. Bunu iftiharla söylüyorum.

Sizin 33 yıldır süren bir evliliğiniz var. Günümüzdeki ilişkiler pamuk ipliğine bağlı. Sizce uzun sürmesinin sebebi nedir?
Tahammül yok kimsede. Hoş görü fedakarlık müessesedir evlilik. Sanatçıyla evli olupta kendisi sanatçı olmayan bir kadının durumu daha da fenadır aslında. Gecesi gündüzü karışmış bir yaşam vardır ortada, oyun çıkarırken agresif,  biraz duygusal olan bir adam… Bunların hepsine Sevinç Göktay evliliğimizin ilk yıllarında katlandı. Şimdi daha mülayim bir Zihni Göktay var. Çocuklarımızı evlendirdik. Sevinç Hanım’la baş başa kaldık, birde köpeğimiz var. Evimizde her şeyimizi birlikte yapıyoruz.

Milliyet