Tiyatro Hayatın Ta Kendisidir…

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Türkiye’de tiyatro dendiğinde ilk akla gelecek genç ama çok tecrübeli isimlerden biri Engin Hepileri… Anlatımından, anlattıklarından mesleğine aşık bir oyuncu ve yönetmen olduğunu kestirmek hiç zor değil. Hepileri, bu sezon 4 farklı oyunda yönetmen ve oyuncu olarak yer alıyor.

Doğrusunu söylemek gerekirse çok da iyi yapıyor. Şu anda İkinci Kat’ta sahnelenen ‘Bulanık’ oyununu izledik, bize Bulanık’ı ve diğer projeleri anlatmasını rica ettik.
Öncelikle yoğun tempoda bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. ‘Bulanık’ daha önce iki oyununu DOT Tiyatrosu’nda izlediğimiz Simon Stephens’ın oyunu. Bulanık’ı sahnelemeye nasıl karar verdiniz, Sıfır Nokta İki ile yolunuz nasıl kesişti?
Ben Londra’da Bulanık’ın geçen sene dünya prömiyerini izledim, Royal Court’ta izledim ve çok etkilendim. Simon Stephens’ın son yazdığı oyunudur bu.  Daha önce de DOT’ta oynanan oyunlarından dolayı da Stephens’ı  izliyor ve seviyordum.
Stephens’ın metinlerinde ilgimi çeken ve beni çok yükselten şifreler olduğunu düşünüyorum. Bulanık’ı izlediğimde bayıldım ve nasıl yaparım diye düşünürken Sami ile Emre Sıfır Nokta İki dışında İkinci Kat Pro adında bir prodüksiyon tiyatrosu kurmak istediklerini söyleyince onlara önerdim, oyunu okudular ve oyunun yapımcıları oldular, bana da biz yapımcıları olalım sen yönet, kadronu kur dediler.
Kadromu kurdum, çok da iyi oyuncularla beraber çalışıyoruz. Erkan Avcı, Deniz Türkali, Defne Halman, Erkan Pekbay, Cengiz Bozkurt ve Yeşim Koçak. Hepsi benim için çok önemli insanlar. Böyle bir yolculuğa çıktık Ağustos ayı içinde. Sadece bir ay prova yaptık. Metnin çevirisinde Aslı Salarvan ile çalıştık. Aslı benim daha önceki oyunlarda da beraber çalıştığım bir arkadaşım. Kostümlerde de yine daha önce çalıştığım arkadaşlarla çalıştım. Yani kendi ekibimi kurdum ve başladık.
Türkiye’de de son zamanlarda hatrı sayılır seyircisi olan in your face akımını nasıl görüyorsunuz?
Oralar biraz karışık aslında. Bir tane isim vermek doğru olmuyor. Mesela Simon Stephens çok fazla sevmiyor in your face denmesini. Çünkü onun yaptığı şeyler bu kadar suratına suratına şeyler değil. Belki ‘in your heart’ dersek çok daha doğru olur. Biraz daha duygulara ve kalbe yakın bir şey.
Kendimizi soyutlayalım, gerçeklerle yüzyüze kalalım, beyinsel bir birleşim  gerçekleştirelimin de ötesinde duygulardan ve yaşadığı şeylerden vazgeçmeyen bir yazar. Dolayısıyla çok da oraya koymuyoruz bu oyunu.  Ama sergileniş olarak zaten İkinci Kat’ın mekanı dolayısıyla bu samimiyete çarpıcılığa da ihtiyacı vardı. Ben çok da oraya takılan bir adam değilim. Her şey benim için bir tiyatro olabilir. Yeter ki samimi, doğru ve iyi yapılsın.
Bulanık’ın rejisinde ne gibi farklar var? Öncelik seyircinin kanını dondurmak mı mesela?
Hayır değil, seyircinin kanını dondurmaktan da öte bir şey. Simon Stephens’ın oyunlarında çok uzak -nasıl diyelim-bağlamalar, bağlantılar var. Bu bağlantıları öncelikle bir oyuncu olarak sezdim ve bunu bir yönetmen olarak da hissettirmem gerektiğini fark ettim. Bu oyunda da olduğu gibi…
Bu oyunda da 3 değişik hikaye var. Bu 3 değişik hikaye bir havaalanı etrafında olmuş olsa bile mekanları yakın olsa bile birbirinden uzak hikayeler. Ancak yaşattığı duygular birbirine çok yakın. Bu oyunu izlediğinizde ilk sahnede hissettiğiniz şeyle 2. sahnedeki hissettiğiniz şey birbirine yakın yani hisleri buluşturmaya çalışıyorum. Buna dikkat ederken de rejide oyuncular üzerinde yola çıktığım en önemli konu buydu.
Evet, herşey hiçbir şey olmamışçasına yaşanır, hayatın gidişatı içinde kaybolur gider ama bir şeyler insanların kalplerinde, beyninde takılıp kalır, o takılıp kalan şeyler aslında hepimizde aynıdır. Onların isimleri, renkleri, durumları, şartları değişiktir ama hissedilen şey aynıdır. Mesela bu oyundaki ‘baskı’ duygusu, bu oyunda 3 sahnede de baskıyı hissedebiliyoruz.
İnsanların birbiri üstünde kurduğu baskıyı hissedebiliyoruz. Ama değişik renklerde hissediyoruz ama baskı hep aynı, Simon’ın da derdi buydu. İlk sahnede bir aile ilişkisi içinde baskıyı hissettirmek, ikinci sahnede bir aşk ilişkisi içinde bunu hissettirmek ve 3. sahnede ticari bir iş içinde baskıyı hissettirmek. Tabii bu sadece baskıyla kalmıyor. Bunun dışında ”Sınır ihlalleri” bizim çok sevdiğimiz kelimelerden bir tanesi.
İnsanlar birbirinin üzerindeki sınırları doğru çizemiyorlar. Herkesin kendi özgürlük alanına girmeye pek meraklıyız. Bu bir dünya, insanlık sorunu. Hep şey diyorlar bu oyunu izledikten sonra ‘İyi de bu benim derdim değil ki’. Hayır bu gerçekten bizim derdimiz. Yeter ki nerede olduğunu sen bil.
Ülkemizde de var, işyerlerinde mobbingler , aile içinde de var. Bunun için önemli filmler de var. Benim de içinde bulunduğum Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi gibi. Aile evet aile ama aile içinde neler oluyor? Ne tür baskılar oluyor? Ya da sevgilimizle sosyal çevremizde yaşadığımız baskılar. İşte bütün bunlar benim bu oyunu koymam için önemli nedenlerdi.
Zorla Güzellik’le beraber Bulanık’la kaçıncı kez yönetmenlik koltuğuna oturmuş oldunuz?
Daha önce 39 Basamak’la aynı sene yine Kenterler’de sahnelenen Kuyruk oyunu var. İlk yönetmenlik Kuyruk, ikincisi Zorla Güzellik (Defne Halman’la birlikte) 3.’sü de bu oldu.
Bulanık sizce Simons’ın yazdığı diğer oyunlardan hangi yönüyle sıyrılıyor?
Bence her oyununda bambaşka bir yere açılıyor Simon. Pornografi’de de aynı hikayeler vardı fakat orada o parçaları birleştirmek o kadar kolay olmuyordu. Şimdi onun textleri de daha dolu dolu daha geniş çaplı gelmeye başladı. Dolayısıyla bir yönetmen olarak da o genişlik içinde istediğim yere ulaşabilmek beni çok keyifli kıldı yönetmen olarak çalışırken ve uzaktaki noktaları buluşturmak çok daha kolay oldu.
Simon Stephens, Sarah Kane, Mark Ravenhill, Philip Ridley’den hangi yönüyle sıyrılıyor?
Biraz daha duyguları ön plana çıkarmasını söyleyebilirim. Tabii Sarah Kane de öyle. Yani her biri çok özel muhakkak ama benim için Simon daha özel.
Tiyatro için söylenen …………’yı çok klişe buluyorum dediğiniz şey?
‘Tiyatro hayatın aynasıdır’ çok klişe. Aynası değil gerçeğin kendisidir çünkü.
Bulanık dışındaki diğer projelerden bahsedersek?
Garaj İstanbul’da Ve Veya Yada oyunumuzu oynuyoruz. Derya Alabora, Erdem Akakçe ve Nergis Öztürk ile. 21 ve 22 Kasım son, sonra Belçika turnesi var.
Bunun dışında Defne ile beraber (Halman) Kenter Tiyatrosu’nda Zorla Güzellik’i yönetiyor ve oynuyoruz.
Onun dışında 15 Aralık’ta Kenter Tiyatrosu’nun yepyeni bir oyunu geliyor: ‘Ölümüne’ (Dying for It). 16 kişilik bir kadro var. Mehmet Birkiye’nin rejisi. Kadriye Kenter, Bülent Şakrak, Bülent Sayın, ben.
Ocak ayında yeni bir dizimiz başlıyor Star’da Özgü Namal ve Ozan Güven’le beraber bir diziye başlayacağız. İsmi ‘Öğretmen’.

CNN-TURK

Paylaş.

Yorumlar kapatıldı.