Nihat Çapar ile Çağrışım Tiyatrosu Üzerine

[Erkan Özaydın’ın ‘Çağrışım Tiyatrosu yönetmeni Nihat Çapar ile yaptığı söyleşiyi okuyucularımızla paylaşıyoruz.]

Mimesis Haber / Akdeniz sahili boyunca, roma döneminden günümüze ulaşan pek çok tiyatroya rastlıyoruz. Soloi Pompeiopolis, Elauisse-Sebaste (Ayaş), Olba (Uzuncaburç) ilk aklımıza gelenler. Ancak Tarsus’ta tiyatro salonu da yok, Çağrışım Tiyatrosu dışında tiyatro da. Belediye Şehir Tiyatrosunun da  çabaları sürüyor.

Nerede doğdunuz, nerede okudunuz?
Merhaba. 80’li yıllarda Tarsus’ta dünyaya geldim. Uzun yıllar ailemle birlikte bu şehirde yaşadım. Dört yıl gibi bir süre Eskişehir’de bulunduktan sonra, İstanbul’da yaşamaya başladım. Lise öğrenimine dek süren tüm eğitimlerimi Tarsus’taki eğitim kurumlarında aldıktan sonra, Anadolu Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde Felsefe, İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü’nde de lisans eğitimimi sürdürüyorum.

Tiyatro’ya nasıl yöneldiniz?
Tarsus’ta konu tiyatrodan açılır ve yaşça bizlerden büyükler söz alırsa, 1960’lı yıllara dayanan bir tiyatro sohbeti yapılır. O zamanlardan başlayan bir sanat hareketinden söz edilir. Özellikle 1960’tan başlayıp 1980 askeri darbesine gelene dek gelişen süreçte, henüz özgün bir tiyatro salonu olmayan kentin sinema, düğün ve nikâh salonlarında, teknik çeşitlilikten neredeyse hiç yararlanılamayan bir ortamda, tiyatro oynayan ve oynamaya çalışan insanlar olduğunu görürüz. Bu insanların bir kısmının şehir değiştirmesi bir kısmının ise askeri darbe sonrasında farklı kulvarlara yönlenmesi sonucunda 90’lı yıllara dek çok cılız bir tiyatro devinimi sağlanmış, maalesef, yeterli etki yaratılamamış. Benim tiyatroya yönlenmem de  tam bu sularda, kentte faaliyete geçirilen Tarsus 75. Yıl Kültür Merkezi’nin Adana Devlet Tiyatrosu tarafından sıkça ziyaret edilmesine denk geliyor. Adana Devlet Tiyatrosu ve zaman zaman Mersin Devlet Opera ve Balesi’nin turn oyunlarını sıkça Tarsuslular’la buluşturmaları, benim gibi birçok kişinin 75. Yıl Kültür Merkezi olanaklarından faydalanabilmeleri için geniş bir olanak sundu ve bu durum da kendiliğinden çok sayıda tiyatro ve konser guruplarını doğurmuş oldu.

‘Çağrışım Tiyatrosu’nun öyküsünü anlatabilir misiniz?
Çağrışım Tiyatrosu, anlattığım öykünün sonlarında, kentte sosyal yaşama ivme kazandıracak sosyal bir tesisin hayata geçirilmesinin doğal sonucu olarak 1998 yılında bir araya gelen birkaç arkadaşın gayretleriyle kuruldu. Biz, 1998 yılında kurulup 2000’li yıllara uzanan ve tamamını gençlerin oluşturduğu 17 amatör tiyatro ekibinden birisi olarak var olmaya çalışıyor, tarafımdan yazılan metinleri oynuyor, sabahlara dek afiş asıyor, dekor çakıyor, kostüm dikiyor ve sahneden bir şeyler paylaşmaya çalışıyorduk. Bu hummalı, özverili ve sancılı süreç, 2005 yılından itibaren bizleri yalnızlaştıracak olan, bürokrasinin zorunlu koştuğu birtakım yaptırımlar ve mali yükümlülük/zorunluluklar sonrasında sona ererek, ‘profesyonel’ bir oluşum olarak yola devam etmemiz için belirleyici oldu. 2005 yılından itibaren amatör tiyatroların sayısı hızla tükenerek yok olunca, kenttin tek özel tiyatrosu olma yükünü sırtlanmak durumunda kalarak sahnede var olma mücadelesine giriştik. Bu sürecin pozitif etkileri olduğu gibi oldukça zorlayıcı yönleri de mevcuttu tabii. 2005 yılından itibaren Kültür Bakanlığı’ndan projelerimize bütçe alarak, birtakım eksiklerimizi giderip festivallerde sahnelemek üzere oyunlar çalışıyor ve birçok festivalde sahne alarak varlığımızı sürdürüyoruz.

Tarsus’ta Tiyatro ve Seyirci, Tiyatro ve Yerel Yönetimler Denilince neler söylersiniz?
Birçok şehirde, festivallerde farklı izleyici profilleri görüyoruz. Hemen her kentin kendine has bir sanat anlayışı, tarzı oluşmuş gibi. Örneğin Eskişehir Şehir Tiyatroları’nın biletleri 1 ve 2 Türk Lirası’yken, oyunlara bir ay öncesinden bilet ayırtmaz iseniz o oyunu izlemeniz imkânsızlaşabilir. Aynı şekilde Ankara’da kemikleşmiş bir Devlet Tiyatrosu izleyicisinin arasında kendinize yer bulmak için oldukça zaman harcayabilirsiniz. İstanbul’un hemen her semtinde bulunan tiyatroların, semtin yapısal özelliklerine göre sahnelenen oyunlar olsa dahi, izleyici sıkıntısı çekilmediğini rahatlıkla görebilirsiniz. Örneklerle daha da zenginleştirebileceğimiz bu tutumu Tarsus için söylemek oldukça zor. Tarsus’ta tiyatro izleyicisi, sahnede olan’a oldukça yabancı. Bir şey, bir oyun, bir edebi metin izlemeye geldiğinin farkında değil çoğu kez. Tiyatro etkinliğini kültürel bir etkinlikten ziyade ‘’izleyicinin sıkılmamasını sağlamakla yükümlü satın alınmış seyirlik bir hak’’ olarak algılıyor ve doğal olarak sahneyle kurulan iletişim de tahayyül edilemeyen bir çarpıklıkla hüsrana dönüşerek, izleyicinin ‘’tiyatrodan almak istediği ve ne aldığı’’ konusunu karmakarışık bir hale getirip onları sahneden uzaklaştırıyor. Bunun ciddi sonucu, izleyicide bir üslûpsuzluk doğurduğu gerçeğidir bana göre. İzleyicimizin Eskişehir, Ankara, Moskova, Londra, Paris izleyicisinden teknik olarak büyük farkı üslûpsuz oluşudur. Kitlesel anlamda kendine has bir tarz geliştiremediği gibi, bireysel anlamda da çöküş had safhada yaşanıyor haliyle. Bu hal ve gidişattan tiyatrom, organizatörler ya da yerel yönetimler de payını almalı elbette. Ancak, 2011’de sahnelediğimiz, bir dünya edebiyatçısı olan Samuel Beckett’in ‘’Oyun Sonu’’ isimli oyununu ikinci gösteriminde bile izleyen Tarsus izleyicisini heyecanlandıracak şey, nedense, hemen ardından sahnelediğimiz Vaclav Havel’in ‘’Bildirim-İnsan Aygıtı’’ isimli oyunu olmuyor. Bu noktada benim işim bu karmaşıklığı çözmek değil, anlamaya çalışmak oluyor yalnızca. Benimsediğimiz tarzda oyunlar sahneleyip Tarsus izleyicisinin karşısına çıktığımız gibi bambaşka şehirlerde festival izleyicilerinin de karşısına çıkıyoruz. Diğer kentlerin izleyici profilleriyle kıyasladığımızda, maalesef sosyokültürel açığın giderek büyüdüğünü görüyoruz. Yerel yönetimler dediğimiz STK’lar, Tarsus Belediyesi, Siyasi Partiler ve benzeri kurum-kuruluşlarsa eğer, 1998 yılından bugüne dek herhangi bir destek görmediğimizi açık bir şekilde ifade edebilirim. Tarsus Belediyesi ‘’tiyatro denilince’’ ne gibi bir tutum-tasarruf içerisine giriyor bilemiyorum. Tarsus Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nun bugünkü hâli benzeri belediye tiyatrolarının oldukça uzağında. Tarsus Belediyesi’nin düzenlediği, kentin tek özel tiyatrosu olmamıza, Tarsus Belediyesi Şehir Tiyatrosu’na nazaran defalarca uluslararası festivallerde sahne almamıza rağmen hiçbir zaman davet almadığımız ve alsak da tarz ve anlayış gereği zaten katılmayacağımız Uluslararası Türk Dünyası Tiyatro Günleri başlığı altında dünya tiyatrosunun oldukça uzağında kalmış, Türki Cumhuriyetler’in sahne aldığı bir festival organize etmesi, Tarsuslular açısından hangi sanatsal mertebede algılanıp, değer görüyor bilemiyorum. Tamamen politik bir tercihle milliyetler düzeyinde bir seçkinin ‘’sanat festivali’’ şeklinde lanse edildiği bir ortamda ‘yerel yönetim-tiyatro’ sohbetine dair geniş planda söyleyeceğimiz çok şey olduğunu sizin aracılığınızla bir kez daha yinelememde fayda var sanırım.

Tarsus Sanat Açısından İstanbul’a Ne Kadar Uzak-Ne Kadar Yakın?
Tarsus’un büyük kentlerle sanatsal düzeyde/sanatıyla kıyaslanması için bazı ayrıcalıklı özelliklere sahip olması gerekli. İstanbul’da ‘’sanat’’ denilince ilgilisinin karşısına devasa bir yelpaze açılıyor: Sinema, tiyatro, sergi, opera-bale, dans, resim-fotoğraf galerileri, mim, görsel sanatlar, sahne-ses performansları, uluslararası-ulusal festivaller, sokak performansları gibi daha da çoğaltılabilecek bir seçenekler zincirinden Tarsuslu sanatseverin faydalanması için İstanbul’a gelmesi dışında pek bir seçeneği yok açıkçası. Tarsuslu sanatsever İstanbul’a gelerek sanat olayına vakit ayıramadığı takdirde ise Çağrışım Tiyatrosu’nun oyunlarına, Aratos Dergisi’nin kültürel-felsefi etkinliklerine, Tarsus Fotoğraf Derneği’nin gayretlerine kulak kesilmeli ve bu sanatsal etkinliklerden faydalanmalı. Yine benzer bir seçeneği Adana ve Mersin’e giderek de çoğaltabilir. Bu minvalde sanatsever ya da kentler, sanat olayına yakınlık ve uzaklıklarını hangi ölçüde olursa olsun kendileri belirlemiş oluyor. Bu, ‘olan biten’e duyarlı olmakla ilgili sanki…

Tiyatro Eseri Bulmak Gerçekten Zor mu?
Oyun yazarının yetişmediği ve hatta olmadığı söylenen bir camia içerisindeyim. Ben de oyun yazarıyım ve aynı zamanda yönetmenim. Olaya iki açıdan da bakabilme şansım oluyor bu anlamda: ‘Tiyatro eseri bulmak’ fikri, sizi bir yerden alıp bir yere götürecek olan serüveninizin ilk basamağıdır. Bu da nerede durduğunuz ve nereye gitmek/yönlenmek istediğiniz konusuna getirir bizi. Eğer siz bir yerden bir yere gitmeye, hatta bu uğurda bir kitleyi de peşinizden sürüklemeye kararlıysanız, yazılı bir metne ihtiyaçtan önce bir fikrin peşinde koşuşturmaya başlıyorsunuz. O fikir sizi mevcut metinlere de ulaştırıyor, kendi sahne metninizi oluşturmaya da. Ben hiçbir zaman ‘oyun metni olmadığı için sahnelenmiş vasat metinler’ derneğinin üyesi olmadım. Benim gibi birçok kişinin de bu bahaneden hızla uzaklaştığını görüyorum bugün. ‘’Tiyatro eseri bulmak zor mu?’’ sorusuna alternatif onlarca deneysel/avangard çalışma yapılıyor ve bu sorun’un üstesinden gelinmeye çalışılıyor. Eğer sahnede kimliğinizi bulmuşsanız, doğru tiyatro metni gelip kapınızı çalacak demektir.

Tarsus’ta Oyuncu Olmak?
Taşrada oyuncu olmak bir an’a dek sizi doğadan, insandan, daraltılmış yaşamdan besliyor olsa da sanatsal becerilerinizi doyuma ulaştırıp, kendinizi geliştireceğiniz bir seçeneği asla sunmuyor size. Oyuncu arkadaşlarımın bireysel hedeflerini karşılayacak, onları Tarsus’ta kalıp devam etmeleri için dizginleyecek bir alternatif maalesef yok. Dolayısıyla burada oyuncu olmak yerçekimsiz bir alanda yürümekten daha zor hale geliveriyor.

Erzurum Etkinliği’ndeki Üzücü Gelişmeyi Anlatır mısınız?
Erzurum’da 2009 yılından itibaren olmak kaydıyla üç ayrı oyunumuzla sahne aldık. ‘Ezop’, ‘Barut Fıçısı’ ve ‘Oyun Sonu’ isimli çalışmalarımızı Erzurum Gençlik Merkezi ve Erzurum Devlet Tiyatrosu’nun oluşturduğu müthiş bir izleyici kitlesiyle paylaşma şansı yakaladık. Bu festivalde Devlet Opera Balesi, Azerbaycan Devlet Tiyatroları ve Türkiye’den çeşitli Belediyelerin Şehir Tiyatroları sahne alıp, bir festivali genişleterek gelenekselleştirme yolunda ciddi adımlar atıyordu. Biz de, sanırım kurum tiyatrosu olmayan tek ekip olarak Mayıs aylarında bu güzel festivalde sahne almak için yola düşüyorduk. Ancak geçtiğimiz sezon, Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Şehir Tiyatroları ve Devlet Tiyatroları’nın yapısal işleyişine dair getirdiği eleştiriler ve sonrasında İBBŞT’de yaşanan istifalar ve görev değişikliklerinin ardından Erzurum Valiliği’nin, 4.’sü düzenlenecek olan Uluslararası Erzurum Tiyatro Festivali’ni iptal ettiği duyumunu aldık. Bu, bizleri üzdüğü kadar Erzurumlu dostlarımızın da istemediği bir durumdu ve geçtiğimiz sezon, gelenekselleşmesi adına ciddi adımlar atılan bir festival yapılanmasının bürokratik yolla önü  kesilmiş, önlenmiş oldu. Biz de, süreci bir basın açıklamasıyla izleyicilerimizle paylaştık.

Bir de İntihal (Eser Hırsızlığı) Meselesi ile Uğraşıyorsunuz. Gelinen nokta nedir?
2010 yılında Samsun Sanat Tiyatrosu için ‘Müebbet Masalı’ isimli iki bölümlük belgesel bir oyun kaleme alıp, tiyatro yetkilisine postaladım. Yaklaşık bir yıl sonra yasal iznim olmadan,  metinden ismim çıkartılarak, ‘İzmir’de prova edildiğini ve sahneleneceği’ haberini aldım. Avukatım aracılığıyla Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak, oyun metninin ve görsellerinin incelenmesi talebinde bulunarak İzmir 1. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi’nde Maddi ve Manevi Haklar Davası açtım. Şuan mahkeme temyiz aşamasında Yargıtay’da görülüyor.

Tarsus’ta Tiyatronun dünü-bugünü-yarını nasıl değerlendirilebilir?
Tarsus merkezli bir tiyatro sohbetinin en karamsar yanı, ‘’Tarsus’ta tiyatronun yarını’’ kısmı olur sanırım. Akademik birimlerde, tıpta, bilimde, edebiyatta, spor kulüplerinde olduğu gibi sanatta da mevcut oluşumun altyapısı oluşmalı ya da hazır edilmeli. Tarsuslu sanatseverlerin tiyatroya bakış açısı, tiyatroyu televizyonda gördüğü seviyeye çekmekle ilintili olduğu sürece, kâhinliğim sevilmeyecek demektir. Kentin tek özel tiyatrosuyuz, ancak bundan 14 yıl önce kentin 17 tiyatrosundan birisiydik. Bu tablodan kendimizi de çıkarırsak Tarsus’ta tiyatro sanatına dair nitelikli bir hareket kalmıyor maalesef. Alternatif ekiplerin kurulması, yeni kumpanyalarda bir araya gelecek oyuncu adaylarının sayıca artması, birilerinin oyun yazmak, yönetmek için gayret göstermesi gerekli. Bu anlamda tiyatromuza ve bireysel anlamda bizlere düşen ne varsa her zaman olduğu gibi yardımcı olmaya, dayanışma içerisinde olmaya hazırız.