Şükrü, Sit Down!

Zafer Diper

Yaşam kalitesi açısından 50’nci sıradaymışız… İşçi ölümlerinde, bebek ölümlerinde Avrupa birincisi. Kadına şiddette dünya birincisi. Orman yangınlarında Avrupa birincisi. En çok tutuklu öğrenci, en çok tutuklu bilim insanı, en çok tutuklu avukat, en çok tutuklu sendikacı, en çok tutuklu asker ile de dünya birincisi. Tutuklu gazeteciler açısından da dünya şampiyonu… Ne var ki şimdi elimize bir fırsat geçmiş durumda. Ey okuyucum, biraz yabancı dilin varsa “sit down” başlıklı bu yazının çevirini yaparsın da şair Şükrü Erbaş’ın başına gelenleri bütün dünya okur ve onca kötü şampiyonluklarımız varken hiç değilse biraz yüzümüz güler; çünkü çünküüüü Guinness Rekorlar Kitabına gireriz… Dünyada nerede En İlginç Fıkralar yarışması varsa onda da en başa güreşiriz…

Haberi maberi aşmış da bu denli gerçeküstü bir olaya kimse takılmamış pek basında denebilse de BirGün dışında, Celal Başlangıç, İleri Haber’den Erkan Altuner atlamamış bu haberi:

Bir şiir dinletisi için davet ediliyor şair Şükrü Erbaş. Ancak ilçe kaymakamı salonun kullanılmasına izin vermiyor. Bunun üzerine bir düğün salonu kiralınıyor. Ancak etkinliğe birkaç gün kala salon sahibi hiçbir neden göstermeden sözleşmeyi geçersiz sayıyor. Son çare olarak Kiraz’da bulunan tek otel olan Koru Otel’e alınan etkinlik için İlçe Emniyet Müdürlüğü yanınca, artık ilginç mi dersiniz, inanılmaz mı dersiniz, ne derseniz deyin “Şair Şükrü Erbaş’ın şiirlerini ancak ‘oturarak’ okuyabileceği, dinleti esnasında oturduğu yerden ayağa kalkar da şiirlerini ayakta okursa Emniyet Güçleri’nce duruma el konulacağı” belirtiliyor. Bu göz korkutma(tehdit) nedeniyle Koru Otel yönetimi de ‘dolu’ diyerek salonu vermiyor. Toplantının ancak Ödemiş İlçesinde gerçekleştirilebileceği, Kiraz’da olamayacağı somutlanınca Ödemiş’e geçmeden önce yemek yemek için Öğretmen Evi’ne gidiliyor. Ama o ne? Yan masaya altı yedi sivil polis gelip oturuyor. Erbaş ayağa kalkıyor, onlar da ayağa kalkıyor, kapının önüne çıkıyor, onlar da geliyor, yerine geçip oturuyor, onlar da yan masaya gelip oturuyorlar…

Sanırım 1999 yılıydı. Çağrılı olduğumuz Stuttgart’ta insan haklarıyla ilgili bir toplugörüşme(panel) için birlikteydik. Şükrü, ben ve Emin Karaca. Sonra üçümüz oradan Strasbourg’a geçmiş, meydanda ayakta şiirler okumuştuk kimse yasaklamadan, cezalandırmadan.

Türkiye’de her şey olabilirse de bir şaire şiirlerini “şöyle oku” denebilir mi? Yoksa, bir çok güzelim dizen gibi örneğin “Gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim/ Ne bir ortak sevinciniz kaldı sizi çoğaltacak/ Ne bir içten dostunuz var acınızı alacak/ Unuttunuz nicedir paylaşmanın mutluluğunu…” derken, sen şimdi bunları ayakta başka, oturarak başka mı söylüyorsun?… “Şiir aynıysa; koşarak, yatarak, ayakta ya da oturarak ne biçimde okursan oku, harfi-hecesi-sözcüğü yani anlamı mı değiştirilir?! Olur mu öyle saçmalık!?” diyeceksin. Ancak burada bir “ayağa kalkma” durumu var sevgili Şükrü, dikkat et “kalkma, otur!” deniyor! Kalk-kalkmak-kalkışmak… Kalkışmak, ki bunun bir anlamı da teşebbüs etmek… Günümüzde örneği bol; hani bu da istenirse uzanır gider bağlanır ‘terör örgütü propagandası yapmak’a, ‘Devletin manevi şahsiyetini tahkir etmek’ suçlarından soruşturma açılmasına…

Şükrü, sit down!

Birgün



  tarafından yazılan diğer yazılar.