Tiyatro Sadece Hobi Değil mi?!

1238844_620x410lp[HaberTürk’te yayınlanan Betül Memiş’in Lerzan Pamir ile röportajının bir kısmını paylaşıyoruz. ] Talimhane Tiyatrosu’ndan Lerzan Pamir bugün köşenin konuğu… Yönettiği oyunlarla eleştirmen ve izleyicilerden tam not alan Pamir ile incesinden bir muhabbete düştük…

“Bu (tiyatro) sadece hobi değil mi?” ailesinin bu sorusuna, verdiği cevapla başlamış tiyatro mesaisi… Tiyatro ile hemhal olanların yakından bildiği bir isim o… Talimhane Tiyatrosu’nun perde arkasındaki isimlerinden… Pek çok oyunda ve projede onun emeği var. Üşenmeden hatırlarsak da; “Yoldan Çıkan Oyun”, “Kara Vanilya Ormanı”, “Seni Seviyorum Mükemmelsin, Şimdi Değiş”, “Pippa”, “Bülbül Susturulduğunda”, “Rüveyda” ve “Taksim Meydanı” gibi pek çok oyunla (yönetmen ve yönetmen yardımcısı olarak) seyircisini mest eden ve aldığı ödüllerle de dikkatleri üzerine çeken Lerzan Pamir… 28 yaşında olmasına rağmen, genç mesaisine pek çok şükela iş sığdıran Pamir bugünkü yazının konuğu… İstedim ki adını bildiğimiz tiyatrocuyu biraz daha yakından tanıyalım.

TİYATRONUN GÜCÜNDEN HER ZAMAN ETKİLENDİM

*Tiyatro âlemi sizi tanıyor ama izleyiciler için kendinizden bahsetmenizi istesem, tiyatro mesainiz nasıl başladı?

Uludağ Üniversite’sinde İşletme okurken, ilk yıl tiyatro kulübüne girdim. İkinci yıl ailem: “Lerzan, bu sadece hobi değil mi?” diyordu, ben de: “Evet, evet…” diyerek kulübe gitmeye devam ediyordum. Üçüncü yıl neredeyse sınav zamanı hariç, bölüme hiç uğramadan, tüm vaktimi tiyatroda geçirdim yine… Dördüncü yıl ailem sormadan, ben ‘yok, başka türlü yapamam, bu işi yapmak zorundayım’ dedim, sağ olsun her zamanki gibi destek oldular ve İstanbul’a geldim. Kadir Has Üniversitesi’nde ‘yönetmenlik’ yüksek lisansına girdim. Haftada bir gün diye, ailem de mutlu, Bursa’dan gelip gideceğim filan derken, geldik ablamla kayıt oldum, tam okuldan çıkıyoruz, ders programını aldık haftada altı gün ders! Hâlâ ev arkadaşım olan Ece’yi aradım ‘gel’ dedi, o gün İstanbul’a taşındım ve her şey başladı.

*Tiyatroda ilk yola çıktığınızdaki algınızla bugün geldiğiniz noktada neler değişti?

Tiyatro anlayışımda geçmişle bugün arasında kavramsal bir fark yok ama büyüdükçe ‘biçim’ değişti diyebilirim. Tiyatronun gücünden her zaman etkilendim. Zaman içinde ise bu duygu yerini ‘nasıl yapmalı’ya bıraktı.

*Pek çok oyununuzla hem izleyici hem de eleştirmenlerden tam not aldınız, bunun yanında ödüller de cabası ve daha 28 yaşındasınız. Bu durumun sizde etkisi (artısı-eksisi)?

Her biri çok kıymetli deneyimler. Hele bu kadar farklı türlerdeki işleri peş peşe yapmış olmak şahane bir egzersiz fırsatı verdi bana. Ödüller de elbette çok kıymetli. Oyuncunun, yönetmenin, tasarımcının motive olduğu çok az şey varken, iyi geliyor bir ‘aferin’ duymak. Yansımasına gelince; sanırım, ben bünye olarak artı ve eksiyi birlikte öğütüyorum, başıma güzel bir şey geldiği anda “eyvah, bundan sonra ne yapacağım peki” diye stres yapmayı başarabiliyorum ama aynı zamanda bana iyi gelen bir şey de bu. Sana inanan ve güvenen insanları mahçup etmeme baskısı var ve bence bu da güzel ve mekanizmayı canlı tutan bir his.

TALİMHANE BU YOLCULUKTAKİ EN BÜYÜK ŞANSIM

*Talimhane Tiyatrosu, Mehmet Ergen ile maceranız nasıl başladı?

Mehmet Ergen’i yönetmen olarak Bursa Nilüfer Sanat’tan beri takip ediyordum ama asla ulaşamayacağını sandığın hayaller vardır ve bir anda gerçek olunca, ne yapacağını bilemezsin ya, bir anlık boşluk işte ben de Mehmet Ergen’le tanışınca ne yapacağımı bilemeyip, saçmaladım. O buluşmayı hatırlamıyor olmasına hâlâ çok seviniyorum. Bir yıl sonra asistanı olmak için cesaretimi toplayıp, tekrar Talimhane’ye gittim, biraz ısrarcı davrandıktan sonra sızdım aralarına. İyi ki de sızdım. Hep söylerim; ‘Mehmet Ergen mezunuyum’ diye, ağabey, hoca, okul çalışılması şahane bir insan. Sürekli dinamik olman lazım; ‘Şunu okudun mu, izledin mi?’ hep bilmediğin yerden soru yersin, her biri seni öyle bir geliştirir ki inanamazsın. Sanırım, Talimhane’nin kapısından girmiş olmak bu yolculuktaki en büyük şansım.

*Marka olmuş bir tiyatro ile çalışmanın handikapları neler ya da mesela adınızı neden bu kadar çok oyundan sonra bile hâlâ izleyici olarak tam bilemiyoruz? Tiyatronun adınızın önüne geçtiğini mi ya da tam tersi sizi büyüttüğünü mü düşünüyor musunuz?

Bu soruyla beraber ilk defa düşündüm seyircinin adımı bilmesi durumunu. Bilmeli mi? Emin olamadım, ne yapacaklar ki beni, oyuna gelsinler (gülüyor). Şaka bir yana tabii ki ben de işlerimin tanınmasını, ben olduğum için takip edilmesini isterim ama daha bir hayli yolum var diye düşünüyorum. Evet, bu yıl aynı anda, farklı yerlerde beş oyunum var, bu belki de tanınırlık için önemli bir adım ama ismimin bilinmesi için o beşinden sonra önümüzdeki sezon yapacaklarımın da sonrakilerin de aynı standartta olması gerekiyor diye düşünüyorum. Talimhane markasının yaptığım işlere etkisi şu oluyor; aynı zamanda tiyatronun yöneticiliğini de yaptığımdan, bizim bir prodüksiyondan ne beklediğimizi, ne kalitede olması gerektiğini ve bu beklentileri karşılayacak işler üretmek zorunda olduğumu biliyorum. Bu çıta beni de işe bakış açımı da çok geliştiriyor.

*Akbank Sanat’ta da çocuk oyunları sahneliyorsunuz; yetişkin ve çocuk tiyatrosu arasındaki farklar neler?

Çocuklarla kendi oyununu izlemek eşsiz bir deneyim! Her iki durumda da bir hayal kuruyorsun ve onu tamamlaması için seyirciye teslim ediyorsun. Çocuk oyununda, o hayalin nasıl mıncıklandığına, baştan yaratıldığına, üstünde tepinildiğine, sarılıp öpüldüğüne, iyileştirdiğine tanık oluyorsun ve bence gerçekten bu çok özel! Bayılıyorum çocukların içine yerleşip, oyunlarımızı izlemeye, sevindikleri, üzüldükleri yerlere her defasında bir daha şaşırmaya. Kulise gidip, oyuncularla ‘bir çocuk şunu dedi duydunnn mu?’ diye heyecanlanmalara…

BİZİM OTURUP BUNA DERTLENECEK VAKTİMİZ YOK!

*Türkiye’de neden çocuk tiyatrosu, yurt dışındaki gibi olamıyor ya da neden çocuk tiyatrosu üzerine yeterli sayıda oyunumuz yok?!

Aslında çok çocuk oyunu var ancak kaliteli çocuk oyunu az. Maalesef geçim zorlaşınca, çözüm olarak görülebiliyor, öyle olunca da esas meseleden uzaklaşılıyor. Hâlbuki çocuk oyunu diyince oturup düşünmek lazım! Onlar sana tertemiz zihinlerini emanet ediyorlar ve oraya ne ekeceğine öylesine karar veremezsin. Akbank Sanat gerçekten bu konuda iyi bir örnek. Yıllardır aynı kalitede devam ettiriyorlar. Türkiye’nin pek çok yerine turne yapıyor ve çok fazla çocuğa ulaşıyoruz. Üç yıl önce bir proje yapıldı. Çocuklarla beraber bir yıl boyunca atölyeler yaptık ve sonunda bir oyun yazdık, sahneledik. Sahnelenmesi sırasında oyuncuların ağzından kendi cümlelerini duyan çocukların mutluluğunu, gururlanışını görsen! O projeyle yazar, yönetmen, oyuncu olmaya karar verenler dışında işin nasıl yapıldığını bilen ve üretim sürecine saygı duyan küçük seyirciler kazandık.

*Yönetmenlik mesainizde yer alan oyunlardan hangisi sizi daha başka bir âleme götürdü ve ‘bu da varmış’ dedirtti?

“Pippa” ilk işim olduğu kadar gerçek bir hikâye olması sebebiyle de ayrıydı, sanırım. Gerçek bir hikâye yapıyor olmanın sorumluluğu, daha farklı hissettiriyor. “Pippa”nın annesi prömiyere geldi ve hikâyeyi neresinden anlatırsan anlat, kızı Türkiye’de tecavüze uğrayıp, öldürüldü! Bunun konuşulabilir bir yanı yok. Yaptığımız işte seçimlerin sadece sanatsal olmadığını, oyunun iyi ya da kötü olmasından çok daha önemli bir seçim olduğunu tecrübe ettiğim andır. “Sen bu hikâyeyi nasıl anlatmayı seçtin?” Bu sorunun cevabı benim için hiç bu kadar anlamlı olmamıştı. O salonda annesiyle beraber tercihlerimi izlemek “bu da varmış” dedirtti.

*Türkiye’de sanat yapmanın zorlukları ortada, tiyatro ise gittikçe daha da zorlaşıyor; ortaya çıkan sanattan, seyirciden umutlu musunuz?

Çok umutluyum. Gerçekten. Umutlu olmak zorundayız, çünkü desteklerimiz kesildikçe, işlerimiz hiç kolay olmayan hallere sokuldukça, inançla devam ettiğimizi görüyorum ve bu şahane. Bırakamayız, vazgeçemeyiz. Bizim oturup, buna dertlenecek vaktimiz yok. Belli ki ülkemizde zaman, şu an bizim lehimize akmıyor, o yüzden çok çalışmaya devam etmek ve bir an bile acaba mı diye düşünmemek zorundayız.

BİZİ YALNIZ BIRAKMAYAN SEYİRCİYİ İYİ DEĞERLENDİRMELİYİZ

*Devletin sanattan çektiği desteği ve yasalar mevzusu hakkında ne söylemek istersiniz? Devlet dünyanın her yerinde sanatı ve sanatçıyı korumakla, sanatın yapılacağı ortamı yaratmakla yükümlü müdür?

Talimhane Tiyatrosu’nun Londra şubesi olması sebebiyle oradaki işleyişten haberdar oluyoruz. Önce insan kıskançlıktan çıldıracak gibi oluyor, sonra geçiyor (gülüyor). Sürekli olarak sanki kötü bir iş yapıyormuşuz gibi engelleniyor olmak asla ama asla değer görmüyor olmak çok kırıcı ve yıpratıcı. Bu noktada bize eskisinden de çok iş düşüyor diye düşünüyorum. ‘Vah vah, çok üzülüyoruz’ kısmını atlattıktan sonra her gün, yeni baştan bunu konuşup, aynı şeye üzülmek bir işimize yaramıyor. Kaybettirilen bu saygınlığı tekrar kazandırmak zorundayız; bizi yalnız bırakmayan seyirciyi iyi değerlendirmemiz, fahiş fiyatlarla korkutmayıp, iyi işler izleterek güvenlerini kaybetmemeye özen göstermeliyiz. Madem devlet sahip çıkmıyor, desteklemiyor, seyircimiz sahip çıkacak, onlar destekleyecek.

*Ve son olarak söylemek istediğiniz bir şey varsa seve seve paylaşmak isterim?

Tiyatroya gidin. Lütfen.

Oyun programı için: (0212 238 85 09) / www.talimhanetiyatrosu.com

tamamı için tıklayınız.

Habertürk