Engin Cezzar da Yok Artık!

ahmet cemal[Ahmet Cemal’in Cumhuriyet’te yayınlanan yazısını okuyucularımızla paylaşıyoruz.]

Cumartesiyi pazara bağlayan gece, sevgili öğrencim Selami’den gelen bir mesaj. “Bilmem duydunuz mu?” diye başlıyor.
Duydum. Engin Cezzar da yokmuş artık.
Epey uzun bir süredir kimi ölümlerin bir anlama daha geldiğinin farkındayım. Böyle ölümlerin her biri benim için yeni bir tenhalaşma. Hem de artık kalabalıklaşması olmayan bir tenhalaşma.
Haberi televizyondan duymamın hemen ardından anılar yağmuru da başlıyor. İlk kapımı çalan, dostların dostu Erdal Öz’ün birinci ölüm yıldönümünde mezarlık ziyaretinden sonra Öz’lerin Şile’deki evlerinin bahçesinde geçirdiğimiz saatlerin anıları. Öğlen yemeği için Gülriz Sururi, Engin Cezzar, Cüneyt Türel ve daha birkaç dostla birlikte kafamıza göre bir masa oluşturmuştuk. Neşemizle ve esprilerle, sanki Erdal’ın ölmüşlüğüne meydan okumuştuk.
Bunun ardından, çok daha eskiye ait bir anılar tutamının içine düşüyorum.
Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’in Eskişehir’de yarattığı uygarlık ve aydınlanma anıtı Anadolu Üniversitesi’nde, Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’ndeki ilk yıllarım. “Dünya Tiyatro Tarihi” derslerinin yanı sıra, o yıl konservatuvar müdürü Prof. Dr. Zühtü Altan’ın ricasını kırmayarak son sınıfın programındaki “Çağdaş Tiyatro” derslerini de üstlenmişim. Ama bu işin üstesinden gelebileceğimden pek emin değilim. O yıl konservatuvar öğrencileri ile bir oyun hazırlamak üzere Engin Cezzar da Eskişehir’de. Bir gün bana: “Bu çarşamba vaktim var, senin Çağdaş Tiyatro dersinin ilk saatine konuk olarak geleceğim!” diyor.
Tiyatronun Olimpos Dağı’ndan benim dersime bir konuk! İlk saatten sonra bir şey söylemiyor. “İkinci derse de kalıyorum” diyor. İkinci dersin bitiminde ayağa kalkıp öğrencilerime şöyle diyor: “Kısa konuşacağım. Ahmet Cemal gibi bir hocanız olduğu için çok şanslısınız. Doğrusu yerinizde olmak isterdim!
Engin Cezzar’ın bu kendinden son derece emin yüreklendirmesi olmasaydı, sonraki yıllarda Eskişehir’de ve ardından İstanbul’daki konservatuvarlarda tiyatro dersleri vermeye onca hevesli olur muydum, gerçekten bilemiyorum.
Engin Cezzar’ın Eskişehir’de geçirdiği zamanlar boyunca o tadına doyulmaz akşam sohbetlerimizin bana kazandırdığı zenginlikleri sonradan hep öğrencilerime de aktarmaya çalıştım. Bu kazanımlarımı “zenginlik” diye nitelendiriyorum, çünkü Engin Cezzar, her şeyden önce katıksız bir “Tiyatro İnsanı”ydı, bundan ötürü de hayatı boyunca tiyatro alanındaki bütün etkinliklerini bir “Tiyatro İnsanı” kimliğiyle sahip bulunduğu, eşine ender rastlanır bir tiyatro kültürü zemininde inşa etti.
Böyle bir kimliğe ve o kimliği oluşturan kültüre sonradan Beklan Algan, Ayla Algan ve Erol Keskin’de rastlayacaktım.
Engin Cezzar’ın Türkiye’ye döndükten sonra sergilediği o efsanevi “Hamlet”ini seyretmenin mutluluğuna da ermiş biri olarak, anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

Cumhuriyet