Kadın Tiyatrocu Olmak Değil; Tiyatrocu Olmak

(Burak Abatay’ın Birgün gazetesinde yayınlanan Ezgi Çelik ile yaptığı söyleşiyi paylaşıyoruz.)

Ezgi Çelik… 2006’dan bu yana süren tiyatro kariyerine kendi yazıp oynadığı Hoşdeng adlı oyunla devam ediyor. Başka ‘Hoşdeng’ler olmasın diye mücadele eden bir kadının öyküsünü izlediğimiz oyun üzerine Çelik ile konuştuk. Hoşdeng mart ayı boyunca her pazartesi (5/12/19/26 Mart) Entropi Sahne’de oynayacak. Ve ilk turnesini de 26 Nisan Perşembe Ankara CernModern’de yapacak.

»Bir kadın hikâyesi anlatıyorsunuz… Hoşdeng, nasıl bir kadın profili çiziyor?
Hoşdeng, sesini kısmak zorunda kalmış bir kadın. Ve bunu o kadar küçükken yapmaya başlamış ki, bu onun bir öz­­­elliği haline gelmiş. “Ben de konuşamam…” diyor oyunun bir yerinde. İlk olmadığını anlatmaya çalışıyor. İlk de değil, gidişata bakarsak son da olmayacak. Bir süre daha. Hoşdeng’e ‘siz hangi kadın profiline giriyorsunuz?’ diye sorsak ne cevap verirdi bilemiyorum. Ama büyük bir değişimin öncüsü olabilecek kudrete sahip ve bunu oyunda bize gösteriyor. Yeter ki başka ‘Hoşdengler’ olmasın diye neler yapabileceğini izliyoruz bir kadının. Yok, ne cevap verirdi buldum; ‘ben insan profiliyim’ derdi.

»‘Hoş ses’ olayın vahametine karşın yapılan bir ironi midir?
Gerçek adı değil Hoşdeng. Sonra kendisi değiştirmiş adını. Şarkı söylemeyi çok seven bir kadın Hoşdeng. Kendini, hislerini, ifadesini orada bulmuş. Oğluna sevgisini de ninniyle anlatıyor, tuttuğu yası da kendi şarkısıyla dile getiriyor. Vahameti yerine tam tersi aslında, nefesi gibi hayatta müzik. Kısa bir hapishane geçmişi sırasında, orada tanıştığı Zişan Abla veriyor bu ismi ona. Zişan bakıyor ki, isyanını da öyle dile getiriyor Hoşdeng, onlara sevgisini de. “Hoş sestir anlamı, Hoşdeng olsun senin adın” diyor.

»Aynı zamanda bir de direniş öyküsü izliyoruz… Boyutları nedir bu karşı duruşun?
Sonunda geldiği noktaya bakınca, dibine kadar desek doğrudur. Baş koyuyor Hoşdeng, oğlunu diğer tüm tanıdığı erkeklerden koruyarak yetiştirmeye baş koyuyor. Onlara benzemesin diye. Bir kadın daha kendi yaşadıklarını yaşamasın diye. Bir insan daha… Kendi canından olana bile söz geçiremediğini, onu etraftan koruyamadığını anlayınca da sonuna kadar gidiyor. Zaten bir meselemiz de bu değil mi? Sen bir şeye niyet ediyorsun, bir süre sonra bu bir savaşa dönüşmüyor mu? İş anında romantik bir halden çıkıyor bizim ülkemizde ve bir direnişe dönüşüyor. Yahu hani mutlu mutlu niyetimi gerçekleştirecektim niye şimdi koca bir toplumla dişe diş kana kan oluyorum? Ama oluyorsun. Hoşdeng de oldu. Oğlunu yetiştirmeye çalışırken onu etraftan, toplumdan ne kadar koruyabildi? Bu bir nevi savaşa dönüşüyor oyunda aslında. Anne, oğlunu koruma savaşı veriyor, oğlu da anneye karşı bir savaş. Ve o çocuk, bize hayatın ne kadar acımasızlaşabileceğini gösteriyor. Bu oyunda herkes ‘kendi’ dibine kadar gidiyor.

»Tiyatro metninde “Toplum kendisinden ne beklemişse hepsini vermiş, ama karşılığında hiçbir şey alamamış” olarak anılıyor Hoşdeng. Verdiklerinin karşısında neyi bekliyor karakter?
Kendi için bir şey beklemeyi çoktan bırakmış Hoşdeng. Özellikle de toplumdan. Uzun zaman önce hayattan tek beklentisi kalmış, o da oğlu ve onunla ilgili hayalleri. Onlar da zaman içinde bir bir yıkılıyor zaten. Hoşdeng’i kıymetli yapan, toplumdan hiçbir beklentisi kalmamış bir insanın yine toplum ve tüm kadınlar için hayatını feda etmesi. Bu çok özel benim için. Ben sesimi kıstım başka kimse kısmak zorunda kalmasın diyor Hoşdeng. Hem de kendi yetiştirdiği bir erkek yüzünden. Koca topluma karşı savaşı kaybediyor, oğlunu çoğunluğa kaptırıyor. Ama yine de son anında bile pes etmiyor. Son adımını yine orada yaşayan kadınlar için atıyor. Bunu benim Ezgi olarak durduğum yerden anlamam baya bir zamanımı aldı mesela.

»Oyunun fikri nasıl gelişti peki?
Oyunun yönetmeni Ani ile (Ani Haddeler Pekman) biz çok uzun zaman önce hadi artık kendimiz bir şeyler yapalım demeye başlamıştık. Birbirimizi sıkıştırır vaziyetteydik. Bir sürü şeyler okundu bakıldı. Sonra araya zaman girdi, sonra tekrar bir gaza gelindi gibi gibi… İşin ciddiye bindiği bir gün, Ani’ye kafamda böyle bir hikâye olduğundan bahsettim. Ani’nin de esas isteği her zaman bizden bir hikâye olmasıydı. Hem bu ülkenin konuları olarak hem de metin olarak. Sonra o heyecanla yazmaya başladım. Hoşdeng’e ilham veren, bana ilk adımı attıran da Ramin Matin’dir. Böyle bir hikâyenin oluşmasına vesile olan. Bir gün bir haber izledim anneannemde, bir kadın gördüm ve ismini duydum. Sadece içimden şunu dediğimi hatırlıyorum ‘bir insan kızına neden bu ismi koyar?’ Böyle başladı her şey. Ramin’e anlattım, o bunun bir hikâyeye dönüşebileceğini inandırdı. Sonra Ani ve sonra da kocaman bir süreç.
Tabii ki dramaturgumuz Bilgesu Kasapoğlu. O zarif, o kibar, o ince sesli Bilgesu’nun, bir an da içinden çıkan pata küte eleştiriler olmasa, Hoşdeng de bugün bu şekilde hayatımızda olmazdı. Bana inanılmaz şeyler öğretti Bilgesu.

»Kadına ve çocuğa yönelik şiddet ve istismar son zamanların en büyük problemlerinden birisi. Sanat yeteri kadar eğilebiliyor mu bu probleme?
Elbette hayır. Bir şeyi tam olarak anlamadan ya da ciddiye alamadan onu yaratıcılığa nasıl dönüştürebiliriz ki? Ben ülke olarak bu konuların ne kadar farkındayız onu çok kestiremiyorum açıkçası. Bu neyin nesi? Hep mi sapıktık? Bir anda mı sapıttık? Ve daha da önemlisi bence kimse bunların cevabını tam olarak duymak istemiyor. İkisinin de cevabı çok ağır. Öyle bir noktadayız ki, bu ülke gündemiyle ilgilenmemeye çalışan arkadaşıma da kızamaz hale geldim. Görüyorum çünkü, biraz üstüne gitse bu konuların, okusa araştırsa beyni yanacak. Ne yapsın, kendini korumaya çalışıyor. Bu nefessizlikle nereye eğilecek, neyin sanatını yapacak bu konularda. O kendi derdinde. Çok sıkıştırıyor hayat bu ülkede.

»Türkiye’de kadın tiyatrocu olmak peki… Karşılığı nedir?
Budur. Sana bu sorunun bu şekilde geliyor olmasıdır. Sana ‘bu ülkede bir tiyatro oyuncusu olmak nasıl bir şeydir?’ denmez, ‘kadın tiyatro oyuncusu olmak ne demek’ denir. Bence bu yeteri kadar hazin. İnsanız yahu, önce insan. Bana en azından öyle öğrettiler. Ve zor bu ülkede insan olarak kalmak da, tiyatro oyuncusu bir insan olmak da bence zor. Ama acayip zevkli. Tadından yenmez.

Birgün