Muhsin Hoca Kime Teslim???

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Nedim Saban

Geçtiğimiz hafta açtığım parantezlerden biri Direklerarası Seçici Kurulu’nun iyi niyetli yaklaşımı sayesinde çözüldü. 10 farklı ödülde sayıları 100’ü aşan jüri üyelerinin, oyunları ücret karşılığında izleyerek, bu yolla tiyatroların emeğine saygılı davranılması konusunda bir çağrı yapmıştım. Direklerarası Tiyatro Ödülleri’nin seçici kurulu hemen bir açıklama göndererek, bundan böyle oyunları bilet alarak izleyeceklerini açıkladılar. Bu kararı verebilecek kadar ilkeli davranan bu kurulu kutluyorum.

Yapı Kredi Sigorta’nın yeni sahiplerinin Afife jürilerinin izlediği oyunlara ödenek çıkartacağını umuyorum. Diğer ödüllerin sponsorlarına da aynı çağrıyı yapıyor ve

Tiyatro Dergisi’ne, bu konuda duyarlı davrandıkları için teşekkür ediyorum.

İstanbul Halk Tiyatrosu’nun da bu konuda bir çağrısı var. Umarım pek çok tiyatronun atılımıyla bir imza kampanyası başlatılır ve emek sömürüsüne dönüşme tehlikesi bulunan ödül sistemleri bir an önce düzelir.

….))) Jüriler

Bu devirde jüri olmak da başlı başına bir özveri gerektiriyor. Öncelikle tiyatro sanatının gücüne inanmak, irili ufaklı 200 oyunun pek karışık programını takip etmek, İstanbul trafiği ve berbat ulaşım koşullarına aldırmaksızın, perde saatine yetişebilmek gerekiyor. Pek çok jüri üyesi gecikmemek için saatler öncesinden oyun bölgesine ulaşıyor, restoranlarda zaman ve para harcıyor. Onların da emeğinin göz ardı edilmemesi gerek. Kısacası, “ben de ödül veriyorum diyerek” ortaya çıkmak yeterli değil, kurumsal destek alarak tiyatroya verilen manevi değeri maddi olanaklarla da perçinlemek gerek…

….))) Yeni Bir Öneri

Antalya’da dört yıldır düzenlenen televizyon ödülleri var. Özellikle başbakanımızın “milli içki” konusunun barış sürecinin önüne geçtiği bu dönemde, ödül alan Murat Cemcir’in, “ ödülü 70’lik ayran içerek kutlayacağım” açıklaması dikkatimi çektiği için, bu yıl daha dikkatli baktım. Televizyonculuk duayeni Faruk Bayhan, jüri başkanı olarak, ödüllerin bir başvuru sistemine dayandırıldığını anlattı. “Ben sizi değerlendireceğim” diyerek ortaya çıkmak yerine, ödüllere aday olmak için başvuru yapılıyormuş. Sözgelimi, Kıvanç Tatlıtuğ, bu yıl oyunculuk dalında başvurmamış. Kendisi ya da kurumu değerlendirilme talebinde bulunmadığı için, doğal olarak aday da gösterilmemiş…

Bence, tiyatro ödülleri için de böyle bir sistem geliştirmek gerekiyor. Kurumlar başvurursa, hem jüri başvurmayan adayları değerlendirme çabasıyla başı kesik tavuk gibi koşuşturmaktan kurtulmuş olur, hem her yıl yaşanan adaylık kategorileri konusunda kafa karışıklıkları giderilir.

Bir sanatçı olarak, bir jüri tarafından beğenilmek yerine, ben de bir jüriyi beğenebilmek isterim. Bu nedenle kendim başvurmadığım bir ödüle aday gösterilmek de istemem.

Jüriyi beğenen, başvurur. Jüri tarafından beğenilen de aday olur, olur biter.

…..))) Suna Keskin, Ayça Varlıer

Sadece Tiyatrokare’de birkaç yıl içinde bile, aday kategorileri ile ilgili çok matrak şeyler yaşadık. Ayça Varlıer, “Leyla’nın Evi” ile dört saygın ödül aldı, ama işin tuhaf yanı dördü de farklı kategorilerdeydi. “Yılın Müzikal dalında Kadın Oyuncusu”, “Yılın Kadın Oyuncusu”, “Yılın Yardımcı Kadın oyuncusu”, “En İyi Çıkış Yapan Oyuncu” !

Suna Keskin de geçtiğimiz hafta, yardımcı oyuncu kategorisinde aday gösterilmeyi reddederek Sadri Alışık ve Afife Ödülleri’nden çekildi. Sadece bir tiyatroda birkaç yılda bu kadar çok şey yaşanıyorsa, kim bilir daha neler neler yaşanıyordur? Kaldı ki, 20 kişilik bir salonda yapılan prodüksiyonu, Devlet Tiyatrosu olanakları ile yarıştırmak hiç akıllıca değil. “Tiyatro iki kalas bir hevestir” deyip, işin içinden çıkılamaz. Bir odada fısıltıyla oynanan bir oyundaki oyunculukla, akustiği olmayan 400 kişilik bir İtalyan Sahne’deki oyunculuk nasıl aynı kefeye konulur? Anlamak mümkün değil!

…))) Cemaat Ödülleri

Bir Cemaate yakın bir vakıf, Haldun Hoca ile Yıldız Hoca’ya onur ödülü vererek, ödül sistemine ihtişamlı bir giriş yaptı! Haldun Hoca, o gecede Muhsin Ertuğrul’un iyi bir tiyatro adamı olduğunu, ama iyi bir yönetmen olmadığını söyledi. Bence, yeri değildi, bu açıklama Cumhuriyet Devrimleri’ni kökten yadsıyanlar için harika bir olanak sağladı. Dormen’in sözünün sadece yarısını kullanıp, Muhsin Hoca’yı yaraladılar.

Bu yazının yazıldığı sırada, ölüm yıldönümünde mezarı başında anılan Muhsin Ertuğrul, iyi bir tiyatro adamı olmanın yanı sıra, bir devrimciydi. Selim İleri’nin kitabındaki dedikodulara aldırmayınız, Muhsin Hoca’yı yaşadığı çağ içinde değerlendiriniz. Kısıtlı bir oyuncu kadrosuyla kısıtlı bir zamanda koca klasikleri sahneleyen ve her oyuncudan bir star yaratan Muhsin Ertuğrul’a nasıl kötü yönetmen denilebilir?

Haldun Hoca, bu açıklamayı Afife Ödülleri’nde Muhsin Ertuğrul Ödülü Kategorisi sırasında yapsaydı, “kahramanlık yaptı” derdim, konu cemaat ödülleri olunca, “duyulmak isteneni “söylemiş diyorum

…)))Muhsin Ertuğrul Büstü

Ayla Algan, Muhsin Ertuğrul büstünü Şişli Belediyesi’ne bağışlamış. Son yıllarda Şişli tam anlamıyla bir kültür sefaleti yaşıyor. Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu hunharca yıkılıp, kongre vadisine dönüştürülürken, Kılıçdaroğlu bile uğradı da, Sarıgül ortada yoktu.

Muhsin Hoca’yı Şişli’ye emanet etmek doğru değil. Onu, genç kuşaklara doğru dürüst anlatacak ustalara teslim etmek, şimdilik daha yerinde olur bence.

Birgün

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Nedim Saban

Yanıtla