Tiyatrocular Salgının Etkilerini Anlatıyor: Birinci Dalgada Eziliyoruz

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Işıl Çalışkan’ın Birgün’de yayınlanan söyleşisini paylaşıyoruz.

Salgının tiyatro dünyasında açtığı yara derinleşiyor. Açık hava gösterileriyle seyirciyle buluşma imkânı bulan tiyatrocular kış aylarının yaklaşmasıyla geleceğini öngöremez oldu.

Devletin çözüm önerilerinin kendilerine güven vermediğini ifade eden oyuncular, yaşam mücadelesi içinde sanata odaklanmanın çok zor olduğunu belirtiyor.

Birçok konu belirsizliğini korurken ikinci dalga uyarıları ile sonrasının ne olacağı merak konusu. Tiyatroculara önümüzdeki günlerde onları nelerin beklediğini sorduk. Genco Erkal, Yiğit Arı, Canberk Gültekin ve Harun Güzeloğlu cevapladı.

KAPALI SALON GÜNLERİNİ KARA KARA DÜŞÜNÜYORUZ

Genco Erkal: Sanırım tiyatro dünyası, pandemiden en çok etkilenen kesimlerin başında geliyor. 5 ay boyunca hiçbir faaliyet gösteremeden kapalı kaldık. Kiralar işledi, çalışanlarımızı mağdur etmemek için sıfır gelirle çözümler üretmeye çalıştık. Son on, on beş gün içindeki tek tük yapılan açık hava gösterilerimiz derde deva olmaktan uzak. Kara kara kapalı salonlara geçmemiz gereken dönemi düşünüyoruz. Maalesef son günlerde açıklanan pandemi raporları hiç de iç açıcı değil. Kısacası adına ister birinci dalganın ikinci doruğu deyin, ister ikinci dalga deyin bizi kötü günler bekliyor. Bu koşullarda insanları kapalı salonlara sokamazsınız. Bakalım, yaşayıp göreceğiz ama bütün dünyada bu virüs kültür ve sanat alanında büyük yıkım yaratacak. Ne kadar süreceğini de kimse kestiremiyor.

BU KOŞULLARDA SANAT DÜŞÜNMEK İMKÂNSIZ

Canberk Gültekin: Pandemi öncesinde bile bir sahne açmak, onu ayakta tutmak çok büyük bir ekonomik yük iken bir de pandeminin getirdiği imkânsızlıklar tiyatroyu bir çıkmaza sürükledi. Duruma sadece tiyatro mekânları açısından da bakmamak gerekiyor. Bizim gibi genç ve yeni ekipleri ele alalım. Hiçbir sermaye olmadan bir oyun yapmak istiyorsunuz. Prova mekânı, sahne kirası, kostüm, dekor, telif gibi birçok ekonomik yük ile boğuşuyor ve zaten işin sonunda ‘para kazanmak’ kısmından vazgeçiyorsunuz. Hiçbir devlet desteğinin ya da kolaylaştırıcılığının olmadığı bir ortamda tüm bu yüklerin altından kalkmaya çalışıyorsunuz. Bir de ekonomik kaygıların yanında, sadece canlı yapıldığında anlam kazanan bu disiplini icra etmeye çalışırken “Acaba iki ay prova yapıp oyun koyarsam, pandemi sürecinde seyirci gelecek mi? Bu sağlıklı olacak mı?” diye düşünüyorsunuz. Sanatçının kafasında tüm bu sorular varken kaliteyi düşünmesi de neredeyse imkânsız hale geliyor. Tiyatroların pandemisiz bir dünyada bile ayakta durması zorken, ikinci dalgaya hazır olduğunu söylemek zor.

CEVAP BEKLEYEN SORULARIMIZ VAR

Yiğit Arı: Özel tiyatrolar pandeminin birinci dalgasının ne boyutta bir kayıp yarattığını biliyorlar. Bilemediğimiz şey bu kayıpların nasıl ve ne kadar sürede kapatılabileceği. Önümüzdeki süreçte ne olacağını bilemiyoruz. Salonları tam kapasiteyle ne zaman açarız? Salgının yarattığı tedirginlik yüzünden izleyiciler gelir mi? Turne yapabilecek miyiz? Bunlar bizim adımıza cevap bekleyen sorular. Hal böyleyken bir de ikinci dalgayla karşılaşırsak işimiz çok zor. Özel tiyatroların çoğunun böyle bir durumda büyük zararlarla karışılacağını tahmin ediyorum. Büyük kısmının perdelerini kapatması gerekir. Bu da sanat hayatımızda kapatması zor boşluklar doğurur.

Kültür Bakanlığı’nın ve yerel yönetimlerin maddi desteği artırması gerekir. Ayrıca tüm sigorta ve vergi ödemelerinden muaf tutulmamız gerekir. Devlet özel tiyatrolara sponsorluk teşfik edebilir. Sanat gruplarına sponsorluk giderlerinin vergiden düşülmesi gibi…

BAKANLIK VE BELEDİYELER ÇÖZÜMDEN KAÇTI

Harun Güzeloğlu: Aslında tiyatrolarımızın çok büyük bir bölümü birinci dalgaya da hazır değildi. Zaten ağır kira, vergi, SGK gibi ödeme zorunluluklarının altında boğuşuyorlardı. Salgının birinci dalgasından “yaşamsal koşulları” sıkıntıya düşecek kadar etkilenmeyenler ödenekli tiyatrolar ve büyük sponsorları olan ticari tiyatrolardı. Bunları söylerken kimse alınmasın, gerçekleri konuşmadığımız sürece çözüme de yaklaşamıyoruz. Öte yandan sadece gişe geliriyle yaşayan ödeneksiz salonlu- salonsuz özel tiyatrolar ve binlerce tiyatro emekçisi birinci dalganın ekonomik çöküntüsünün altında kalmak üzere. Çok açık söyleyeyim ki, hem bakanlık hem de belediyeler gerçek çözümlerden ısrarla kaçtılar. Para yok dediler, mevzuat uygun değil dediler ve sadece göstermelik popülist adımlar attılar. Bazı çözümler için bizim de içinde olduğumuz kimi girişimler denendi, imza kampanyaları düzenlendi, inisiyatifler kuruldu ama yeterince ortak ve güçlü bir ses çıkarılamadı. Çünkü “Usta” diye tabir ettiğimiz kimi tiyatrocuların Kadıköy Belediyesi’nin düzenlediği şenlikteki çirkin tartışmalara kadar sesi çıkmadı. Açık alanlarda ilan edilen festivallerde de yine “yaşamsal koşulları” etkilenmeyen bu ustalar boy gösterdi. Bu yaklaşım maalesef böyle devam edecek gibi görünüyor. İkici dalgaya hazır mıyız? Elbette bu saçma sapan halimizle hazır değiliz. Bu sebeple ikinci dalga tiyatro dünyamıza onarılması yıllar sürecek hasarlar verecek diyebilirim.

Birgün

Paylaş.

Yanıtla