Bir Ailenin Peşini Bırakmayan Geçmişi: Geçip Giden Şeyler

Pinterest LinkedIn Tumblr +
Oyun alanının ortasında, geriye doğru derinlemesine giden, geniş, koridorumsu bir boşluk. Boşluk, en arkayı boydan boya kaplayan aynadaki yansımayla iki kat derinleşiyor. Mekanın derinleşmesi sanki zamanın derinleşmesini beraberinde getiriyor; mekanın derinliğindeki geçmişin izleri görünür oluyor adeta… Boşluğun iki yanına sandalyeler dizilmiş. Oyunda hikayesi anlatılan ailenin fertleri, simsiyah kıyafetler içinde, zaman zaman oturuyorlar bu sandalyelere. Fertlerin hepsi otursa da sandalyelerden boş kalanlar oluyor; belki hikayenin öncesi ve sonrasındaki, görmediğimiz aile fertlerini imliyor o boş sandalyeler, hikayenin zamanını genişletiyorlar… Sandalyelerin arkasında geniş şeffaf yüzeyler var, üzerlerine çamurla grotesk, ilkel suretler çizilmiş, bazıları da oyun sırasında çiziliyorlar; belki geçmişin hayaletleri onlar… Sandalyelerin sınırını tarif ettiği boşluğun ön ve orta hattına iki taraftan birer sandalye getiriyor ailenin hizmetçisi. O sandalyelere hikayenin merkezindeki sevgili çift oturuyor, 90’lı yaşlarındaki halleriyle… Yıllar önce bir gece, kadın ile sevgilisi kadının ısrarıyla kocasını öldürmüşler. Aşklarının gizlediği cinayet çiftin çocuklarının, çocuklarının çocuklarının, aile doktoru gibi aile dostlarının, yani aileye yakın herkesin geçmişini, şimdisini ve geleceğini ipotek altına almış, ailede huzur bırakmamış; çünkü aslında herkes cinayeti biliyor ama hakkında konuşamıyor… Geçmişle, babalarının, dedelerinin ölümüyle hesaplaşamadıkları için çocuklarda öfke birikmiş, bitkinlik ve sevgisizlik birikmiş; sanki ayakta kalma gücü ve yaşama sevinci kalmamış hiçbirinde… Ailenin genç neslinden gelen evlilik haberinin sevinci bile, yeni evli çiftin esrik cinsel birleşmesinin hazzı bile tek bir an dahi olsa mutlu etmiyor kimseyi. Oysa herkes herkesten sevgi bekliyor; anneler oğulları, amca yeğeni tarafından öpülmek istiyor, ama arka arkaya defalarca dudaklara verilen öpücükler ne şefkat, ne duygu, ne de sevgi içeriyor… Koyu, kesif bir melankoli çökmüş mekanın alacakaranlığına ve herkesin üzerine. Bitmeyen ve bitmeyecek bir cenaze töreni atmosferinin içinde debeleniyor gibiler… Geçip gitmeyen ve belli ki hiç gitmeyecek şeylerle, duygu ve durumlarla örülü hayatları. O yüzden, nesiller de geçse, ailenin fertleri düze çık(a)mayacaklar. Hesaplaşıl(a)mamış geçmiş elle tutulamayan ve maddesiz bir varlık olarak, adeta bir girdap gibi içine çekecek onları, yutacak; onun içinde yitip gidecekler…
© Jan Versweyveld
Çağdaş dünya tiyatrosunun ustalarından Ivo van Hove genel sanat yönetmeni olduğu ITA (International Theatre Amsterdam/Amsterdam Uluslararası Tiyatrosu) topluluğuyla Hollanda’nın önemli edebiyatçılarından Louis Couperus’un “Van oude menschen, de dingen die voorbijgaan” (Yaşlı insanlar ve geçip giden şeyler hakkında) adlı romanını sahneye uyarlamış. “Geçip Giden Şeyler” ITA’nın bu sezonun başından beridir sürdürdüğü sahneden naklen yayın programı ITALive kapsamında 25 Nisan 2021 tarihinde ekranlarının başındaki tiyatroseverler ile buluştu. Bu, van Hove’nin Couperus’un romanlarından yaptığı ikinci sahne uyarlaması. İlki “De stille kracht” (Saklı Güç)’ü de Kasım 2020’de ITALive kapsamında izleme şansımız olmuştu.
Van Hove “Saklı Güç”te sahneyi bütünüyle kaplayan muson yağmurunu “Geçip Giden Şeyler”de siyah kül yağmuruna dönüştürüyor; oyunun ikinci yarısında sahne bir anda siyaha bürünüyor. O ana kadar hikayenin karakterleri üzerinde gitgide yoğunlaşan duygusal gerilim ve baskı bir anda maddi olarak da hepsinin ve herşeyin üzerini kaplıyor. Son sahnede ise bu sefer yer ve zaman ile bağlantıyı kesen, oryantasyonu kaybettiren kesif bir sis kaplıyor zemini ve gittikçe yükseliyor, ta ki ailenin -hikayenin başında evlenen ve yeni bir başlangıca umutla bakmaya çalışan- en genç ferdini yutana kadar…
© Jan Versweyveld
130 dakikalık oyunda neredeyse kesintisiz süren ve melankolik atmosferin yaratılmasında büyük katkısı olan adeta sözsüz bir requiem niteliğindeki müzik, bestecisi Harry de Wit tarafından bizzat sahne üzerinde, çok çeşitli enstrümanlarla icra ediliyor. De Wit’in bu atmosferik ses peyzajının içine sadece Nina Simone’nun kült şarkılarından “Wild is the Wind” giriyor. “Yaprağın ağaca tutunması gibi birbirine sıkıca sarılmak” isteyen ama “vahşi rüzgarın yaratıkları gibi” oradan oraya savrulan lanetlenmiş aşıkları anlatan bu benzersiz şarkıyı van Hove mizanseninin merkezine oturtuyor. Aşıkların, yarattıkları vahşi rüzgarla etraflarındakileri girdabına alan baskının nasıl herkesin yıkımına sebep olduğunu, ama kendilerinin kasırganın merkezinde sakin kalan alandaymış gibi nasıl etraflarındakilerin beyhude çabalamalarından bihaber bir ömür geçirdikten sonra bu dünyadan geçip gittiklerini seyrettiriyor bize van Hove.
Van Hove’nin, 2001 yılından beridir genel sanat yönetmeni olduğu ITA’nın (önceki adı: Toneelgroep Amsterdam) yıllardır birlikte çalıştığı bütün yaratıcı ve oyuncu kadrosu bu yapımda da nitelikli işler ortaya koyuyorlar. Van Hove’nin hayat arkadaşı da olan Jan Versweyveld’in senografisi adeta oyuncuların içinde hareket ettikleri bir yerleştirme gibi. Koen Augustijnen’in hareket tasarımı insan figürlerini o yerleştirmenin içinde adeta kah çözünük kah yoğun heykel grupları olarak ele almış gibi. Kostüm tasarımcısı An D’Huys ise Cote d’Azur’de yaşayan deli dolu büyük kızın rengarenk şifon elbisesi dışında ailenin bütün fertlerini siyahlar içine sokarak adeta bütün gösteriyi bir cenaze törenine çevirmiş gibi.
© Jan Versweyveld
“Geçip Giden Şeyler” ilk defa 2016 yılında Ruhrtriennale kapsamında Gladbeck’teki Zweckel Elektrik Santrali’nin Makina Salonu’nda sahnelenmiş. O mekanda 2015’te Krzysztof Warlikowski’nin “Francuzi” (Fransızlar) adlı gösterisini izlemiştim. 20. yüzyıl başı endüstri mirasının, çok fazla temizleme müdahelesi yapılmadan, yani neredeyse olduğu gibi korunan, dolayısıyla zamanın ve belleğin bütün izlerini katman katman görebildiğiniz, hissedebildiğiniz yapılarından biri olan Zweckel’de bu gösteriyi seyretmek herhalde tüyler ürpertici bir deneyim olurdu. Hikayedeki ailenin geçmişinin katmanları ile mekanın hafızasının görünür olduğu katmanların örtüşmesi oradaki gösterime anlamsal ve görsel olarak ekstra bir boyut katmış olmalı.
Avignon Festivali’ndeki açık hava gösterimlerinden St. Petersburg’a Avrupa’da turneler yapmış “Geçip Giden Şeyler”i İTALive sayesinde evimin salonunda, rahat koltuğumda oturarak, seyirci olarak görüntüm sahnenin en arkasındaki aynaya yansımadan izlerken canlı seyir deneyiminin biricikliğini yaşayamamış olsam da, müziğinden oyunculuğuna koreografisinden senografisine adeta hareketli bir yerleştirme gibi sahnelenmiş bu kalburüstü gösteriden büyük bir seyir keyif aldım.
Ivo van Hove’nin ITA topluluğu ile birlikte bir sonraki projesi çeşitli antik Yunan oyunlarından esinlenen bir uyarlama olacak. “Age of Rage” (Öfke Çağı) haziran ayında Hollanda Festivali kapsamında prömiyer yapacak.
Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Mehmet K. Özel

Yanıtla