Wiener Festwochen Günlüğü I – Coşkular

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Mehmet Kerem Özel

Encantado, Koreografi: Lia Rodrigues, Fotoğraf: Sammi-Landweer

19. yüzyılın sonundan kalma tarım ürünleri borsası binasının büyük salonundan dönüştürülmüş Odeon Tiyatrosu’nda Wiener Festwochen kapsamında Brezilyalı koreograf Lia Rodrigues’in Encantado (Büyülü) adlı yapıtının başlamasını bekliyorum. İkinci Dünya Savaşı’nı hasarlı atlatan bina 1988’de büyük salonunun duvarları, kolonları ve tavanı olduğu gibi bırakılarak, sahne seviyesi ilk seyirci sırasıyla aynı kotta ve bank şeklindeki kesintisiz seyirci sıraları hafif çember şeklinde tasarlanarak bir tiyatro mekânına dönüştürülmüş. Mekânın atmosferi bu haliyle biraz Peter Brook’un Paris’teki efsanevi Bouffes du Nord Tiyatrosu’nu andırıyor.

Yaklaşık 300 kişilik salon tıklım tıklım. Oturduğum sıra başının bitişiğindeki basamaklara iki yaşlarında bir oğlan çocuğuyla babası geliyor. Çocuk loş sahneye bakıp İngilizce, karanlıktan canavarların çıkacağını, korkacağını söylüyor. Babası cevaben, sakin ve sevecenlikle, öyle olmayacağını, endişe etmemesi gerektiğini anlatıyor. İçeriye, başlama saatine beş dakika kala alındığımız için gösteri 15 dakika gecikmeyle başlıyor. Kimse sabırsızlanıp alkışlamıyor, kimse gösteri boyunca baba-oğulun fısıltılı konuşmasından rahatsız olmuyor. Herkes sakin ve huzurlu.

Encantado, Koreografi: Lia Rodrigues, Fotoğraf: Sammi-Landweer

Gösterinin başlamasını beklediğimiz süre boyunca sahnenin en arkasında boydan boya serili olarak yatan upuzun rulo, bütün mekânın önce tamamıyla karartılıp sonra alacakaranlığa çevrilmesiyle ve adeta ölüm sessizliğinde sahneye gelen üç-dört kişi tarafından yavaş yavaş öne doğru yuvarlanarak açılıyor. Ortaya, yani kelimenin tam anlamıyla sahnenin ortasına; düz, desenli, dokulu ve/veya resimli birçok parçadan oluşan rengarenk bir örtü çıkıyor, boyutu yaklaşık 10 x 10 metre. Ruloyu açanlar çıktıktan bir süre sonra, bu sefer yanlardan teker teker, farklı zamanlamalarla, çırılçıplak dansçılar önce sahneye, ardından örtüyü oluşturan kumaşların, havluların, örtülerin altlarına giriyorlar. Sahnede rengarenk, göz alıcı, merak uyandırıcı bir peyzaj oluşuyor; yumuşak eğriler, sivri çıkıntılar beliriyor. 11 dansçı her biri farklı şekilde ilişki kuruyor kumaşlarla, farklı şekillerde kullanıyor kumaşları; bir kaçını kullanarak bedenine giysi yapan, kollarına yılan gibi saran, başına sarık gibi sarmalayan, başından uzun bir saç kuyruğu gibi sarkıtan da var, bedeninin tek bir parçasını örneğin şişirdiği göbeğini göstermek için diğer taraflarını gizlemek için kullanan da.

Uzaktan gelmeye başlayıp gittikçe yaklaşan ve yükselen, ritüelistik ve ritmik bir melodinin hakim olduğu ses peyzajına, dansçıların önce tropik bir ormanın derinliklerindeymişiz gibi attığı çığlıklar, çok sonra ise hep bir ağızdan söyledikleri (Brezilyanın yerel kabilelerinden Guarani’lere ait olduğunu sonradan öğrendiğim) bir şarkı eşlik ediyor. Ortam adeta bir geçit törenini, bir karnavalı andırıyor. Çıplaklıklarını gizlemeden kumaşlarla farklı şekillerde hemhal olan ve gizemli ruhlara, fantastik yaratıklara, sevimli cadılara dönüşen bedenler hiç durmayan, dinmeyen bir devran içinde sahnede deviniyorlar. Zihnim gündüz Viyana Sanat Tarihi Müzesi’nde, bir kere daha beni büyüleyen Hieronymus Bosch tablolarını çağırıyor, bununla da kalmayıp, yine gündüz Leopold Müzesi’nde gezdiğim Alfred Kubin ve onu etkileyen Josef Kugler, Karl Mediz, Max Klinger gibi diğer ressamlar hakkındaki geçici sergide hayret ve hayranlıkla izlediğim düşsel dünyalara gidiyor.

Encantado, Koreografi: Lia Rodrigues, Fotoğraf: Sammi-Landweer

Rodrigues Encantado ile, özellikle son yıllarda karanlık bir kabus gibi üzerimize çöken savaş, salgın hastalık, doğal afet ve şiddetle yüklü atmosferin tekinsizliğini gözlerimizin önüne, ruhlarımızın derinine seriyor, ama ironi, abartı ve çoşku ile tatlandırarak. Belki bu yüzden, yanı başımdaki baba-oğul bir saatlik gösterinin bitmesine sadece on dakika kala çıksalar da, o iki yaşındaki çocuk sahnede canlanan büyülü dünyadan korkmuyor, o dünyayı merak edip, o dünyayla ilgileniyor. Velhasıl Rodrigues’in Encantado’su, tam da Kubin’in hayatın “tam olarak budur” diye tarif ettiği bir dünyayı betimliyor önümde: Kaygı ile olduğu kadar hayalle de örülü bir dünya.

Gösteri biter bitmez, akşamın ikinci gösterisine yetişmek için alkışlara kalamadan Odeon Tiyatrosu’nu terk edip telaşla Museumquartier’deki G Salonu’nun yolunu tutuyorum. Metroya doğru hızlıca yürürken, tesadüf bu ya, gösteride yanımda oturan baba-oğulun yanından geçiyorum, Encantado’daki melodiyi mırıldanıyorlar.

Odeon’dakinin aksine buradaki gösteri tam vaktinde başlıyor. Kraanerg bu yıl 100. doğum yıldönümü kutlanan mimar kökenli Yunan müzisyen Iannis Xenakis’in (1922-2001) 75 dakikalık bir bale yapıtı. Yapıtın 1968’te sahnelenen özgün versiyonunun koreografisini Roland Petit’nin yapmış olması ne kadar şaşırtıcı ise, sahne tasarımcısının Op-Art’ın ikonik ismi Victor Vasarely’nin olması bir o kadar olağan geliyor bana. Festivalde prömiyer yapan sahnelemede ise koreografiyi Emmanuelle Huynh, sahne ve ışık tasarımını Caty Olive üstlenmişler.

Iannis Xenakis, Kraanerg, Koreografi: Emmanuelle Huynh, Fotoğraf: Nurith Wagner Strauss

Huynh ile Olive konseptlerini, yapıtın 11’i keman 12’si üflemeli çalgılardan oluşan iki gruplu bir orkestranın canlı icrası ile önceden kaydedilmiş müziğin kayıttan çalınmasından oluşan ikili yapısının üzerine kurmuşlar. Sahnenin zemini, orkestra üyelerinin kıyafetleri ve onların üzerinde bulundukları platformlar bütünüyle beyaz. Dört dansçı, orkestra şefi ve şefin podyumu ise siyah. Yapıt boyunca tavandan yansıtılarak bütün zemini kaplayan hareketli çizgisel ışık tasarımı da yine siyah-beyaz ikililiği üzerine kurulu. Olive bu siyah-beyaz optik ışık-sahne tasarımıyla Vasarely’ye sakin bir selam yolluyor adeta. Huynh ise koreografik olarak, dört dansçıyı, iki bölüm istisna olmak üzere, yapıt boyunca sadece kaydedilmiş müzik çalarken hareket ettiriyor. Huynh canlı müzik icrasındaki müzisyenlerin ve şefin hareketlerini doğal bir koreografiyi olarak görmüş olsa gerek. Bir sahnede dansçıların orkestra şefinin sırtına dokunarak bir bütün oluşturmaları ve sadece kayıttan çalınacak olan son uzun sekans öncesinde orkestra şefinin dansçılardan birini aynalayarak, üzerinde bulunduğu podyumun üzerine yatarak hareketsizleşmesi Kraanerg’in sıradışı ve etkileyici anlarından ikisini oluşturuyor.

Klangforum Wien’i yöneten ünlü Fransız şef Sylvain Cambreling sadece ustası olduğu modern/çağdaş müzik icrasının yetkin bir örneğini sergilemesiyle değil, büyük ve sıradışı bir bedensel ve fikirsel esneklik göstererek koreografiye dahil olmasıyla da beni etkiliyor. Merak edip özgeçmişine bakınca Cambreling’in, efsanevi ve çığır açıcı emprezaryo Gerard Mortier’in sanat yönetmenliği sırasında Brüksel La Monnaie Operası’nın müzik direktörü olmasına şaşırmıyorum.

Iannis Xenakis, Kraanerg, Koreografi: Emmanuelle Huynh, Fotoğraf: Nurith Wagner Strauss

Modern ve/ya çağdaş klasik müzik ile ilişki kurmakta, çok ilgimi çekse de, bazen çok zorlanıyorum. Bu tür müzikte genellikle melodi ortadan kalktığı için, seslerle (veya sessizliklerle) ve/ya ritimle (veya ritimsizlikle) yaratılan etkiler, atmosferler, peyzajlar ön plana çıkıyorlar. Xenakis’in Kraanerg’i de bu minvalde bir yapıt. Özellikle üflemeli çalgılar partisyonu oldukça etkili ve güçlü anlar içeriyor. Cambreling eşliğindeki Klangforum Wien tarafından da ustalıkla icra ediliyor.

Gösteriyi seyrederken koreografinin, Xenakis’in Yunan olması (folklorik tınılı hareketler), mimar olması (kollarla yaratılan köşeler ve ayaklarla ölçülen zeminler) gibi biyografik, ya da Ukrayna savaşı (bacakların silah olarak kullanılması) gibi güncel durumlara dair referanslar içerdiğini düşünüyorum. Gösteri sonrasındaki soru-cevap seansında öğreniyorum ki meğer Huynh, Xenakis’in bu yapıtı çok kısa sürede bestelemek zorunda kaldığı için, daha önceki yapıtlarından bölümleri bir araya getirerek oluşturma mantığından esinlenerek koreografiyi kendi eski yapıtlarından parçalarla kurgulayarak oluşturmuş. Huynh’un bir yapıtını 2010’da iDANS kapsamında İstanbul’da seyretme şansım olmuştu. Kraanerg’de müziğin değil ama koreografinin parçalı halini sezmiş olsam da, Huynh’nun tek işini seyrettiğim ve İstanbul’daki gösterisini hayal meyal hatırladığım için koreografideki kolaj mantığını fark ettiğimi söyleyemem. Ama Huynh’un koreografik montajının kah müzisyenlerin oturdukları podyumların etraflarını, kah müzisyenlerin aralarındaki koridorları, kah sahnede podyumlardan geriye kalan mütevazi alanları kullanmadaki becerisinin hakkını vermeliyim. Ancak son kertede, müziğin etkisinin koreografiyi bastırdığını söylemeliyim.

Iannis Xenakis, Kraanerg, Koreografi: Emmanuelle Huynh, Fotoğraf: Nurith Wagner Strauss

Viyana Festival Haftaları 2022 kapsamında aynı akşamda arka arkaya seyrettiğim bu iki gösteriden ilki çok renkli, diğeri siyah-beyaz olarak, ilki daha çok Diyonizyen diğeri daha çok Apollonyen bir etkiyle, birbirlerinin karşıtını oluştursalar da, ikisi de çok ruhlu, çok katmanlı ve çok güçlüydüler; ilki koreografisiyle öne çıkıyordu ikincisi müziğiyle. Ben de bu gösterilerle coştum ve çoğaldım, ama akşamımı sonlandıran Kraanerg, her ne kadar çarpıcı müzikal yapısıyla aklıma hitap etmiş olsa da, otelime yürürken, o baba-oğulun Encantado’dan mırıldandıkları melodi gibi bir tortuyu doğal olarak bırakmadı kulağımda…

Unlimitedrag

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Mehmet K. Özel

Yanıtla