Profesyonel Amatörler / “İki kalas, bin heves”

Pinterest LinkedIn Tumblr +

                                                                                                                                                Ferhan Petek

Güney Marmara Tiyatro Kooperatifi, Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı iş birliği ve Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin desteği ile bu yıl ikincisi düzenlenen Ulusal İşçi Tiyatroları Festivali; 1-7 Mayıs tarihleri arasında farklı firmaların tiyatro grupları, birbirinden keyifli tiyatro oyunları ve sinemadan, tiyatrodan tanıdığımız konukları ile Bursalılara unutulmaz bir hafta yaşattı. “Haldun Taner’in emaneti “iki kalas-bir heves” ifadesinin açılımı tadındaki bu hafta her akşamını sanatla, heyecanla, keyifle doldurmayı başaran bir tiyatro şöleniydi.

Haldun Taner’in yıllar önce Sersem Kocanın Kurnaz Karısı oyununda kullandıktan sonra kitaplara, makalelere ilham olan ve tiyatroya olan aşkın özeti kabul edilen, tiyatronun amatör bir ruhla, aşkla yapılması gerekliliğini karşılayan “iki kalas, bir heves” ifadesi; bu yıl ikinci kez gerçekleşen Ulusal İşçi Tiyatroları Festivali’nde tam anlamı ile hayat buldu. Bursalı seyirciler olarak bir hafta boyunca her gün bu sözü canlandırmalı olarak ve iliklerimize kadar yaşadık. Birbirinden hevesli, heyecanlı, amatör ruhunun verdiği enerjiyle sahnede ışık saçan ekipler özenle seçtikleri ve oynadıkları oyunlarla hem yüzümüzü güldürdü hem de tiyatroyu bir kez daha sevdirdi. Tüm gruplardan ve oyunlarından tek tek bahsetmeden önce “amatör” kelimesinin acemilik değil bir “aşk” olduğunun altını çizmek ve profesyonel amatörlüğün sahnede nasıl parlayabileceğini hatırlatmak isterim.

Ekiplere geçmeden önce de bu önemli oluşumun sadece bir festival değil önümüzdeki seneden itibaren uluslararası boyuta ulaşmasını umduğum çok önemli bir organizasyon olduğunu da ayrıca belirteyim. Tiyatroya sahne üzerinde ya da seyir yerinde olması fark etmeksizin gönül veren herkesin sahip çıkması, her yıl düzenlenmeye devam etmesi gereken bu festival kapsamında farklı işçi gruplarının oyunlarının yanı sıra ünlü ve saygın tiyatro insanları da konuk ediliyor. Daha iki yaşındaki festival bu genç yaşına rağmen oldukça yol almış olsa da pürüzleri yok değil. (Detaylı bir programın, hem ekipler hem oyunlara dair ayrıntılı bilgiler görebileceğimiz broşürün eksikliği gibi…) Ama olumlu yönleri o kadar çok ki bu tür sıkıntıların bir daha yaşanmayacağı da muhakkak. Örneğin oyunlar; bir hafta boyunca şehrin merkezindeki Tayyare Kültür Merkezi’nde her akşam aynı saatte (20:30) adının hakkını verircesine halka açık, “protokolsüz” ve ücretsiz. Umarım festivalin imkânları, seyircisi, katılımcısı git gide daha da artar ve festivalin reklamlarını ve programını ilerleyen yıllarda haftalar aylar önceden her yerde görür hale geliriz zira bu yönü gayet doğal olarak birazcık zayıf kalmış gibi. Seçilen oyunlar işçi festivali kapsamında bir oyun izlediğini bilmeyen ya da unutan seyirciye bile derdini anlatan türden, özenle seçilmiş ve belli ki her birinin hazırlık aşaması keyifle geçmiş. (Ha seyirci ne kadar –seyrediyor- sohbet etmekten, bir şeyler yiyip içmekten, çekim yapmaktan ya da telefonuyla oynamaktan başını ne kadar kaldırıp sahneye bakıyor o tartışılır ama durum ne yazık ki artık genel olarak böyle!) Ekiplerin her birinin heyecanı, amatör ruhu, ışığı ve enerjisi seyirciye geçiyor. Hatta bu enerji seyirciyi kapıda karşılıyor.

Bu kıymetli projeyi düşleyip hayata geçiren Bursa, Sakarya, Kocaeli, Yalova, Balıkesir, Çanakkale ve Bilecik’teki özel tiyatroların bir araya gelmesi ile oluşturulan Güney Marmara Tiyatro Kooperatifi. Festival boyunca tüm ekibin canla başla çalıştığı, hem gelen tiyatro ekiplerinin hem de seyircilerin memnuniyeti için ellerinden gelenin fazlasını yapan bu oluşum da henüz üç yaşında ama yaşının gençliğine aldanmayın. Güney Marmara Tiyatro Kooperatifi; kısa süre içinde çok yol almaya ant içmiş ve hem tiyatro adına hem de tiyatroya gönül vermiş ekiplere imkânlar sunmak, dayanışma kültürünü yaygınlaştırmak adına öncülük etmekle kalmayan, projeler üreterek işbirlikleri gerçekleştiren, paydaşlarının her açıdan güçlenmesi için canla başla çalışan bir sosyal kooperatif. Hakkında daha çok konuşturacağı ve daha çok yazdıracağı belli ama artık bu yıl gerçekleşen festivale ve oyunların arasında kendi firmalarından, iş alanlarından minnak ve sempatik espriler de katarak tatlı hatıralar bırakan samimi ve oldukça başarılı ekiplerine ve oyunlara geçme zamanım geldi:

Tiyatro Gülse, Nar Drama, Oyak Renault (TiyatOR), Bosch Rexrith, Ford Otosan, Robert Bosch, Tüsaş TAİ ve Coşkunöz çalışanlarının katıldığı festivalde “Vikingler Yıldıztaşı Kolyesi”, “Bağ”, “Süleyman ve Öbürsüler”, “Başarılarımı Karılarıma Borçluyum”, “Ölümüne cinayet (Katil Kim?)”, “Azizname” ve “Haydi Karına Koş” oyunları oynandı. Festivalin son derece anlamlı olarak seçilen 1 Mayıs İşçi Bayramı’ndaki açılışı, deprem bölgesinden gelen bir ekip olan Adana Tiyatro Gülse’nin Vikingler Yıldıztaşı Kolyesi isimli çocuk oyunu ile yapıldı. Aynı günün akşamı Nar Drama’nın “Bağ” oyunu sahnelendi. Tek kişilik oyunda farklı zamanlardan, farklı oyunlardan, farklı kadınların, farklı tiratları harmanlanmıştı. Bir yazarlık öğrencisi olarak bu kolaj çalışması oldukça ilgimi çekti. Uyarlama metinlerin ne kadar bıçak sırtı olduğunu, değişik oyunların parçalarını birleştirirken ne kadar büyük bir titizlik ve özen gerektiğini uygulamalı olarak görerek hatırlamış oldum. Mustafa Çolak’ın yönettiği “Bağ” adındaki oyunun aslında iki oyuncusu vardı. Biri oyunun Mustafa Çolak ile birlikte yazarlığını da üstlenen Nilüfer Akcan Tekin diğeri ise bir urgandı, sahnede öyle canlı, öyle “var”dı ki kendini fazlaca hissettirdi ve bir anlamda oyuna görsel bir keyif de kattı. Havada uçuşan parçaları özel bir efekt görevi bile gördü.

İkinci gün Oyak Renault’un TiyatOR’u; “rahmetli Max Frisch’nin rahmetsiz oyunu” “Süleyman ve Öbürsüler” isimli oyunu ile sahnede ışık saçtı. Muharrem Dalfidan’ın yönettiği oyun; ön oyunundan kostümüne, oyunculuklarından makyajlarına unutulmayacak bir gece yaşattılar. Bu ekibin başka oyunlarını daha önce izlemişliğimin bana verdiği yetkiye dayanarak diyebilirim ki her oyunlarında biraz daha profesyonelleşiyorlar, her oyunların da biraz daha güzelleşiyor, büyüyor ve gelişiyorlar. Karşımızda tam bir ekip işi vardı ve oyunun prömiyerini bu festivale saklayacak kadar da düşünceli ve zariftiler. Belli ki onların yolu açık, ekibin geleceği fazlasıyla parlak. Zira o parlaklığın ışığından festival sayesinde biz de yararlanmış ve ekibin saçtığı ışığa dâhil edilmiş olduk.

Üçüncü gün oyunu Bosch Rexroth ekibinin “Başarılarımı Karılarıma Borçluyum” oyunuydu. Aziz Nesin’in yazdığı oyunu Kamil Atliman yönetmiş. Kocaeli’den gelen ve oyun boyunca kılıktan kılığa giren ekip, küçük ve aslında çok da göze batmayan birkaç teknik aksiliğe rağmen enerjileriyle göz doldurdu. Dördüncü gün sahnede Ford Otosan’ın Engel Tanımaz Kulübü vardı. Onlar da Aziz Nesin’in bir oyununu tercih etmişti. Ozan Şahin’in yönettiği ve uyarladığı Azizname oyununu oynayan ekip Nesin’in göndermeleri ile yetinmemiş, güncel ve kendilerinden göndermelerle oyunu daha da lezzetli hale getirmeyi başarmıştı. Beşinci gün oyunu olan Robert Bosch ekibinin “Haydi Karına Koş” oyunu ne yazık ki teknik bir aksaklık nedeniyle oynanamadı. Altıncı gün ise sahnede Ankara’dan gelen TAİ TUSAŞ ekibinin “Ölümüne Cinayet (Katil Kim?)” oyunu vardı. Peter Gordon’un yazdığı oyunu Cantuğ Turay yönetmiş. Profesyonel ekiplerle yarışacak rahatlıkta ve samimiyette olan ekip, dört dörtlük yapılmış cast seçimi, oyunculukları, dekoru, kostümleriyle göz alıcıydı. İlgimi en çok çeken durumlardan biri de ön oyun olduğunu umduğum, sahnede koşturan çocuklardı. O çocuklar arada ve selam sırasında da sahnedeydi. Bir tiyatro salonunda, sahnede, oyun dekorları arasında çocukların koşturup oyunlar oynaması normal ve mümkün olmadığı için bu durumun bir tür ön oyun olabileceğini düşünmekten başka çare yok gibiydi.

Son gün; Coşkunöz çalışanları Ray Cooney’in “Haydi Karına Koş” oyunu ile sahnedeydi. Onlar da tıpkı diğer ekipler gibi tüm enerjileri, ustalaşma yolundaki oyunculukları, tiyatro aşkının beslediği amatör ruhları ile keyifli bir deneyim yaşattılar. Onların da prömiyerleri festival ile birlikte oldu. Ertan Ekmekçi’nin yönettiği oyun festivalin kapanış oyunuydu. Festival kapsamındaki ilk konuk Devrim Özder Akın’dı. Oyun sonrası konuşmasında kendi amatör günlerindeki heyecanı ilk günkü gibi hissettiğini söylerkenki samimiyeti hepimize geçti. Sempatik ve nazik tavırları ve motive edici konuşmasıyla “iyi ki gelmiş” dedirten konuklardan biriydi. Kadir Çermik de konuşmasında, izlediği oyundan bir ifade kullanıp hem gülümsetti hem de tüm mütevazılığı ile “sanatçı” kişiliğini konuşturdu. Serhat Tutumluer de davet edilen konuk sanatçılar arasındaydı ancak son dakika bir aksaklık nedeniyle katılamadı. Onun yerine Sermet Yeşil iki kez konuk oldu ve o da tüm içtenliğiyle hem festivali hem de katılımcıları destekleyici, motive edici sözler söyledi. Didem Balçın da bir diğer konuktu. Başını bir an telefondan kaldırıp oyunu izleseydi eminim ki o da hem oyunla hem de organizasyonla ilgili bir şeyler söyleyebilirdi. Ancak oyun sonrası seyircilerle birkaç öz çekim yaparak en azından birkaç kişiyi memnun etmiş oldu.

Bir hafta boyunca çok değerli bir organizasyon kapsamında birden fazla profesyonel amatör, tiyatro oyunları ve değerli konuklar Bursalılarla ikinci kez buluşmuş oldu. Devamını, daha çok yayılmasını, uluslararası çapta genişlemesini ve her yıl daha da büyümesini umduğum İşçi Tiyatroları Festivali ve sadece üç yılda çok kıymetli organizasyonlara, festivallere imza atmayı başarmış Güney Marmara Tiyatro Kooperatifi ve tüm üyelerini yürekten desteklediğimi belirtiyor, tiyatronun tüm sanatlardan apayrı bir yerde olduğunun, seyircinin “seyretmeyi” bir an önce hatırlaması gerektiğinin altını çizip gidiyorum.

 

 

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Ferhan Petek

Yanıtla