Ariane Mnouchkine Tarihin Ejderhalarının İzinde: Ici sont les Dragons

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Ariane Mnouchkine ve Théâtre du Soleil, 20. yüzyılın totaliter rejimlere doğru sürüklendiği yılları dev bir tiyatro freskine dönüştürüyor. Ici sont les Dragons’ın 1918-1933 arasını ele alan ikinci bölümü Choc et mensonges (Şok ve Yalanlar), 30 Eylül’den itibaren Paris’te yeniden seyirciyle buluşuyor. Tarihi bugünün dünyasından okuyan Mnouchkine’in sorusu açık: Ejderhaların yumurtadan çıkmakta olduğunu zamanında görebilir miyiz?

Ariane Mnouchkine ve Théâtre du Soleil, tiyatronun tarih karşısındaki sorumluluğunu yeniden tartışmaya açan en kapsamlı projelerinden biriyle yoluna devam ediyor. Topluluğun “gerçek olaylardan esinlenen büyük bir halk gösterisi” olarak tanımladığı Ici sont les Dragons (İşte Ejderhalar), 20. yüzyılın siyasal felaketlerinin kökenlerine doğru uzun bir yolculuğa çıkıyor.

Hélène Cixous ile “uyum içinde” geliştirilen ve Mnouchkine’in yönetiminde kolektif olarak yaratılan yapıtın ilk bölümü, 1917: La Victoire était entre nos mains (1917: Zafer Ellerimizdeydi), Kasım 2024’te sahnelenmişti. 12 Mart 2026’da prömiyer yapan ikinci bölüm ise 1918-1933: Choc et mensonges başlığını taşıyor. İki bölüm 30 Eylül’den itibaren Paris’teki Cartoucherie’de ayrı ayrı ya da aynı gün art arda izlenebilecek. İkinci bölüm yaklaşık 3 saat 10 dakika sürüyor.

1917’den 1933’e: Felaket nasıl hazırlanır?

Mnouchkine’in amacı geçmişi yalnızca yeniden canlandırmak değil. Ici sont les Dragons’ın çıkış noktasında güncel bir soru bulunuyor: Avrupa, 21. yüzyılda yeniden nasıl işgal savaşlarının, otoriter rejimlerin ve milliyetçi-totaliter siyasetlerin tehdidi altına girebildi?

Mnouchkine ilk bölüm üzerine konuşurken projenin hareket noktasını Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline ve Vladimir Putin gibi bir siyasal figürü ortaya çıkaran tarihsel mekanizmayı anlama arzusuna bağlıyordu. Bunun için topluluk geriye, Birinci Dünya Savaşı’na ve Rus Devrimi’ne dönüyor. Mnouchkine’e göre aynı savaş hem Bolşevizmin hem de Nazizmin gelişeceği tarihsel zemini hazırlıyor.

İkinci bölüm tam da bu nedenle 1918’den başlıyor ve Hitler’in iktidara geldiği 1933’e kadar uzanıyor. Sahne üzerinde Lenin, Stalin ve Troçki’nin yanı sıra Hitler, Goebbels, Léon Blum, Mihail Bulgakov, Winston Churchill, Henry Ford ve İngiliz faşizminin lideri Oswald Mosley gibi çok farklı tarihsel kişiler beliriyor. Coğrafya da sürekli değişiyor: Moskova’dan Berlin’e, Londra’dan Paris’e, ABD’den Japonya’ya uzanan bir dünya panoraması kuruluyor. Ortaya çıkan şey klasik anlamda tarihsel bir oyun değil; belgeler, gerçek konuşmalar, siyasal metinler ve tarihsel olaylarla örülmüş bir tür sahne atlası.

Maske, belge ve büyük sahne makineleri

Mnouchkine’in yarım yüzyılı aşan tiyatro pratiğinin temel özellikleri Dragons’ta yeniden karşımıza çıkıyor: kolektif oyunculuk, maskeler, sürekli dönüşen dekorlar, müzik, farklı teatral geleneklerden yararlanan oyunculuk biçimleri ve sahne dönüşümünün seyirciden saklanmaması. Tarihsel kişiler kendi dillerinde konuşuyor; Almanca, Rusça, İngilizce, Japonca ve Fransızca sahnede yan yana geliyor ve Fransızca üstyazı kullanılıyor. Yaklaşık kırk oyuncunun dekorları, tuvalleri, çerçeveleri ve kostümleri sürekli dönüştürdüğü sahneleme, eleştirmenler tarafından sinematografik bir akışa sahip büyük bir “hareketli fresk” olarak tarif ediliyor.

İkinci bölümde Kronstadt denizcilerinin ayaklanması, Stalin döneminin sürgünleri, Ukrayna’daki Holodomor, Almanya’da Nazizmin yükselişi ve Avrupa ile ABD’de yayılan antisemitizm aynı tarihsel zincirin parçaları olarak ele alınıyor. Stalin tarafından susturulan Bulgakov’un hikâyesi ise siyasal iktidar ile sanat arasındaki ilişkinin en çarpıcı sahnelerinden birini oluşturuyor.

Geçmişi değil bugünü anlatmak

Birçok yorumcuya göre Mnouchkine tarihe bugünün bilgisini doğrulatmak için dönmekten çok, felaket henüz gerçekleşmemişken onun belirtilerinin nasıl göründüğünü araştırıyor.

Yalanın dolaşıma sokulması, düşman imgelerinin yaratılması, antisemitizmin sıradanlaştırılması, siyasal şiddetin normalleşmesi, demokratik kurumların zayıflaması ve toplumların yaklaşan tehlike karşısındaki kayıtsızlığı oyunda birbirine ekleniyor. Bu nedenle sahnedeki “ejderhalar” yalnızca Hitler ve Stalin değil. Asıl mesele, onları mümkün kılan siyasal ve toplumsal koşullar.

Le Monde, yapımın 1918-1933 dünyası ile bugünün siyasal atmosferi arasında kurduğu bağlantıya dikkat çekiyor. İkinci bölüm, yaklaşmakta olan felaketi ısrarla haber veren Churchill’in fırtınalı bir denizin ortasında belirdiği büyük sahne imgesiyle sonlanıyor. Buna karşılık oyunun başka bir hattında Bulgakov’un sözü öne çıkıyor: korkunun hiçbir işe yaramadığı fikri. Böylece Mnouchkine, tarihin kendiliğinden “tekerrür ettiği” gibi kolay bir düşünceden çok daha rahatsız edici bir soruya yöneliyor: Geçmişte felaketi mümkün kılan mekanizmaları biliyorsak, bugün onları ortaya çıktıkları anda tanıyabilir miyiz?

Paylaş.

Yanıtla