Geçtiğimiz sezonu seyirciye ulaşma, ekonomik koşullar gibi açılardan nasıl değerlendirdiklerini ve bu sezona yönelik hazırlıklarını sorduğumuz Hangardz Tiyatro Topluluğu’ndan Tara Demircioğlu ve Yeğya Akgün sorularımızı yanıtladı.
Grup oyunları 52 hertz’i geçen sezon toplam 11 kez sahnelemiş ve oyun 70 kişilik salonlarında yaklaşık 770 kişiye ulaşmış. Salonu doldurabilmek üretimin karşılığını görmek ve bu çalışmayı sürdürmek konusunda ekibe motivasyon sağlamış.
“Türkiye’de bir Ermeni oyuncu kadın olmak ne demek?” sorusundan yola çıkan 52 Hertz tiyatro, hareket, müzik gibi farklı disiplinlerin bir araya geldiği kolektif bir üretim süreci üzerinden şekillenmiş. Ekip oyunun, önceki çalışmalarında ulaşmadıkları farklı seyirci gruplarıyla karşılaşmasına ve daha geniş bir çevrede görünürlük kazanmasına vesile olduğunu söylüyor. Oyunun klasik bir dramatik yapıyı takip etmemesi, seyirciyle kurduğu ilişkiyi de farklılaştırıp kimi seyircinin samimi bir bağ kurmasını da sağlamış. Özellikle yerleşik ada halkından bazı seyircilerin toplu şekilde bilet alıp oyunu izlemeleriyle önemli bir temas alanı kurulmuş. Bununla birlikte ekip, Ermeni cemaatinden henüz oyundan haberdar olmayan ya da oyunu izleme fırsatı bulamamış önemli bir kesimin olduğunu da söylüyor.
Hangardz 52 hertz sonrasında seyirci profillerini yalnızca “tiyatro izleyicisi” üzerinden tanımlamak yerine, farklı kültürel çevrelerden, farklı tiyatro alışkanlıklarına sahip ve oyunu farklı referans noktalarından okuyan daha çeşitli bir izleyici kitlesinin oluşmaya başladığını değerlendiriyor.
Ekibin 2026-2027 sezonunda sahneye koyabileceği yeni projeler olsa da bunların hayata geçirilmesi finansal olanaklara bağlı:
“Bağımsız bir tiyatro olarak ekonomik anlamda repertuvardaki tek bir oyunu finanse ederken bile birçok mali yükün altına giriyoruz. Bu koşullarda ikinci bir oyunu sınırlı bağımsız kaynaklarımızla gerçekleştirmemiz neredeyse imkânsız.” Topluluk; sahne kiraları ve prodüksiyon maliyetlerinin kalabalık bir kadroyla oyun çıkarmayı engellediğini, daha küçük ölçekli prodüksiyonlara yönelmek durumunda kaldıklarını belirtiyor. Ekip oyunlarını bir emek dayanışması ve gönüllü çalışma ile çıkarıyor; hatta oyuncuların ve kreatif ekibin emeklerinin maddi karşılığını verememenin sıkıntısını yaşıyor.
Demircioğlu ve Akgün, Ermeni toplumu da sahneleriyle kendilerine kapılarını açtığı için şanslı olduklarını belirtiyorlar. Bunun dışında oyunlarını sahnelerken bağımsız sahnelerden olabildiğince dayanışma gördüklerini, fakat bu sahnelerin de güçlükle ayakta durduklarının farkında olduklarını söylüyorlar. Oyun sahneleme maliyetleri konusunda belediye sahnelerinin önem kazandığını ve düşük kira bedellerinin gruplara can suyu olduğunu ekliyorlar: “Ancak Kadıköy gibi makul koşullarda kullanılabilecek bir belediye sahnesinden de iki senedir bir türlü tahsis alamıyoruz. Bu husus, bizim gibi birçok alternatif bağımsız ekibin de gündeminde. Özetle, sahne kiralarıyla başa çıkabilmek günümüz koşullarında sürdürülebilir yeni üretimlerimizin önüne de ciddi bir set çekiyor.”
Hangardz yeni sezonda daha fazla kamu sahnesinin açılmasını ve bu sahnelerin adil, şeffaf ve eşit bir biçimde bağımsız ekiplerin kullanımına sunulmasını umut ediyor: “Bugün sahne kiraları ve prodüksiyon maliyetleri, bağımsız tiyatroların yeni işler üretmesinin önündeki en büyük engellerden biri. Dolayısıyla mesele yalnızca daha fazla oyun çıkarabilmek değil; bağımsız tiyatroların sürdürülebilir biçimde üretmeye devam edebileceği bir ortam yaratabilmek.”
Ekip farklı dillerin, toplulukların ve deneyimlerin tiyatroda daha fazla yer bulmasını da önemsiyor: “Hangardz olarak Batı Ermenicesini yaşatmak amaçlarımızdan biri; ancak kendimizi yalnızca bununla tanımlamıyoruz. Temel motivasyonumuz, evrensel tiyatro anlayışının imkânlarından beslenen, farklı meseleleri araştıran ve seyirciyle sahici bir ilişki kuran nitelikli işler üretmek. Batı Ermenicesi de bu üretimin içindeki önemli unsurlardan biri. Kısacası beklentimiz, daha sürdürülebilir, daha adil ve daha çoğulcu bir tiyatro ortamında özgürce üretmeye devam edebilmek. Bağımsız tiyatronun varlığını sürdürebilmesi yalnızca bizlerin değil, kültürel hayatın tamamının meselesi.”
