[Gülseren Üst Polat’ın Hafta dergisinde yayımlanan ve Aytek Şayan ile gerçekleştirdiği söyleşinin bir kısmını okurlarımızla paylaşıyoruz.]
Genç sanatçılara görünür olabilecekleri bir alan açan ‘Kısalar Festivali’ne sayılı günler kaldı. Kısa formatı bir süre kısıtı değil, yeni bir anlatı imkânı olarak gören oyuncu Aytek Şayan da festivalin mimarlarından. “Herkesin aslında 10 dakikalık bir fikri var” diyen oyuncu; tiyatronun deneyimle, merakla ve soru sormakla kurduğu ilişkiyi, festivalin çıkış hikâyesini ve kendi oyunculuk anlayışını anlattı.
Bir hikâyenin etkisi, süresiyle ölçülür mü? Eğer böyle olduğunu düşünüyorsanız bunun tam aksini söyleyen bir festivalden bahsedeceğim. 18-21 Haziran’da DasDas’ta gerçekleşecek ‘Kısalar Festivali’, tam da bu noktada yeni bir ifade alanı açmayı hedefliyor. Genç sanatçıların fikirlerini görünür kılabilecekleri bir buluşma zemini sunan festival, yalnızca oyunların sergilendiği bir etkinlik değil; üretimin, tartışmanın ve birlikte düşünmenin de parçası olmayı amaçlıyor. Bu etkinliğin hayata geçmesinde rol alan isimlerden biri olan Aytek Şayan ile kısa anlatıların gücünü, tiyatronun neden bir “deneyim” olduğunu ve oyunculuğa dair kendi yaklaşımını konuştuk.
Kısalar Festivali’ni doğuran o temel düşünce, ‘bu işi yapmalıyız’ dedirten motivasyon neydi?
Ben konservatuar tiyatro bölümü mezunuyum ama esasen amatör tiyatro çıkışlı olarak görüyorum kendimi. Uludağ Üniversitesi’nde Veterinerlik okurken, tiyatro topluluğunda 4-5 yıl çalıştım. Çok da iyi eğitim alıyorduk. Sene sonunda öğrendiklerimizi uygulamamız için kısa oyunlar sahneliyorduk ve sahneye koyuş biçimimizle kendimizi ifade ediyorduk. Tiyatro topluluğunun en güzel yanı ile konservatuarın en kötü yanı aynı aslında. Tiyatro topluluğunda oyunculuk ikinci, üçüncü planda, diğerinde birinci planda. Oyunculuk birinci planda olduğunda tiyatroyla değil, kendiyle ilgilenen bir nesil yaratmanız yüksek ihtimal ama eğer oyunculuk ikinci, üçüncü planda olursa neden tiyatro yaptığını anlayan ve bunun bir öğesinin de oyunculuk olduğunu düşünen bir nesil yaratmanız muhtemel. Üniversite tiyatro topluluğunun en güzel tarafı da -bizim Kısalar Festivali’nde de çok önemsediğimiz bir konu- oyun bittikten sonra üzerine konuşmak. Üniversitedeki bu yaklaşım benim aklımda kalan bir şeydi. En güzel tarafı, biri sana “gel şunu oyna” demiyor. Biri sana bir şey öğretiyor ve sen ne yapmak istediğine öğrendiklerin dahilinde karar veriyorsun. “Ben ne yapmak istiyorum” düşüncesinin üstü örtülmüyor.
Devamı için tıklayınız.
