Yerel Yönetimler ve Tiyatro

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Bu ay yayımlanan TÜİK gösteri sanatları istatistikleri, salon durumu ve seyirci sayılarıyla ilgili sorunları görünür kıldı. Verilerde seyirci sayılarında bir önceki sezona kıyasla küçük bir artış mevcut. Ancak daha yakından incelendiğinde sayıların ödenekli tiyatrolarda arttığı, özel tiyatrolarda düştüğü görülüyor. Tiyatro salonlarının ise sayıları artarak son 10 yılın en yüksek seviyesine gelmiş. Fakat bu salonların özel tiyatroların erişimine ne kadar açık olduğu muğlak. Buna Kadıköy’de belediye bünyesinde kurulan bir mekân olan Alan Kadıköy ekseninde dönen tartışmalar da eklenince kamu kaynaklarının ve mekânlarının kullanımı konusu bir kez daha gündemimize giriyor.

Kadıköylü tiyatro gruplarının fikirsel desteğiyle tasarlanan Alan Kadıköy’ün bu grupların kullanımına açılmadığı ve programa alınan oyunların seçim kriterlerinin şeffaf olmadığı yönünde eleştiriler gündeme geldi. Bu tartışma İstanbul ile sınırlı değil, son olarak Gaziantep’teki bağımsız tiyatrolar da salon kiralarının yüksekliğinden şikâyet etmiş ve yerel yönetimlerin kendilerine mesafeli yaklaştığını belirtmişti. Birçok topluluk, yüksek maliyetler ve sınırlı imkânlarla üretim yapmaya çalışıyor. Yerel yönetimlerin kültür-sanat politikaları bu nedenle yalnızca mekân yönetimi açısından değil, kültür-sanatın sürdürülebilirliği açısından da önem taşıyor. Kadıköy Tiyatroları Platformu’nun yerel yönetimlerin sanata desteklerinin nasıl olabileceğine ilişkin temel ilkeleri içeren bir dosya hazırlayıp belediyenin dikkatine sunması tartışmanın bundan sonraki seyri açısından önemli bir girişim.

Ankara Birlik Tiyatrosu’nun 8 yıldır oynadığı “Aşık Mahzuni Şerif” oyununun Amasya’da sahnelenmesinin İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından “siyasi görüş farklılıklarından dolayı halk arasında ikilik oluşturabileceği” gerekçesiyle engellenmesi, tiyatroların lojistik sorunlar yanında ifade özgürlüğüne yönelik baskılarla da mücadele ettiğini bize bir kez daha hatırlatıyor.

Geçtiğimiz yaz pek çok kadının sanat dünyasındaki taciz ve istismar vakalarını dillendirmesi, bu alandaki güç ilişkilerini ve erkek tahakkümünü gözler önüne sermişti. Benzer şekilde, oyuncu Ozan Güven’in, faili olduğu şiddet eylemiyle, bu eylem mahkeme tarafından dahi cezalandırıldığı hâlde herhangi bir hesaplaşmaya girmeden piyasaya dönme çabası karşısında da kadınlar sessiz kalmıyor. Zehra İpşiroğlu’nun da belirttiği gibi belki de bundan sonra sanatçılar bu tür şiddet eylemlerine başvurmadan iki kere düşünecek.

Tüm bu tablonun yanında geçtiğimiz hafta gerçekleşen Kardeş Türküler konseri hepimize umut oldu. “Aynı göğün altında yan yana” diyerek coğrafyanın farklı dillerinin ve kültürlerinin; müzisyenlerin yanı sıra dansçıların ve tiyatrocuların da performanslarıyla aynı sahnede buluştuğu bu gösterinin, barış ihtimalini konuştuğumuz bu dönemde ayrı bir anlamı vardı. Savaşların, farklılıklara tahammülsüzlüğün tırmandığı bir dönemde farklı seslerin duyulmasına, dinlenmesine duyduğumuz ihtiyacın ne kadar büyük olduğunu ortaya çıkaran gösteri bir arada yaşama iradesinin seyircilerle birlikte bir anlamda somutlaştığı bir etkinliğe dönüştü.

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: EDİTÖR

Yanıtla