Mizah, Toplumsal Çelişkilerin Sosyolojik Bir Dili Midir?

Pinterest LinkedIn Tumblr +

[Arslan Özdemir’in Bianet‘te yayımlanan analiz yazısının bir kısmını paylaşıyoruz.]

İyi bir mizahçı yalnızca güldüren kişi değildir. O, yaşadığı dönemin tanığıdır. Toplumun fark etmediği ayrıntıları yakalayan, görünmez hâle gelen sorunları görünür kılan ve sıradanlaşan çelişkileri yeniden tartışmaya açan bir gözlemcidir.

“İzahın sustuğu yerde mizah konuşur; çünkü toplum, anlatamadığı çelişkileri gülerek dile getirir.”

Toplumlar yalnızca hukukla, siyasetle, ekonomiyle ya da kültürel değerlerle var olmaz; aynı zamanda bu alanlarda yaşanan çelişkilerle de şekillenir. Her toplum, kendi içinde açıklayabildiği kadar güçlü, açıklayamadığı kadar kırılgandır. Tam da bu nedenle mizah, yalnızca insanları güldüren bir sanat değil; toplumsal gerçekliği görünür kılan güçlü bir sosyal dile dönüşür. Halk arasında sıkça dile getirilen “İzahı olmayanın mizahı olur.” sözü, ilk bakışta basit bir espri gibi görünse de toplumsal yaşamın en çarpıcı sosyolojik gerçeklerinden birini ifade eder.

İnsan, anlamlandırabildiği dünyada güven hisseder. Ancak toplumsal düzen içerisinde yaşanan çelişkiler, tutarsızlıklar ve akılla açıklanamayan olaylar arttıkça insanlar bu gerçekliği farklı yollarla ifade etmeye başlar. Mizah da tam bu noktada ortaya çıkar. Çünkü bazen kelimelerin anlatamadığını bir tebessüm, bir ironi ya da birkaç dakikalık bir sahne performansı anlatabilir.

Mizahın en önemli özelliği, gerçeği değiştirmeden onu görünür hâle getirmesidir. Toplumun konuşmaya çekindiği meseleler, normalleşen adaletsizlikler, gündelik hayatın sıradanlaştırdığı çelişkiler ve bireyin yaşadığı çaresizlikler mizah sayesinde yeniden tartışılabilir hâle gelir. Bu nedenle mizah, yalnızca eğlendiren değil; düşündüren, sorgulatan ve farkındalık oluşturan güçlü bir toplumsal iletişim biçimidir.

Yazının devamı için tıklayınız.

Bianet

Paylaş.

Yanıtla