Stand-up gösterisinde Kanuni Sultan Süleyman hakkında yaptığı bir şaka nedeniyle “tarihî, millî ve manevi değerlere hakaret” suçlamasıyla 9 Nisan’da gözaltına alınan komedyen Tuba Ulu’nun yaşadığı hukuki süreç, Türkiye’de mizahın sınırları ve ifade özgürlüğü tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Geçtiğimiz nisan ayında başlayan dava sürecinde, savcılık mütalaasında İngilizce “buddy” (arkadaş) kelimesinin “body” (beden) olarak yorumlanmasıyla “kadın cinsiyetini aşağılama” iddiası da dosyaya konu edildi. Dava, 14 Temmuz’da görülen karar duruşmasında 5 aylık hapis cezasıyla sonuçlandı.
Yargı süreci, yalnızca davanın hukuki boyutuyla değil; stand-up alanında ifade özgürlüğü, komedide cinsiyet eşitsizliği, sosyal medya tepkileri ve mizahçılar üzerindeki olası otosansür etkisi bağlamında da kamuoyunda tartışıldı. Son dönemde komedyenler hakkında açılan soruşturmalar ve davalarla birlikte, alternatif mizah sahnesinin karşı karşıya olduğu koşullar da yeniden gündeme geldi.
Ekim ayında prömiyerini yapmayı planladığı yeni gösterisi için hazırlıklarını sürdüren Ulu; gözaltına alındığı sabahı, savcılık mütalaasını duyduğunda hissettiklerini, turnelerde seyircisiyle kurduğu ilişkinin kendisi üzerindeki etkisini ve Türkiye’nin mevcut atmosferinde üretmeye ve sahneye çıkmaya nasıl devam ettiğini anlattı.
– İlk olarak o günleri en başından senden dinlemek istiyorum. Gözaltına alınmandan adli kontrol kararıyla salıverilmene kadar geçen zamanda aklından neler geçiyordu? Türkiye’de bir komedyen olarak günün birinde böyle bir tabloyla karşılaşacağını öngörüyor muydun, yoksa karşılaştığın muamele seni şaşırttı mı?
O sabah damacana su söylemiştim. Kapı çaldı, su geldi sandım. Baktım polisler… Elimdeki boş damacanayı bıraktım ve çıktık. Önceden avukatım uyarmıştı sosyal medyada hedef gösterildiğimde. “Tuba, bu iş iyi bir yere gitmiyor, dikkat et” dedi. Ben de bir önceki gün Bihter Ziyagil gibi giyinip evde bekledim. O gün gelmediler, ertesi gün sabah geldiler ve ben eşofmanlarımla gittim tabii. İfademi verdikten sonra, akşam saatlerinde denetimli serbestlikle bırakıldım. Annem çok telaşlanmış birkaç saat haber alamayınca, o üzdü beni biraz. Telefon yasaktı çünkü; arkadaşımdan öğrenmiş o da.
– Adli kontrol şartıyla serbest bırakıldıktan sonraki günlerde gerek salonlardaki seyircilerden gerekse seni takip edenlerden, meslektaşlarından nasıl tepkiler ve nasıl bir destek aldın?
Ben gösterilere devam ettim, başka şehirlerde turnelerim vardı. Bazı arkadaşlarım bazı şehirlere gitmesem iyi olacağını söylediler ama ben gittim. Bilakis çok büyük destekle karşılandım ve bu bana çok moral verdi. Sosyal medyada aldığım yüzlerce tehditten çok korkmuştum açıkçası. Çıktığım sahneler belli sonuçta. Oralara gelebilirlerdi. Ama seyirci harika karşıladı beni; o dönemki korkumu ve üzüntümü onlarla aştım.
– Savcı mütalaasında, şakanın “kadın cinsiyetini aşağılayıcı mahiyette” olduğuna dair bir iddia yer aldı. Bir kadın komedyen olarak, bizzat senin yazdığın ve kadın perspektifini gözeten bir şakanın, savcı tarafından bu şekilde tanımlanmasını nasıl değerlendiriyorsun?
Bu suçlamayı asla kabul etmedim. Çünkü bir yanlış anlaşılma da var. Mütalaada “buddy” yerine “body” yazılmıştı. Yani biri arkadaşlık anlamında, biri beden anlamında kullanılıyor. Ben arkadaşlık manasında kullanmıştım ki esası odur zaten terimin. Avukatlardan biri beni uyardı ve savunmamda söyledim bunu. Ayrıca bu terimde karşılıklılık vardır. Yani tek taraflı bir şey değil. Bunun dışında reklamcılık hayatımda da yıllarca “Kardelenler”, “Baba Beni Okula Gönder” gibi birçok proje yaptım. Sahnelerimde kadınlardan yana pozitif ayrımcılık yaptığım hikâyeler anlattım. Çünkü bu ülkede yaşayan bir kadınım ve zorluklarını biliyorum, yaşadım.
– Mahkemenin verdiği 5 aylık hapis cezası ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararıyla gelen 5 yıllık “suç işlememe” baskısını düşündüğümüzde; Deniz Göktaş’ın cezaevinden yazdığı mektuptaki “Yanlış anlarlar mı, manipüle ederler mi diye düşünüp, yazdığım şakaları silmekten sıkıldım” isyanı senin için de geçerli mi? Gerek bu tür hukuki sınırlamalar gerekse olası bir “sosyal medya linci” ihtimali, metinlerini yazarken senin içinde de bir otosansür mekanizmasını işletiyor mu?
Ben yazdığım şeylerde sansür için değil ama direkt söylemek yerine etrafından dolanmayı, örtülü söylemeyi seviyorum. Bu, seyirciye de alan bırakıyor. Keşif yapmasını sağlıyor şakada. Ama bazı durumlarda direkt olmak gerekebiliyor. Açıkçası şu an yeni gösterimi yazıyorum ve ben de bilmiyorum beni ne kadar etkileyecek bu durum. Zaten hiçbir zaman ayrıştırıcı bir dil kullandığımı düşünmüyorum. Sivri, evet ama ayrıştırıcı ve aşağılayıcı asla. Böyle bir tarzım günlük ilişkilerimde de hiç olmadı.
– Son dönemde; şakaları nedeniyle Boğaç Soydemir ve şakasına gülen Enes Akgündüz 32 gün tutuklu kalıp, 7 ay 15 gün ceza alarak serbest bırakıldılar. Deniz Göktaş ise 16 gündür tutuklu. Senin davanla da birleşen bu art arda gelen adli hamleler, Türkiye’deki alternatif komedi sahnesinin geleceğini nasıl etkiler? Sence komedyenler susacak mı, yoksa mizahın direnç alanı daha da mı görünür olacak?
Mizah her zaman bir yol bulur. Mizahçının işi budur zaten. Aksaklıkları, önyargıları, yasakları söylemenin yollarını bulmak. Tarzı değişir, söylemi değişir, kelimeler değişir ama nükte değişmez.
– Sektör içinden bazı isimler, Deniz Göktaş’ın tutuklanması ve senin yargılanman ile ilgili sessiz kalmakla eleştiriliyor, bu konudaki yorumun ne?
Ben kimseye “Neden ses çıkarmadınız?” diyemem. İnsanlara akıl da veremem, çünkü onların hayatlarını yaşamıyorum. İnsanlar çok büyük kitlelere hitap ediyor, bunun bir bedeli var. Her çeşit insan var bu geniş kitlelerin içinde. Tepkiler farklı olabiliyor. Ama ben kendi adıma her zaman desteklerim. Benim yapabileceğim budur.
Devamı için tıklayın.