Zehra İpşiroğlu
Adolescence
Almanya’da Steinbrecher’in yönetimine çok sevilerek izlenen Nachtcafe (Gece Kahvesi) programında kadına karşı şiddet, dolandırıcılık, yoksulluk, aile, göçmenlik, ırkçılık gibi bir konu seçiliyor ve bu konuya çeşitli açılardan katkıda bulunacak insanlar ve konuya göre psikolog, sosyolog, antropolog vb. uzmanlar davet ediliyor. Sorular çerçevesinde katılanlar kendi öykülerini anlatıyorlar, uzmanlar da kendi açılarından katkı sunuyorlar. Son izlediğim programın konusu suçlu çocuklardı. Hüzünlü yüzlü genç bir kadın kısa bir süre önce intihar eden on yaşındaki küçük oğlunun öyküsünü anlattığında herkes donup kaldı. Tim empati duygusu yüksek olan aşırı duyarlı bir çocuktur. Kızlarla oynamayı sever ama erkeklere bulaşmaktan itiş kakışmadan, şiddetten, futboldan nefret eder. Bu haliyle sık sık sınıf arkadaşlarının psikolojik tacizine (mobbing) maruz kalır. Bir gün kendisini durup dururken çileden çıkaran bir sınıf arkadaşına saldırınca diğer çocukların hücumuna uğrar ve ağır bir dayak yer. Ama hikâye bununla bitmez. Arkadaşları nasıl şiddete uğradığını görüntüleyen sahneyi videoya çekip internete koyarlar. Tim kendini tam anlamıyla rezil olmuş hisseder. Bu olayın altında öylesine ezilir ki intihar eder. Bu tür olaylar batı ülkelerinde başta olmak üzere bizde de sık sık tekrarlıyor.

Kazananlar Dünyasının Yapı Taşı: Narsisizm
Akran zorbalığı konusu film ve dizilerde de sık sık gündeme geliyor. Zehirli erkekliğin baskın olduğu narsist bir topluma en çarpıcı eleştiriyi son izlediğim Adolescense adlı İngiliz dizisi veriyor. Bu dizide 13 yaşında küçük bir çocuk olan Jamie, bir kız arkadaşını bıçaklayarak öldürmüştür. Önce her şeyi yalanlar ama gerçekler soruşturma sürecinde yavaş yavaş ortaya çıkar. Çocuğun özelliği daha çok çocuksu olmasıdır, o kadar ki soruşturmaya alındığında sağlık kontrolünden, söz gelimi kendisinden kan alınmasından bile ödü kopar.
Annesi ve babası şoktadır. Minicik çocukları nasıl katil olabilmiştir? Aslında film süresince bu çocuğun katil olabileceğine izleyici de inanamaz. Soruşturma sırasında Jammie’nin sınıftaki iki arkadaşı ile birlikte sürekli psikolojik tacize uğradığı ortaya çıkar. Kadın düşmanı Insel grubuna dahil olduğu iddiasıyla kızlarla yaşam boyu ilişki kuramayacağı, zaten hiçbir kızın onun yüzüne bile bakmayacağı söylentileriyle alaya alınır. Öldürülen kız da Jamie’yi sürekli aşağılayan ve küçük düşürenlerdendir. Jamie özel bir çocuktur, sanata merakı vardır, çok güzel resim yapar, ama diğer arkadaşları gibi spor meraklısı değildir. Sporcu olmaması, çocuksu olması, kızların peşinde koşmaması onu dışlamak için yeterli nedenlerdir.
Ailesi çocukla ilişkisinde acizdir. Anne eril bir aile yapılanmasının içinde ezik ve sönük kişiliğiyle geri plandadır, baba ise bu sorunun üstüne gideceğine ve Jamie’yi rahatlatacak bir çözüm arayacağına onu spora zorlar. Çevresindekiler Jamie’nin spordaki beceriksizliğini alaya aldıklarında da yerin dibine geçer. Jamie kendini çirkin, beceriksiz ve itici bulur, özellikle de kızların ona yüz vermemesinin altında çok ezilir. Müthiş bir değersizlik duygusu içindedir. Aslında bir ikilem içindedir hem kendini birçok açıdan diğerlerinden üstün hem de değersiz görür. Bu açıdan Jamie’nin kişiliği de narsist özellikler taşır. Filmin bir yerinde psikolog Jamie’yi bu zaafıyla yüzleştirdiğinde Jamie çevresindeki eşyaları yere fırlatarak her yeri yıkıp yakar. Ondan beklenilmeyen bu saldırganlığı filmin doruk noktasını oluşturur. Yaşananlar kazananların, yani kızları tavlayan yakışıklı sporcu delikanlıların yanında ötekileştirilen bu küçük çocuğun içine düştüğü derin çaresizliğin bir sunucudur. Bu dizide çocukların içinde yaşadıkları toplumun güç ilişkilerini nasıl yeniden ürettiklerine tanık oluyoruz.
Sorular
Filmin finalinde şu sorular ortaya çıkıyor: Neden anne ve baba çocuklarını kaybetme / kazanma ve rekabet üzerine kurulu spor çılgını bir dünyaya, neredeyse zorla adapte etmeye çalışıyor?
Neden kız ve erkek çocuklara dayatılan kalıplar (güçlü ol, ağlama, kendini ezdirme, erkek gibi davran, akıllı ol), bir an bile sorgulanmıyor?
Neden Jamie’nin yeteneklerini ve hayallerini göreceklerine ve onun kendini geliştirebileceği verimli bir ortamı sağlayacağına, onda sürekli bir eziklik, suçluluk ve değersizlik duygusu uyandırıyorlar?
Neden kazananlar kaybedenler karşıtlığından oluşan bir toplumun dayattığı ölçütleri sorgulamaktan bu kadar acizler?
Günümüzde sık sık gündeme gelen akran zorbalığı olayları yaşadığımız toplumun, bu toplumda ağırlık kazanan eril değerlerin (cinsiyet kalıpları) sonuçları. Bununla başa çıkmak çok temel bir toplumsal hesaplaşmayı gündeme getiriyor.
