(Sanat Meclisi’nin hazırladığı “Sanatta Hak İhlalleri Eylül 2026” raporunu okurlarımızla paylaşıyoruz.)
Sonbaharın ilk ayı tamamlanırken sanat alanında da yoğunluklar başladı. Sanata saldırılar da yasaklamalar da yeniden hızlandı… İşte sanat alanının 2026 Eylül’ünde yaşadıkları:
• Evinde ölü bulunan 51 yaşındaki oyuncu Serhat Mustafa Kılıç’ın, doktor raporuna rağmen TRT 1’de yayınlanan “Teşkilat” dizisi setinden çıkarıldığı iddialarına karşı DİSK’e bağlı Sinema Emekçileri Sendikası (Sine-Sen) yazılı bir açıklama yaparak, “Setler kölelik kampı değil, sanat üretim alanlarıdır. İnsan hayatını reytinge ve kâra feda eden bu düzene karşı sessiz kalmayacağız” dedi. Kadın arkadaşı ise, oyuncunun Lenf kanseri tedavisi gördüğü ve şiddetli boyun fıtığı ağrıları nedeniyle doktor raporu olmasına rağmen sete gitmeye zorlandığını aktardı.
• 140journos tarafından hazırlanan ve Narin Güran’ın ölümüne ilişkin süreçleri konu alan ‘Şeytantepe’ belgeseli, “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişime engellendi. Belgesel hakkında daha önce, “soruşturma ve kovuşturma süreçlerini itibarsızlaştırmaya yönelik faaliyetler” gerekçesiyle soruşturma başlatılmıştı. Yaklaşık 2,9 milyon kez izlenen belgesel Youtube’dan kaldırıldı.
• Oyuncu ve yönetmen Müfit Can Saçıntı, temmuz ayında Akşehir’de düzenlenen Nasreddin Hoca Şenliği’nde yaptığı “kayyum” esprisi nedeniyle hakkında yapılan suç duyurusu kapsamında ifadeye çağrıldı. İfadede şunlar var: “1990’dan beri mizah benim mesleğim. Sayın Demirel Cumhurbaşkanı sıfatıyla gelip ‘Olacak O Kadar’ ekibinin sosyal siyasal taşlamalar içeren ‘Üç Baba Hasan’ isimli oyununu izleyip alkışladığında oradaydım. Çünkü yazarlarından biriydim. 36 yıldır hiçbir esprim, şakam hakkında suç duyurusunda bulunulmadı, ifade vermek zorunda kalmadım. Bu yüzden şaşkınım. Nasreddin Hoca şenlikleri 65 yıldır yapılıyor. 65 yıldır hiçbir Temsili Nasreddin Hoca hakkında dava açılmamış suç duyurusunda bulunulmamış. Karagöz’den Ziya Paşa’ya Anadolu mizahı, sosyal içeriklidir. Toplumsal Meselelerle ilgilidir. Nasreddin Hoca’nın sosyal mesaj içermeyen hiçbir fıkrası bugüne taşınmamıştır. Bizim mizahımızı, hiçbir mesaj kaygısı içermeyen vodvil, fars, clown gibi dış mihraklı mizahtan ayıran budur. Sosyal, siyasal içerikli mizahı eleştirmek, en hafif tabirle yerli ve milli bir tavır değildir. Bu nedenle şenliklerin açılışında, Nasreddin Hoca’ya layık bir konuşma yaptım. Bir kişi hariç bütün halkın ve hazirunun gülüp alkışladığı video kayıtlarıyla sabittir. Mizahçıların en büyük kabusu esprisini, şakasını açıklamak zorunda kalmaktır. Bu nedenlerle şakamı açıklamayı, savunmayı, zul ve zulüm sayarım. Müştekiyi tanımam. Orada görmedim, herhangi bir şekilde muhatap olmadım. Yerel basından okuduğuma göre yaptığım espriyle ‘Muhatapları rencide ettiğimi’ beyan etmiş Ben, ‘Nasreddin Hocan’nın eşeğine kayyum atandım’ dedim. Bu cümlede muhatabım eşektir. Müşteki eşşeği rencide ettiğimi mi düşünmektedir? Avukat olduğunu öğrendiğim müşteki, eşeğin manevi ve mecazi avukatlığına mı soyunmuştur? Bu konuda ifadesine başvurulmasın temenni ediyorum. Şaka yapmıyorum. Temsil Nasreddin Hoca olma teklifi geldikten sonra, eşeğin yükünü azaltmak için tam 8 kilo verdim. Bir hayvan ve eşeksever olarak eşeği rencide etmemeye özen gösterdim. Hukuki bir savunma yapmayacağım. Hukuki boyutunu sayın savcıya, dava açılırsa sayın hakime, tarih nezdinde de halkımızın, milletimizin takdirine bırakıyorum. Başka diyeceğim yoktur.” Saçıntı’nın şenlikteki sözlerinin ardından AKP Konya Milletvekili Mehmet Baykan etkinlik alanını terk etmiş, “Bizim için Nasreddin Hoca gülmecedir, derstir ama siyaset değildir” açıklamasını yapmıştı. Baykan daha sonra sosyal medya hesabından da Saçıntı’nın ifadelerinin “temsili Nasreddin Hoca rolüne uygun olmadığını” savunmuştu.
• Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüyle ilgili seneler sonra yeniden yapılan araştırma kapsamında; ‘Kurtlar Vadisi’ adlı dizide ‘Kazım Kaşifoğlu’ isimli karakteri canlandıran oyuncu Sedat Savtak, bilgi sahibi sıfatıyla ifadeye çağrıldı. Savtak, “Oynadığımız senaryonun ne kadarı gerçektir ya da değildir, bizim en başta öncelikle zaten bir hüküm vermemiz sözkonusu değil, bir sözleşmemizi alıyoruz ve bu sözleşmenin gerektirdiklerini yapmak zorundayız” dedi. Savtak’a o dönem senaryo, senaristler ya da yapımcı hakkında bir şüphesi olup olmadığının sorulması üzerine, “Hayır, öyle bir gözlemim yok. Benim bilgilerim, bana verilen senaryoda ne yazıyorsa nasıl gelecek ve nasıl aktarmam gerekiyorsa sette, nasıl sunulduysa ben de oyunculuğumla değerlendirdim. Öyle bilgiler de bize verilmez. Bir hayal gücünden midir, neredendir. İyidir, bunu halkımız gayet iyi değerlendirmiştir” yanıtını verdi.
• Trabzon Sanatevi, 20 yıllık faaliyetin ardından tahliye edilerek kapatıldı. Trabzon’un Doğu Karadeniz’in önemli kültür merkezlerinden biri olduğunu ifade eden Başkan Mehmet Kuvvet, farklı sanat disiplinlerinden derneklerin bir araya geldiği Trabzon Sanatevi yapılanmasının ortadan kaldırılmaya çalışıldığını savundu. Kuvvet açıklamasında, Sanatevi’nin arkasında kentin yaklaşık 150 yıllık sanat birikimi bulunduğunu belirterek, alınan kararın yalnızca bir binanın tahliyesi olarak görülmemesi gerektiğini ifade etti. Süreç boyunca kendilerini temsilen seçilen iktidar partisinden bazı milletvekilleri ve siyasilerle yazıştıklarını ve görüşme taleplerinde bulunduklarını belirten Kuvvet, bazı randevu taleplerine “Bu iş bitti” denilerek karşılık alamadıklarını, bazılarının da “20 yıldır oradasınız, bir teşekkürünüzü görmedim” dediklerini ifade etti.
• Beşiktaş’a bağlı Ortaköy sahilinde sokak müzisyenliği yapan Muhammet Daşdemir ve arkadaşı Kürtçe şarkı söyledikleri sırada ırkçı saldırıya uğradı. İstanbul Adliyesi’ne giderek, suç duyurusunda bulunan Daşdemir ve avukatı Okan Acar, şahsın kendilerine doğru gelip şarkının hangi dilde olduğunu sorduktan sonra müzisyenlere ve Kürtlere küfretmeye başladığını, kadına neden küfrettiği sorulunca ise, “Ederim, canım öyle istedi. Allah’ın pis Kürtleri” yanıtını verdiğini ifade ettiler. O anları cep telefonu kamerasıyla kayda alan Muhammet Daşdemir, avukatı Okan Acar ile birlikte Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’ne giderek suç duyurusunda bulundu. Valilik ve belediyeden jüri sınavına girerek aldıkları resmi izin belgesiyle müzik yapmalarına rağmen sıklıkla engellendiklerini dile getiren müzisyen, “İzinlere rağmen bazen ırkçı kişiler yanımızda yüksek sesle ırkçı şarkılar açıyor. Bu ırkçılığı on günde bir düzenli olarak yaşıyoruz. İki ay önce de bir şahıs ‘Sahili işgal ediyorsunuz, bu ülkede iyi ki Mehmetçikler var’ diyerek bizi hedef gösterdi. Biz kimsenin diline hakaret etmiyoruz, kimse de bizim dilimize etmesin” ifadelerini kullanarak faillerin yargılanmasını istedi. Avukat Okan Acar, “Biz ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçundan işlem yapılmasını istedik. Hakaret suçunda ön ödeme ile cüzi miktarlar ödenip kurtulunabiliyor. Bu cezasızlık rahatlığıdır” diye konuştu.
• “Ailem Güvende” soruşturmaları ve operasyonları sürerken son haftalarda aralarında Evrensel’in de yer aldığı haber kuruluşları, gazeteciler, akademisyenler ve hak örgütlerinin sosyal medya hesaplarına yönelik art arda erişim engeli kararları verildi ve bu arada internet haber sitesi T24, İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği tarafından verilen kararla kapatıldı. Karara, T24’te “LGBTİ propagandası yapıldığı” iddiası gerekçe gösterildi. Gerekçeler arasında, karikatür ve illüstrasyon sanatçısı Mustafa Kutlukhan Perker’in “Büyülü Gökkuşağı” isimli çocuk kitabına yönelik bakanlık sansürünü konu alan karikatürü de yer aldı. Mehmet Y. Yılmaz’ın Sivas Kaliamı’nın yıl dönümü olan 2 Temmuz 2025 tarihinde yayımlanan “İç cepheyi güçlendirme’ provası” başlıklı yazısı da kapatma kararına gerekçe gösterilen yazılar arasında yer aldı. Söz konusu yazıda, karikatür dergisi LeMan’ın İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde bulunan ofisine şeriatçı gruplar tarafından düzenlen saldırı, polisin tutumu ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “İç cepheyi güçlendirelim” çağrıları konu alınmıştı. Dergiye Hz. Muhammed’i çizdiği iddiasıyla düzenlenen saldırıda İBDA-C örgütüne yakınlığıyla bilinen Büyük Doğu Akıncıları Derneği de yer almıştı. Yazısında “Pazartesi gecesi İstanbul’da Madımak Oteli katliamına benzer bir facia yaşanmadıysa, bu polisin başarısından kaynaklanmadı. İstanbul’da vatandaşın güvenliğini sağlamakla yükümlü olan polis, tıpkı 32 yıl öncenin Sivas’ında olduğu gibi ‘seyirci’ pozisyonundaydı” diyen Yılmaz, “İçişleri Bakanı saldırganlara ‘lütfen dağılın’ diye sesleniyor. Nezaketten kırılacak zannettim bir an için” gözlemini aktarmıştı. Aynı tutumun, “kimsenin malına ve canına kastetmeden gösteri yapmak isteyenler LGBTİ’lere” karşı sergilenmediğini belirten Yılmaz, “Bu cephede onlar ile birlikte olabilmenizin koşulu belli: Muhalefet etmeyeceksiniz, demokrasi talebinde bulunmayacaksınız… ‘İç cepheyi güçlendirelim’ derken bunu kastediyorlar. Pazartesi gecesi İstanbul’da bunun bir provasını yaptılar” yorumunda bulunmuştu.
• Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında Diyarbakır’da 10-18 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek olan konser ve etkinlik programında Kürt kültürüne veya Kürtçe müziğe dair içerik olmaması eleştirileri Meclis gündemine taşındı. DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’a verdiği soru önergesinde, “Kürt kültürünün, dilinin ve sanatının en önemli merkezlerinden biri sayılan Diyarbakır’da düzenlenen bu festivalin açıklanan resmi programında Kürt kültürüne, Kürtçe müziğe ve yerel sanatsal değerlere neredeyse hiç yer verilmediği görülmektedir” ifadelerine yer verdi. Eren önergede, bir bölgenin ya da şehrin kültürel etkinlikleri planlanırken, o yörenin tarihi dokusu, yaşayan halkın anadili, yerel sanatçıları ve kültürel beklentilerinin göz ardı edilmemesi gerektiğine vurgu yaptı.
Yolsuzlukların bütün ülkeyi sarstığı bir dönemde sanat iktidarın baş hedefinde. Her ay sanatın başına bin bir türlü baskı getiren ülke yöneticileri Eylül ayında yeni bir baskı türü daha keşfettiler. O da sanatçıyı oynadığı rolden ötürü sorguya çekmek. İşin ilginç bir başka yanı ise, sanatla ilgili bir dolu kurum bu duruma itiraz etmedi. Yeni sanat sezonu başlıyor. Bakalım daha neler görecek bu ülke. Alman yazar kuramcı Brecht bir yazısında, “Toplum faşizmin uygulamalarını olağan kabul ettiği zaman hapı yutmuştur” diyor. Sanat alanı bu soruyu kendine sormalıdır ama ne zaman soracak bilemiyoruz.
