Tören, Çocuk ve Tiyatro

Bülent Sezgin

Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğrencileriyle oyun-drama ve tiyatro hakkında okumalar yapıyoruz. Geçen hafta 40’a yakın öğrenciyle tartıştığımız makale, Doç. Dr. Tülin Sağlam’ın “Dramatik Eğitim: Amaç Mı? Araç Mı?” adlı yazısıydı. Drama metodunun çocuklarla ilgili pozisyonuna dair Peter Slade ve Dorothy Heathcote’un yaklaşımlarını oldukça güzel inceleyen makaleyi Türkiye bağlamında tartışmak istedik. Bu tartışma sırasında tüm öğrenciler çocukluk anılarından bahsetmeye başladı. Neredeyse herkesin anaokulu ve ilköğretim çağında katıldığı bir törene dair anısı vardı. Kimisi bir törende zorla ezberlediği cümleleri unutup seyirciye “rezil” olduğunu hatırlıyor, kimisi bugünden baktığımızda ezberlediği cümlelerin anlamını bilmediğini söylüyor, kimisi de cetvel zoruyla yaptırılan tören provalarını hatırlıyordu. Kimisi de ezberi güçlü olduğu için törenlerde en çok rol alan kişi olmakla övünüyordu. Tüm bu sohbetlerimiz sonrasında bu yazıyı yazma ihtiyacı hissettim.

Türkiye’de okul tiyatrosu ve çocukların tiyatrosu alanındaki kanayan yaralardan birisi de belirli gün hafta ve tören etkinlikleridir. Bilindiği gibi, Türkiye’de bir çocuğun tiyatro sanatı ile tanışması daha çok örgün eğitim kurumları içinde olmaktadır. Ancak tarihsel süreç incelendiğinde, okullardaki tiyatro faaliyetlerinin devletin resmi ideolojisinin güçlü bir biçimde yeniden üretildiği bir alan olarak kodlandığı görülecektir. Çocuklar için üretilen didaktik teatral metinler incelendiğinde, vatan-millet-sakarya ideolojisini destekleyen ve erkek egemen militarist kalıpları taşıyan yüzlerce dramatizasyon eseri mevcuttur. Gerek ders içi canlandırmalar, gerekse de yılsonu gösterilerinde çocuktan beklenen kendi yaşına uygun olmayan içerikteki metinleri dramatize etmesidir.

Özelikle belirli gün ve haftalar etkinlikleri, genelde kalıplaşmış aktivitelerin ötesine geçemeyen formlarda olan (bir monolog, ront veya şiirin sahnelendiği, çocukların büyük bir bölümünün zoraki katıldığı vb.) ve resmi ideolojinin yeniden üretildiği etkinlikler olarak değerlendirilebilir. Ancak son yıllarda, ideolojik bir değişim yaşanmasa da, sanatsal formların popüler kültür öğelerinden beslenecek şekilde değiştiğini söyleyebiliriz. Örneğin, geçtiğimiz günlerde izlediğim bir 29 Ekim töreni hamasi konuşmalarla ve şiirlerle başlayıp, kolbastı ile devam ederken, birden bire step dansı yapan “ponpon kızlar” ortaya çıkmakta, aynı kızlar kıyafet değiştirerek oryantal şova başlamakta daha sonra da tekno ritimlerle halaylar çekilmekteydi. Gösterinin sonu ise mankenlik provasının yapıldığı bir defile ile sonlanıyordu. Sonuçta ortaya çıkan, post-modern kültürün ve resmi ideolojinin sentezlendiği bir gösteriler formuydu.

Geçen gün izlediğim bir 10 Kasım anma programında tanık olduğum bir andan bahsetmek istiyorum. 3,5 yaşındaki bir erkek çocuğun babası, oğlunu M.Kemal Atatürk ile ilgili bir şiir okuması için zorla sahneye çıkardı. Belli ki çocuk evde günlerce bu şiire hazırlanmıştı, ancak söylediği şiir yaş grubuna hiç de uygun değildi. Çocuk anlamını bilmediği kelimeleri ağzından dökmeye çalışıyor, hayalinde bile anlamlandıramadığı ölüm imgesini seyirciye taşımaya çalışıyordu. Ancak çocuğun babası seyircinin alkışlarından dolayı o kadar mutlu olmuştu ki, gözleri doldu, bu “ölümsüz” anı kameraya aldı. Bu iki örnekten bile yol çıkarsak şunları söyleyebiliriz:

  • Tören gösterileri temelde belirli bir düşüncenin duyusal heyecanını uyandırmak için gerçekleştirilir. Diyalektik bir düşünsel süreçten ziyade, özdeşleşmeci ve yansıtmacı bir teatral estetik mevcuttur. Ancak işlenen tema savaş, şehitlik, ölüm, zaferler vs. olunca pedagojik anlamda ciddi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Örneğin varlık-yokluk kavramı olmayan bir çocuğu bir devlet adamının ölümü hakkında ağlak ve depresif bir moda sokmak çocuk gelişimi açısından ne derece doğrudur? Bence 4 ve 10 yaş arasındaki herhangi bir çocuk zihinsel ve bilişsel düzeyde algılamadığı kavramları sahne üzerinde canlandırmaya tabi tutularak, “teatral bir işkenceye” maruz bırakılmaktadır.
  • Tören gösterilerinde sanatsal yaratıcılık öğesi yok denecek kadar azdır, doğaçlama ve serbest çağrışıma yer verilmediği için mekanik bir prova ve gösteri süreci ortaya çıkmaktadır. Mizansen anlayışı da statiktir. Çocuklar bir nevi robot gibi, sahne üzerinde oradan oraya devinmeye zorlanırlar.
  • Bir çocuğun çoğunlukla ezbere dayalı metinleri, hele bir de anlamını bilmediği kelimeleri söylemeye çalışması ilerideki tiyatro yaşamına ciddi hasar vermektedir. Sevgi ve eğlence öğesinden yoksun bir sanat anlayışı çocukta bıkkınlık yaratmaktadır. Öğretmenin de verili görevi gerçekleştirmek için provada baskı oluşturması, çocuğun sahne üzerinde özgüven kaybına yol açmaktadır.
  • Benim düşünceme göre 1930’lu yılların tören gösterileri mantığı günümüz ideolojisini karşılamamaktadır. Örneğin benim en güldüğüm günlerden birisi Yerli Malı Haftası’dır. Yediğimiz etten giydiğimiz kota kadar her metanın küreselleştiği bir çağda hala böyle bir günün kutlanıyor olması eğitim sistemindeki çarpıklıklardan birisidir. Ya da 29 Ekim’de “nasıl bir cumhuriyet” istiyoruz sorusunu çocuklara hala sorduramıyorsak, milyona yakın kişinin öldüğü Çanakkale Savaşı’nı salt “şehit” edebiyatı yaparak kutluyorsak, 19 Mayıs törenlerini Nazi dönemi Almanya’sından kalan stadyum gösterileriyle kutluyorsak burada bir problem var demektir.

Tüm bu saptamalardan yola çıkarak sanat ve tiyatro eğitimcilerinin belirli gün haftalar ve tören etkinliklerine dair görüş oluşturması ve çocuk merkezli alternatif bir vizyon üreterek bir değişim tartışması başlatması gerektiğini düşünüyorum. Eğer gerçeğe ve kendimize fantezi yoluyla bakmamızı sağlayan bir sanat olan dram sanatına ihanet etmek istemiyor ve çocuklarımızın düşlerini ve imgelemlerini insanlık yolunda yaratıcı kılmak istiyorsak değişimin vakti ve zamanı gelmiştir.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Okuyucu Yorumları

“Tören, Çocuk ve Tiyatro” yazısına12 birden fazla yorum var.

  1. ege dedi ki:

    Ne kadar yerinde bir tartısma ve yazı..
    Bir süredir yurt dışında olduğum için Türkiye’deki -sürekli değişen-eğitim sistemini takip edemiyorum aslında. Her okulun müfredatında drama dersi var mı artık?

    ‘Her çocuk sanatçı doğar, asıl mesele büyüyünce de sanatçı kalabilmesidir’ diyor Picasso. Maalesef çocukların içindeki yaratıcı sanatçıyı bu basmakalıp gösteriler ve cesaret kıran ‘öğretmen’lerle öldürüyoruz. Vatan-milet ve Atatürk sevgisi kavramlarının da içini boşaltıyor bu bahsettiğin gösteriler, kuru bir beyin yıkamaya dönüştürüyor. Çocukların kendi yazdığı metin parçalarından oluşan gösteriler öğretilmiş sözlerden çok daha anlamlı ve etkileyici olmaz mı mesela?

  2. aslı dedi ki:

    Yazınız çok yerinde ve doğru.Maalesef ki eğitim sistemindeki çarpıklıklar çocukları eğitimden soğutuyor ve nefret eder hale geliyorlar.Bu sadece eğitimle ilgili kalmıyor.Çoğu şeyde bu böyle.

  3. Dilara Sarpdere dedi ki:

    Şu sıralar ülkemizde uygulanan eğitim öğretim sisteminin tartışılması gereken yanları olabilir,ama bazı yanlarını da avantaja dönüştürmek bizim elimizde.Drama dersleri için avanataja dönüştürebileceğimiz en önemli yanı da her dersin, her sınıf düzeyinin kazanım konularının, hedeflerinin önceden net bir biçimde belirlenmiş olmasıdır, bu noktada her ulusal önemi olan gün için hangi sınıf seviyesinde hangi konuya ne kadar değinileceğine dair bilgilere ulaşarak hazırlanan sunumların o kapasitede oluşturulması hem çocukların bilişsel kapasitesinin üsütüne çıkılmasına engel olacaktır, hem de çocuk için öğrenmenin pekişeceği bir ortam sağlanmış olacaktır. Drama derslerinin ve gösterilerin müfredatlar ışığında hazırlanması veya çerçevelendirilmesi hem eğitimcileri hem de öğrencileri mutlu edecektir diye düşünüyorum.

  4. Belgin Doğan dedi ki:

    Boyle bir yazı insanlara dogruyu göstermek adına cok gerekliydi bence, ve cok doğru ve güzel bir tartışma yazısı olmuş. Maalesef drama ve tiyatroda olduğu gibi, bizim egitim sistemimizin birçok yerinde zorlama ve dayatma olduğu icin cocuklar bu alanlardan korkuyorlar, çekiniyorlar veya sevmiyorlar ama bence bu tamamen onlara zorla yaptıranların sucu diye düşünüyorum. Mesela yazı da ornek verilen 10 kasım anma gunünde cocuğa zorla okutturulan siir, bence cocuk tabiri caizse orada psikolojik bir iskenceye maruz kalmış cünkü daha anlamlarını dahi bilmediği o kelimeleri söylemeye ve hüzünlü bir ruh haline sokulmaya çalışılmış ki bu da o cocuğun psikolojisi ve gelecegi adına cok kötü bir durum. Bu tarz zorlamalar yerine cocuğun yasina ve seviyesini uygun aktiviteler düşünülmeli ve uygulanmalı bence.

  5. diler dedi ki:

    Her kelimesine sonuna kadar katıldığım bir yazı. ilköğretim yıllarında tüm çocuklar belirli günler ve haftalar “sorununu” yaşamıştır. ilkokul 1. sınıftan lise son sınıfa kadar törenlerde okunan tüm şiirler, tören formatları, öğrencilerin giyecekleri kıyafetler, öğretmenlerin duracağı yerler, yapılan konuşmalar hep birbirinin aynısıdır ve belli bir süre sonra öğrenciler tarafından ezberlenmiş olan işkencelere dönüşür. özellikle lise çağlarında öğrenciler bu tür klişe törenlere katılmak istemezler ve bunun karşılığında düşük not almakla, yoklama alınmasıyla ya da gelmedikleri takdirde disiplin cezası almakla tehdit edilirler. tüm bu tehdit ve emirler yerine ilginç, farklı dikkat çekici ve öğrencilerin severek katılacağı gösteriler yapmak kimsenin aklına gelmez. lisede 23 nisan törenine katılmadık diye bizi vatan hainliğiyle suçlayan hocalarımız hiç aklımdan çıkmaz. daha acı olanı ise tüm bu gösteriler ve klişe kutlamalar eleştirilemeyecek kadar kutsanmıştır ve yanlışlığını eleştiremezsiniz. eleştirirseniz de her zaman yanlış anlaşılır ve belirli bir ideolojiye karşıt olduğunuz düşünülür. çocukların psikolojisi, içinde bulundukları durumlar ve ruh halleri ise maalesef Türkiye’de hiç kimsenin umurunda olmadı ve bundan sonrada olacağını düşünmüyorum. bu törenler, uygulamalar bu gün kaldırılsa ya da yeni bir yaklaşım getirilse en son tartışılan ya da konuşulan konu çocuklar ve onların yaşadıkları olur. her zaman ve her yerde olduğu gibi siyasi ve ideolojik tüm unsurlar onların önüne geçer. maalesef.

  6. fatmanur olgaç dedi ki:

    her zaman çocuklar için doğru ne ise o yapılmaya çalışılıyor lakin farketmediğimiz, onların yaşamlarını büyük bir derecede etkileyecek öyle hatalar yapılıyor ki belki bunu biz yapıyoruz. Yıl sonu gösterileri, önemli gün ve haftalar kutlamaları hep önceden tasarlanmış planlar üzerine. Eğitimci bu planları uygulamak zorunda ve öğrencilerde çoğu okuduğu şiirin, sergilemeye çalıştığı tiyatronun ne anlama geldiğini kavramadan, ne içerdiğini bilmeden bir şeyleri yapmak zorunda. Gösterilerin sonunda çocukların bazıları başarır, bazıları ise başarılı olamaz. Başarırsa eğer toplum( en önemlisi aile) tarafından ödüllendirilir başaramaz ise bir o kadar da cezalandırılır. Kendimden örnek vereyim ilköğretim ve orta öğretim süresi içinde hiçbir zaman topluluk önünde şiir okumadım ya da bir tiyatroda rol almadım. Sebebi de 1.sınıfta anlamını bile bilmediğim bir şiiri doğru bir şekilde okuyamam, dolayısıyla diğer ki yıllarda özgüvensizlik. Küçük yaşlarda bir çocuk aslında şu an bir yetişkinin yapamadığı kadar doğaçlama yeteneğine sahip bence. Şiirler okutmak, önceden söylenecek sözlerine, yapılması gereken hareketlere kadar yazılmış tiyatroyu oynatmak yerine bence doğaçlama ile oluşan kısa süreli oyunlarla, sunulmak istenen konular rahatlıkla çocuklara kazandırılabilir. Böylece her çocuk küçük yaştan soyut kavramlarla uğraşmak yerine onları drama ile kavramları kendi dilinde anlayabilir. İleride Çanakkale savaşları sorulduğunda aklına gelen sadece “Şehit” kavramı yerine anlamlı bir bilgi istiyorsak yazınızda belirttiğiniz gibi yaratıcı düşünmenin zamanı çoktan geldi diye düşünüyorum.

  7. meltem dedi ki:

    Törenlerle ilgili tespitlere sonuna kadar katılıyorum. Yapılan törenlerin çocukların gelişimi hariç herşeye hizmet ettiği kanısındayım. Okulların gövde gösterisi, ana babaların egoları, çeşitli ideolojik düşünceler uğruna çocuklara resmen eziyet ediliyor.

  8. ismail dedi ki:

    Gerçeketen çok yerinde tespitlerde bulunmuşsunuz. Yazınızı keşke daha önce okumuş olsaydım diyorum kendi kendime çünkü bu tarz törenlere ya da öğrencilerin içinde bulunduğu duruma hiç bu türlü bakmamıştım. İlkokuldan bu yana bu tarz törenlere bizler de katıldık ama hiç sorgulamadık bunları. Bizlere ne söyleniyorsa onları hatasız yapmaya çalıştık. Peki niye? Kendimiz istediği için mi? Tabi ki hayır. Sizin de altını çizdiğiniz gibi ya ebeveynlerimizi memnun etmek ya da öğretmenlerimizden fırça yememek için… Ama bir kimse de çıkıpta daha farklı ne yapılabilir diye sormadı. Belki bu durum öğretmenlerin isteksizliğinden kaynaklanıyor belki de onları da böyle davranmaya iten kalıplaşmış bir düzen var. Ve kimse bu düzenin dışına çıkmak istemiyor gibi malesef. Umarım, başta öğretmenler olmak üzere tüm gerekli kurumlar bu durumun farkına varır ve yeni nesiller daha yaratıcı ve özgüvenli yetişirler…

  9. Cansu dedi ki:

    Merhabalar,bu konuya dair farkındalık uyandırmak için çok güzel bir başlangıç yaazısı olduğunu düşünüyorum. Okul öncesi öğretmenliği bölümü öğrencisi olarak kendi deneyimlerime ek olarak birçok kez bu ve benzeri duruma şahit oldum. Törenlerde heyecan ve stres yüzünden istifra eden, gerginlikten birbirine sataşan kavga eden, en ufak bir yanlışta sorumluluğunu yerine getirememiş olmanın verdiği inanılmaz üzüntü yüzünden tüm gün ağlayan çocuklar.. ‘Ne yapılabilir?’ diye sorulduğunda köklü bir çözüm bulabilir miyiz ya da bulsak da mevcut şartlarda uygulayabilir miyiz bilemiyorum. Çocukların çocuk olarak yaşayabildiği, çocuk gibi eğlenebildiği, gönlünce saçmalayabildiği, tüm baskılardan kurtulabildiği bir atmosfer yaratabilmek için neler değiştirilmeli? Ben şu an için ebeveynlerin, zorunda kalan ve kalmayan eğitimcilerin ve ne yazık ki masa başından direktifler vererek hayatımızı şekillendiren siyasilerin bakış açısında köklü bir değişiklik yaratılabileceğine ihtimal vermiyorum. Hepimizin ellerini taşın altına koyarak fark yaratmak için harekete geçmesi gerektiğini düşünüyorum.

  10. feza dedi ki:

    Cesur bir dille ele alınan bu yazıyı bütün kalbim ve düşüncemle destekliyorum. Maalesef eğitim sisteminin getirdiği daha doğrusu dayattığı tören, kutlama, gösteri, anma vb. gibi etkinliklerle, henüz gelişimini tamamlama aşamasında ve çabasında olan öğrencilerimizi kullanma olarak görüyorum. Kullanmadan kastım ise büyüklerin eğlence veya ego savaşı olarak küçük yaşlardaki insanları öne sürmesidir. Onların gereksizce olgun gösterme çabaları onların gelişimine, makalede de değinildiği gibi köstek oluyor. Henüz soyut boyut gelişimini tamamlayamadan algılarını aşan işler yaptırılmaya zorlandıkları zaman olgunlaşmadıkları gibi, bu süreç onları zedeliyor. Özgüven ve yaratıcılıkla ilgili sıkıntılar ortaya çıkartıyor. Zaman içerisinde bu durum ve o ‘çocuk’ olarak görülen bireyler, yaşları ilerlediğinde istemsizce gösteri ve tiyatroya karşı ters tepki veriyorlar. Küçük yaşta yaşanılan bu zorlama yerine öğrencilerin istekleri ve kendi gösterilerini hazırlayabilecekleri ortam sunulmalı. Bu şekilde, yaratıcılıklarını zinde tutar ve bu bireylerin sanatla olan ilişkilerini ve sanata bakış açılarına olumlu yönde destek olunur.

  11. Rabia dedi ki:

    Merhaba, öncelikle çok güzel bir konu gerçekten. Bir okul öncesi öğretmeni olacağım için böyle bir yazıyı okumak beni çok mutlu etti. Provalarda zorla istemediği rolü çocuğa yaptırmak, anlam veremediği şeyleri çocuğa okutmak inanın akıllarından hiç çıkmıyor. Sanattan tiyatrodan ister istemez uzaklaşıyorlar. Bu çok yerinde bir tespit. Bizim millet olarak sanatsal hobilerden uzakta olmamızın temel sebebidir.

  12. Büşra Kaya dedi ki:

    Yazının birçok yerine katılmakla beraber, en önemli şeyin çocuklar üzerinde bir hasar yaratması olduğu kanısındayım. Daha önceden yaptığım stajlarda da gördüm ki çocuklar bu provaları gönüllü olarak yapmak istemiyorlar. hem çocuklar hem de öğretmenler için bir işkenceye dönüşüyor. Bu nedenle alternatif çözüm yolları bulunmalı ve uygulanmalı.

Yorum


işlemi tamamlayınız: