Herkes Racon Kesince Mahalle Bitti

(Ayça Örer’in 04.01.2010 tarihli Radikal’de yayınlanan Erkan Can’la yaptığı röportajı yayınlıyoruz.)

Geçen yıla üç film sığdırdınız, biri de Çakal…
Ee bitecek artık, bu sondu. Artık biraz dinlenmek istiyorum. Gelen tepkileri bilmiyorum çünkü çok koşuşturmam var, bir de şöyle bir durum var. Ben filmi oynadım, benim için film bitti. Biz unuttuk o teksti. Bundan sonrası yapımcının, yönetmenin işi. Birinin ilk filmi, birinin son filmi, birinin imtihan filmi derken yoruldum artık. Ben gençlere yetişemiyorum. Onları çok seviyorum ayrı konu ama bir süre böyle yürümem, kendi sağlığıma bakmam, kafamı boşaltmam lazım…

Bir nadas gerek yani…
Bir nadasa bırakmam, bir kalafata çekmem lazım kendimi. Tekneye bir bakalım, midye bağladı altı gitmiyor; artık bir raspa yapmamız lazım. Bir de tiyatro yapıyorum işte. O artık tamam, hep olacak hayatımda. Bir on sene kadar ara vermiştim, bundan sonra aramız olmayacak, devam edeceğiz tiyatroyla.

Bugünlerde BKM’deki ‘Alevli Günler’ oyunuyla sahneye geri döndünüz. Bu on yıl içinde dizi vardı, film vardı, tiyatro eksikti…
Bakırköy Şehir Tiyatrolarından istifa edince hayat bizi başka bir yere götürdü. Dizileri çektik, sinemayı öğrenmeye çalıştık. Hâlâ da çalışıyorum ama artık tiyatro hep olacak. Tiyatronun dışında dizi ya da sinema yapacağım. Özlemişim tabii…

10 sene sonra sahneye çıkmak nasıldı?
Adrenalin oldu. Kendimizi yeniledik, şarj ettik. Tiyatronun başka bir havası, enerjisi var. Bu enerjiye de benim ihtiyacım var. Devam yani, tiyatrosuz olmaz artık.

Geçen sene hem Çoğunluk, hem Siyah Beyaz, hem Çakal vizyona girdi. Yoğun çalışıyorsunuz…
Öyle oldu hakikaten ama biraz da kendime zaman ayıracağım. Sinema sektörü bu ara hızlandı. Bir sürü film çekiliyor, genç yönetmenler, yazarlar, kameramanlar… Akla gelmeyen bir sürü konular, bir sürü hikâyeler var türlü türlü. Bunların olması, insanların görmesi lazım. Bir de ‘iş yapar iş yapmaz’ durumu var, orası da hallolacak inşallah ama sinema dediğin geleceğe kalıyor işte. Bugün seyredilmez ama on yıl sonra bakılabilir. Çünkü önemli bir belge. Bazı filmler kendi macerasını yaratır.

Altın Portakal’a iki filminiz birden gitti, biri ödül aldı…
Yaptığımız filmlerden bir tanesi zaten ödüller aldı. Bu da benim için, filmler için iyi bir puan ama bir film iş yapmıyor diye kötü düşünmek gerekmiyor. Gelecekte ne olacak ona bakmak lazım. Çakal bence derdini anlatıyor, eksikleri olabilir, normaldir. Sanat da mükemmeli aramak zaten. Ne derler, yol uzun… Çakal söyleyeceği şeyi belki biraz sert söylüyor ama bu sertliğe de ihtiyaç var. Hiç bu sertliği bilmeyelim, hatırlamayalım, hasıraltına süpürelim… Biraz da sertliği görmek lazım.

Siz Bursa’da mahalle kültürü içinde doğup büyüdünüz, anlatırken de, ‘Beni ağabeylerim büyüttü’ diyorsunuz.
Her zaman söylerim ben şanslı bir mahallede doğup büyüdüm. Ağabeylerim olmasaydı ben farklı bir yerde olurdum. İyi ki onlar varmış. Onlara minnettarım. Gözümün perdesini kaldırdılar. Mahalleler hem çok iyidir, hem serttir. Çünkü sokak serttir ve orada misket oynarken, biz cilli deriz Bursa’da, adalet öğrenirsin. Zaten insanlar tertemiz doğuyor, kirleniyor, duruma uyanırsa temizlenerek gitmeye çalışıyor. Ben hiç tiyatro sinema gibi bir yanım olduğunu bilmiyordum, ağabeylerim bana fark ettirdiler. Hayatım yine mahallede geçti ama bu kez sanatla geçti. Tiyatrocu da olmasaydım bir yerlere girer bir çıraklık yapardım. İyi çıraklık yaparım. Kahveden tut, kaportacılığa kadar. Elektrik bölümünden mezunum zaten. Aklına gelen her şeye girip çıkmışlığım vardır çocukken. Ama bizim kuşak yarım kuşaktır, her şeyimiz yarım kaldı. Şimdi onları tamamlayıp yürüyoruz.

Şimdi nasıl mahalleler?
Şimdi herkes kendi kafasına göre kural belirliyor. Daha sertleşti, köşeli oldu. Eskiden gene mahallenin ağabeyleri vardı ama onlar hak hukuk bilirdi. O negatif durumun içinde bile bir adalet, bir racon vardı. Şimdi bu işler yok gibi görünüyor. Herkes kabadayı. Mahalleler bitti bana göre…

2010’da mahalle kültürü Tophane saldırısıyla gündeme geldi…
Öyle olmaz mahallede. Tophane başka bir yer. Eski mahalle kültürü olsaydı bu olmazdı. Bir ağabey gelir, konuşur, eğer orada öyle bir şey oluyorsa –ki hiç olduğunu zannetmiyorum- hallederdi. En son kavga belki… Bizim ağabeylerimizin ağzından küfür çıkmazdı. Öyle bir jargon yaparlardı ki, zerzevat, salata malata. Hep yumuşatırlardı. Şimdi böyle oldu küfür. Küfürsüz argo yapardı ağabeylerimiz. Sinkaflı laflar vardı. İsteyen alır, almayan yürür giderdi.

Bu yıl da köy enstitüleri üzerine bir film hazırlığı içindeymişsiniz… Bu babanızın hikâyesi mi?
Sayılır, benim babam da Arifiye Köy Enstitüsü mezunu. Onları biraz anlatan iyi bir senaryo yazmış çocuklar. O da bir iki senedir kafamızda geziyordu. Bu yaz gerçekleşecek herhalde. Bir de iki kişilik bir deniz filmi var bakalım. Büyük ihtimalle bunlar olacak. Bunlar eski projeler olmasa hiçbir şey yapmak istemiyorum ama bunları da yapacağız artık. Yoruldum yoksa, yorgunum..

Ayça Örer

Radikal