Bir Direnişi Anlatmayı Denemek…

Mirza Metin ve Berfin Zenderlioğlu’nun öncülüğünde kurulan DestAR Tiyatro’nun bu sezona damga vuracak oyunu Disko 5 No’lu, 30 yıl öncesiyle yüzleşmeye çağırıyor!

“5 No’lu vahşeti üzerine bir deneme… Disko: Türkiye’de bilindiği üzere askeri bir işkencehanedir… Bir örümcek, bir sinek, bir fare, bir köpek, bir gardiyan ve bir mahkum tek vücutta dile geliyorlar. Aklın ve hayal gücünün sınırlarını zorlayan insanlık dışı bir vahşeti anlatıyorlar. Oyun metni ‘Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’ ile ilgili yazılmış anı, araştırma, belgesel çalışması ve görüşmeler kaynak alınarak yazılmıştır. Oyunun niyeti bir vahşeti az da olsa gözler önüne serebilmek ve bu vahşetle yüzleşebilmek için küçük bir kapı aralamaktır. Bir şeyi belirtme ihtiyacı duyabiliriz. Disko 5 No’lu bir vahşeti anlatmayı dener. Bir direnişi anlatmayı denemek de en az bir vahşeti anlatmayı denemek kadar önemlidir. Direnişi anlatmayı denemek kendi başına çok güçlü bir başlıktır. Biz vahşeti ve direnişi birbirine karıştırmak istemedik. Yüzleşmek ve fark etmek için önce vahşeti anlatma yolunu seçtik.”

DESTAR TİYATRO’DAN “DİSKO 5 NO’LU”

Mail’ime düşen bu davetten sonra davete icabet etmemek olmaz deyip, Ortaçgil’in “Uf biri anlatsın hemen nedir bu normal / Canım sıkıldı yoksa ben miyim anormal” şarkısı minvalinde rotayı; 2008’de, Mirza Metin ve Berfin Zenderlioğlu’nun öncülüğünde kurulan DestAR Theatre’a çevirdim. Dünya tam gaz devinimsiz ve bol konforlu yükselişe(!) geçmişken, birilerinin bir şeyleri dert etmesi ve bunları paylaşım halleri takdire şayandır, alt metninden yola çıkarak merak ettim, ‘Kimdir bu DestAR Theatre?’ diye! (Düşününce dört başı mamur; evrende 50 milyon canlı türü varmış ve bunlardan sadece ‘bir tanesi insan’sa… Neyi paylaşamıyoruz, nedir bu kadar zorumuza kaçan?! Tuhaf-saçma değil mi?! Bu aralar mesaimi Albert Camus şereflendiriyor, o yüzden yanlış anla(ma)yın birazcık!)

Çantamda Bayram Boyzel’in Deng Yayınları’ndan 2007’de çıkan ‘Dörtlerin Gecesi’ kitabı, kafamda zilyon tane Ulucanlar, Metris, Bayrampaşa, Diyarbakır Cezaevleri’nin 12 Eylül 1980 dönemi fotoğrafları, içimde ise binlerce insan çığlığı, İstiklal Caddesi – İmam Adnan – Nane Sokak’ta konuşlanan Şermola Performans’a doğru yola koyuldum. (Es notu: Şermola: Suriye’nin Amudiye şehrine bağlı mezarlıklarıyla ve delileriyle bilinen bir tepenin adıymış.) Bir itiraf: Daha önce hiç Kürtçe diyaloglu bir oyuna gitmemiştim. Bu Shakespeare’ı kendi dilinden okumayı arzulamak gibi… Anlayabilir yahut algılayabilir miyim diye çekincelerim de olmadı değil! Ama koyu bir anksiyeteli olarak, hiç de düşündüğüm gibi çıkmadı. Öyle bir anlattı ki Destar ekibi, dillerim lâl oldu, kan ve demirin tadı hâlâ genzimi yakıyor. Bir beden, ancak bu kadar iyi dile getirebilirdi.

BİR İNSANIN ACISINI HİSSETMEK…

1980 askeri darbecilerinin Diyarbakır Cezaevi’nde yürüttüğü sistemli asimile politikası, ekibin süzgecinden geçerek ilk kez tiyatro sahnesinde irdeleniyor. DestAR Tiyatro, Kürtçe Tiyatro’nun ulusal anlamda değer kazanması için mücadelesini sürdüren bir topluluk. Yeni oyunları Disko 5 No’lu ile de biz izlekleri yakın tarihle yüzleşmeye çağırıyor. Bugüne kadar seyircisinin karşısına politik ve toplumsal söylemi içinde barındıran, bunu yaparken de tiyatronun anlatım olanaklarından en iyi şekilde yararlanmayı bilerek derinlikli oyunlarla karşımıza çıkan DestAR, bu oyunla da hedefi tam onikiden vurmuştur bence.

Yorumunun ve oyunculuğunun hastası olduğum, bedenini her şekle rahatlıkla sokabilen, adeta sahnede devleşen Mirza Metin’in yazıp oynadığı oyunun yönetmenliğini Berfin Zenderlioğlu üstleniyor. Kürtçe bilmemenize rağmen, Mirza’nın anlatımı öyle doğal ve olduğu gibiydi ki çok da zorlanmıyorsunuz aslında, üst çeviriyi okumanıza bile gerek kalmıyor. Bir insanın acısını hissetmek için aynı dili konuşmaya gerek yok, bunu bir kez daha anlıyorsunuz. 1980 faşizmi an be an karşınızda yaşanıyor sanki. Bir örümcek, bir sinek, bir fare, bir köpek, bir gardiyan ve bir mahkum tek vücutta sahnede. Aklın ve hayal gücünün sınırlarını zorlayan insanlık dışı bir vahşeti anlatıyor. İşkence gören bir insanken, birden işkence yapana, dört bacaklı örümceğe yahut bir fareye dönüşüp, onların dilinden anlatıyordu meramını. Suların içinde bedeninin ve retinasının her dokunuşunu hissettiren bir performans; Disko 5 No’lu.
Sahiciliğiyle bünyeyi zorlayan sahne tasarımı ve afiş Metin Çelik, ışık tasarımı Alev Topal, üst yazı çevirisi Naze Yerlikaya’nın imzasını taşıyor. Daha önce Ankara Tiyatro Festivali’nde seyirci karşısına çıkan oyunun kaynakları ise; 5 No’lu Belgeseli / Çayan Demirel, Auschwitz’den Diyarbakıra / İrfan Welat, Biz Bunlara Çok Güldük / Hüseyin Masdar, Diyarbakır 5 No’lu / Bayram Bozyel, Dörtlerin Gecesi / Mehmet Tanboğa-Fevzi Yetkin, Ölüm Koridoru / Fırat Aydınkaya, Sayım Düzenine Geeeç! / Yılmaz Sezgin.

UTANIYOR MUSUN?

Oyun metni 5No’lu ile ilgili yazılmış anı, araştırma, belgesel ve görüşmeler kaynak alınarak kaleme alınmış. Yani ortada masal yok, görmek istersen hayatlar, duymak istersen de gerçekler var. Tabii oyunu dikizden sonra utançla eğilen başının gölgesinde, gördüklerinin asla beyninden gitmemesi ihtimali de var! Disko 5 No’lu’nun mahkumu, “Üzülme anne. Böyle şeyler yüzünden insan öldürmek aptallıktır ve onlar aptallar.” Diyor ve biz izleklerin gözlerinin içine bakarak-akarak ekliyor: “Utanın!” “Utanıyor musun?” Anneannemin lafıdır; ‘İnsan yaşamadan bilemez-anlayamaz ama hep sanır.’ Ben de sanıyorum, bu utanma hissiyatına bağlanmadan önce varoluşsal problemlerimizi tamamlayıp, en âlâsından da tarih-imiz-le yüzleşmemiz gerekecek. O vakit, gerçeği sanatın başka diliyle tiyatro kadrajından görmeye cesaretiniz varsa, Disko 5 No’lu her perşembe, saat 20.30’da, Şermola Performans’ta… Tel: (212 243 74 36)

stargazete